Sendikalı oldukları için işten çıkarılan işçiler, direnişin 284. gününde

10:09

Sendika üyesi oldukları için işten çıkarılan işçiler, fabrika önündeki direnişlerinin 284 gününde..  Savranoğlu Deri İşçilerinden Şerife Danacı, “Deri sektörü, erkek çalışanların çoğunlukta olduğu bir sektör. Biz kadın olarak bu sektörde var olma mücadelesi verdik” derken, işçi Esra Baysal, kadınların bu direnişteki varlığının mücadeleye güç kazandırdığını söylüyor.


Pelin İKTÜEREN- JINHA


İZMİR – Sendika üyesi oldukları için işten çıkarılan işçiler, fabrika önündeki direnişlerinin 284 gününde..  Savranoğlu Deri İşçilerinden Şerife Danacı, “Deri sektörü, erkek çalışanların çoğunlukta olduğu bir sektör. Biz kadın olarak bu sektörde var olma mücadelesi verdik” derken, işçi Esra Baysal, kadınların bu direnişteki varlığının mücadeleye güç kazandırdığını söylüyor.


İzmir’in Menemen ilçesinde bulunan Savranoğlu Deri Fabrikası işçileri, TÜRK-İŞ / Deri İş Sendikası’nda örgütlendikleri için işten atılmış, atıldıkları günden bu yana, fabrika önünde kurdukları çadırda gece - gündüz mücadelelerini sürdürüyor. Fabrikadaki kötü çalışma şartlarına karşı örgütlenen 38 kişi, sendika üyesi oldukları gerekçesiyle, işten çıkarıldıktan sonra başlayan direniş, 284 günü geride bırakıyor.  Kamuoyu, uzun süredir Savranoğlu Deri işçilerinin devam eden direnişine tanıklık ediyor.  İşçiler, fabrika kapısına kurdukları direniş çadırında, çıkarıldıkları işlerine geri alınmayı bekliyor. Deri-İş Sendika Başkanı Makum Alagöz ''Bu mücadele sadece sendikal hak arayışı değil. Çok farklı şartlarda direniş gösteriyoruz. Bu mücadele, babalarından, annelerinden ayrı kalan çocukların mücadelesi. Bu mücadele, direniş çadırında büyüyen çocuklarımızın mücadelesi'' diyor.


‘Hakkımızı almadan mücadele bitmeyecek’


Grevdeki işçilerden Esra Baysal, eskiden sokağa çıkarken babalarından izin aldıklarını hatırlatıyor ve bugün geldikleri düzeyle karşılaştırıyor: “Şimdi öyle bir duruş sergiledik ki, bilinçlendik. Hakkımız için, gece gündüz bu çadırdayız. Sendikalı olduk, işten atıldık. Hakkımızı almadan, işe geri alınmadan, bu mücadele bitmeyecek.” İşçilerin, fabrikanın kötü çalışma koşullarından şikâyetçi olduğunu belirten Esra, havalandırma olmadığı için çalışanların yüzde 80’inin astım hastası olduğunu belirtiyor. Kimyasal maddelerin işçilerin sağlığı üzerinde yaptığı olumsuz etkilere değinen Esra, “Çocuk sahibi olamıyoruz. Birçoğumuz, tedavi görüp çocuk sahibi olabildi. Kadın çalışanların hamileliği de, düşük riskiyle geçiyor” diyor. Esra, kadınların bu direnişteki varlığının mücadeleye güç kazandırdığını da sözlerine ekliyor.


‘Pis kokudan yemek yiyemiyorduk’


Fabrikada havalandırma olmadığı için deri ve kimyasal kokusundan yemek yiyemez hale geldiklerini ifade eden Esra, işten çıktıklarından beri kilo aldıklarını belirtiyor.  Esra, işveren tarafından uygulanan baskıyı şu sözlerle dile getiriyor: “İçeride ne doktor var, ne revir. Bayılan işçilere müdahale edilmiyor. Hasta olmak bile yasak, yükleme olduğu günler, patron ‘Kimse hastalanmasın izin de yok yükleme yapacağız’ diyor.”


‘Kimyasal atıklar, sulara karışıyor’


Fabrikada yoğun kimyasal maddeler arasında çalıştıklarını anlatan işçi Sevim Özcan, sağlıklarının olumsuz yönde etkilendiğini, yüzlerinin, ellerinin yara içinde kaldığını ifade ediyor. Fabrikanın her gün yaklaşık 900 ton atık suyu çevreye saçtığını dile getiren Sevim, fabrikanın hem doğayı, hem insan sağlığını tehdit ettiğini anlatıyor.  Tüm şikâyetlerine rağmen yetkililerin bu duruma kayıtsız kalmasına tepki duyan Sevim, ''Bu sularla sebzeler, meyveler sulanıyor. Bu fabrika her yönden tehdit oluşturuyor. Bizler hem sendikal, hem de ekolojik mücadele veriyoruz. Zafer bizim olacak direnişimiz kararlılıkla devam ediyor. Sendikalı olmak güçlü olmaktır. Tüm işçiler sendikalı olup, işveren zulmüne karşı birlik olmalıdır’’ diyor.


‘Sömürüye son vermek için sendikalı olduk’


Sevim, direniş döneminde ve çalışma saatlerinin kötü olduğu dönemlerle ilgili olarak zor günler geçirdiğini dile getiriyor ve ekliyor: “Bu süreçte kızımdan çok ayrı kaldım. Az zorlanmadım ama olsun. Ben çocuğumun geleceği için direniyorum.” Sendikal örgütlenmenin önemini vurgulayan işçi Şerife Danacı, “Deri sektörü, erkek çalışanların çoğunlukta olduğu bir sektör. Biz kadın olarak bu sektörde var olma mücadelesi verdik. Para kazanmak için işin tüm ağırlığına, fabrikanın onca olumsuz şartlarına, çalışma saatlerinin 36 saate varmasına dayandık. Sabrettik. Ancak bu sömürüye son vermek için sendikalı olduk” diyor.


Fotoğraf: Pelin İKTÜEREN


(pi/hö/hp)