‘Sanatın barış iklimi’

12:07

Mizgin Tabu/ JINHA

AMED – Sanat, insanın doğa ve iç dünyası ile olan bütünlüğünün çeşitli şekillerde dışa vurumu olarak tanımlanabilir. Anlam ve arayışta güzel olanı yaratırken, ruhun ihtiyaç duyduğu yaşam maddesini de en doğru şekilde kullanmaktır. Bu yüzden de, “Tanrının eksik bıraktığını tamamlayandır sanatçı” demek bu yüzden abartılı bir söylem olmaz.

27 Mart’ın, Uluslararası Tiyatrolar Birliği(ITI) tarafından, Dünya Tiyatro Günü ilan edilmesinin üzerinden kırk yılı aşkın bir süre geçti. Tiyatrocular için 27 Mart günü, bu açıdan oldukça önemlidir. Tiyatronun özgünlüğünü, sanatın çeşitliliğini ve tüm bunlara kadın bakış açısını katarak, kadın olmanın özgünlüğünü, sanatın özgünlüğü ile birleştiren kadınlar, Tiyatro Günü'ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

‘Kürt tiyatrosu, olağan koşullarda ortaya çıkmış politik harekettir’

İstanbul Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinde çalışma yürüten Rugeş Kırıcı, Kürt tiyatrosunun geldiği noktaya değinerek “Her toplumda olduğu gibi, Kürt tiyatrosunun da beslendiği kaynakları vardır ve bu kaynaklar binlerce yıllık tarihi geçmişe sahiptir” açıklamasında buulundu.

Rugeş, Kürt tiyatrosunun olağan üstü koşullarda ortya çıkan politik bir hareket olduğuna işaret ederek, 90’lı yıllarda ki politik mücadele içinde geliştiğini belirtti. Kürt tiyatrosunu, geleneksel damalarını köy seyirlik oyunlarında, Dengbejlik geleneğinde ve halk danslarında bulmanın mümkün olduğunu dile getiren Rugeş, "Kürdistan’da ki tiyatronun temel kaynağının bunlar olduğunu belirtebilirim. Kürt tiyatrosu başlı başına bir mücadele alanı olarak var olageldi" dedi. Mezopotamya Kültür Merkezlerinde kurulan "Teatra jiyana nu” tiyatro grubu ile ilk adımları atılan Kürt tiyatrosu pratiklerinin, mücadelenin kazanımlarının artmasıyla zenginleştiğinin aktarımında bulunan Ruğeş, " Bu günlerde onlarca Kürt tiyatro topluluğu yaşamına devam ediyor. Kürt tiyatrosu başlı başına bir mücadele alanı olarak var olageldi” ifadelerini kaydetti.

'Kürt tiyatrosunda kadın, varlığını her daim korudu'


Kürt tiyatrosunda, geçmiş tarihlerde de kadının varlığından söz etmenin mümkün olduğunun altını çizen Rugeş, "1930’larda Hewlêr ve Süleymaniye’de Kürt tiyatro festivalleri yapılmıştır. O dönemlerde de Kürt kadın oyuncular vardı. Fakat kadının sanatla bütünleşmesi Kürt politik mücadelesiyle  paralel bir gelişim göstermiştir" diyerek 90’larda Kürt kadını her alanda olduğu gibi kültür sanat alanında da aktif rol aldığını belirtti. Rugeş,"Kürt tiyatrosunda da kadının aktif rol alması bu dönemde MKM’de kurulan 'Teatra Jiyana Nu' grubu ile başladı" dedi.
Kürt tiyatrosunda ki kadınların sadece birer tiyatrocu olmadığını belirten Rugeş, kadınların aynı zamanda özgürlük mücadelesini veren birer bireyler olduğu vurgusunu yaptı. Rugeş, " Yani hem Kürt, hem kadın, hem de sanatçı olarak var olmanın mücadelesini vermek zorunda olan bireylerdir" dedi.


'Bodrum katında, yasaklı bir dille tiyatro'


Kürt kültür ve sanat çalışmaları boyutuyla, MKM'nin bir milat olduğunu dile getiren Rugeş, MKM'nin aynı zamanda kendi gerçeğini tanımlama eylemi olduğunu aktardı. Rugeş,"Bu gerçekliği daha estetik bir derinlikle işleyerek toplumsal alana dönüştüren  Kürt Tiyatrosu'nun ilk adımları, 1991 yılında bu kurumun çatısı altında atılmış oldu" diyerek bu ilk adımı atanların, öğrenci, işçi işsiz olduğu bilgisini verdi. Herkesin ışıklı sahnelerde tiyatro yaptığı dönemlerde, Kürt tiyatrocuların ışık görmeyen bodrum katında, yasaklı dilleriyle tiyatro yaptıklarını belirten Rugeş," Kürt tiyarocuları yasaklı dilleriyle, yeni yaşama merhaba diyerek uzun bir yolculuğun ilk adımlarını attı" dedi. Ruğeş ayrıca, Kürt tiyatrosunun en büyük ilkinin, yasaklı bir halkın, yasaklı diliyle bodrum katında doğup kendi tiyatro tarihlerini var etmeleri olduğunu söyledi.


'Kadınlar, erkek rollerini oynamaktan bıktı'


Türkiye’de feminist tiyatronun önemli temsilcilerinden biri olan Sevilay Saral,Türkiye’de feminist tiyatro için çok ileri bir aşamada olduğunu söylemenin yanlış olacağını belirtti. Sevilay,"Bu elbette feminist toplumsal hareketle de paralel bir durum. Öte yandan kültürel alanda kadın nüfusunun yoğunlaştığını görüyoruz. Bunun bir sonucu olarak da, kadın tiyatrosu alanının genişleme ihtiyacı doğuyor" diyerek, Kadının artık erkek rollerini oynamaktan bıktığını ve toplumsal durumla beraber kadın oyunları yazılımının bir ivme kazanacağını düşündüğünü belirtti.


'Feminist tiyatro, az sayıda var'


Türkiye’de tiyatro alanının geneline bakıldığında, feminist tiyatro yaptığını dile getiren toplulukların sayısı haylice az olduğundan şikayetçi olduğunu belirten Sevilay, "Ancak fark edebildiğim kadarıyla, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün yaklaştığı dönemde, daha çok amatör tiyatro bölgesinde, sivil toplum örgütleri, dernekler, üniversitelerde bir canlanma oluyor" diyerek, kadın temalı oyunların sahnelenmesinin gündeme geldiğini söyledi. Reklam panolarında, TV şovlarında da kadınların ön plana çıkarıldığına işaret eden Sevilay, "Aslında Türkiye’deki kadına bakış açısından, tiyatrodaki kadın hakkında yorum yapmanız çok yanıltıcı olmaz diye düşünüyorum" dedi.


'Barış süreci, Tiyatrolar Günü'ne ayrı bir anlam katıyor'


Her sene olduğu gibi yürüyüşler, bildirilerin okunması, ücretsiz gösterimler, paneller ve etkinliklerleTiyatrolar Günü'nün kutlanacağını belirten Sevilay, "Son yıllarda sıkça dile geldiği üzere ‘tiyatronun ölüp ölmediği’ konuşulacaktır mutlaka, sonra tiyatrocuların sıkıntıları, sahnesizlik, saygısızlık vesaire vesaire, bir yandan da umutlar dile gelecektir" dedi. Sevilay, ne olursa olsun, umutların varlığını sürdürdüğü bu günleri değerli bulduğunu dile getirerek, "Hele ki bu sene, barış süreciyle ilgili olarak çok önemli tarihsel gelişmeleri yaşıyoruz. Bu da Mart ayına ve Dünya Tiyatrolar Günü’ne ayrı bir anlam katıyor bence" diyerek düşüncelerini belirtti.
Tiyatro Günü'ne özel program
Sevilay, Tiyatro Günü'ne özel olarak belirlenen programı aktararak," 27 Mart’ta, 21. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri’nin ilk etkinliği gerçekleşecek. Maya Sahnesi’nde yapılacak olan ilk etkinlik, Boğos Levon Zekiyan ve Çetin Sarıkartal’la Modern Ermeni Tiyatrosu’nun ilk adımları üzerine bir söyleşi, ardından BGST Tiyatro Boğaziçi ve Berberyan Kumpanyası’nın birlikte hazırladığı ‘Muhsin ve Vahram’ adlı oyun sahnelenecek. Yine 27 Mart günü, öğretim üyesi olarak çalıştığım Maltepe Üniversitesi’nde de, Oyunculuk Bölümü öğrencilerinin hazırladığı kısa oyunlar sahnelenecek" dedi. 

‘Özgüven arttıkça, kişi kendini sahnede var edebiliyor’

Diyrbakır Şehir Tiyatrosunda çalışmanın yanı sıra, Aram Tigran Kent Konservatuarı’nda tiyatro hocalığı yapan Rezan Kaya,“27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü, tiyatro sanatı açısından Türkiye ve dünyanın çeşitli yerlerinde neler olduğunun açığa çıktığı bir gündür” belirlemesinde bulundu.

Dünya Tiyatro günü nedeniyle, ücretsiz gösterilere yer verdiklerini belirten Rezan, bu yılda 27 Mart Çarşamba günü saat: 13.00’da “Xulamê Duxwêdî”nin ücretsiz gösterimi için bir organizasyon yaptıklarını dile getirdi. 27 Mart’ın tiyatrocular açısından bir etkinlik gününden öte, bir haberleşme günü olduğunu söyleyen Rezan, “Bugünün nedeni iletişimi sağlayabilmektir. O günde bir bildirge olur, o bildirgede tiyatrocular, tiyatro akil ‘insanların ve yazarların ifadelerine yer verilir. Daha sonra ise bu bildirge tüm dünyaya yayılır, bütün tiyatrolarda okunur” dedi.

Rezan, hemen her alanda olduğu gibi tiyatroda da ciddi anlamda kadınların eksikliğini hissettiklerini belirterek, "Medyada var olan ve kadına biçilen rollerin büyük tahribat yarattığı ve bir birlik olunması falan yok. Medyanın saçma sapan dizi ve sinema filmlerinin yansıması tiyatroda olmadı" dedi.

(zd)