‘Kürdistan’da Toplumsal Cinsiyet ve Sorunları’

20:14

JINHA


AMED - Felsefeciler Derneği Diyarbakır Şubesi bahar mevsimi boyunca her ay farklı bir konu başlığı ile gerçekleştirilecek olan, “Bahar Söyleşileri” programına başladı.


Mart, Nisan ve Mayıs aylarında gerçekleştirilecek üç farklı söyleşi ile bölgenin ve kentin güncel konularının tartışılacağı Bahar Söyleşileri’nin ilk ayında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesi ile ilk konunun “Kürdistan’ da Toplumsal Cinsiyet ve Sorunları” belirlenerek tartışıldı.  Bu gün, Sümerpark Cep Sineması Salonunda gerçekleştirilen panelde, Yrd. Doç. Dr. Ayşe Küçükkırca, "Toplumsal Cinsiyet, Sınıf ve Etnisite Ekseninde Kürt Mevsimlik Tarım İşçileri” Araş. Gör. Asena Pala, “Zorunlu Göç ve Kadınların Kentsel Deneyimleri” başlıkları altında tartışmayı başlatırken  Ümit Manay da, “Kürdistan' da Homofobi ve Transfobi” konulu konuşmasını yaptı.


‘Kimliklerin renklere ayrılması ciddi bir sorun’


Ataerkil toplum zihniyetinden dolayı  aileye açılamayan bir çok LGBT’li bireylerin ortak sorunu Kürtçe açılamamaktan kaynaklı olduğuna vurgu yapan Amed’in LGBT oluşumu, Hebûn İnisiyatifinden Ümit Manay, Kürtçede kelimenin argo olmasından kaynaklı sorunların var olduğunu dile getirerek, aynı zamanda kişinin yönelimini  aileye aktardığı anda, aile öldürmese bile öldürmekten beter eden hakaretlerde bulunduğunu belirtti.  LGBT bireyin anayasal haklarına işaret eden Ümit, “Anayasada zaten biz yokuz ölüyüz. Buna karşın biz de sadece nefes almaya çalışıyoruz” dedi. Ümit, LGBT bireylere hitap edebilecek ve konu üzerine uzmanlaşmış doktorların Kürdistan bölgesinde olmadığının altını çizdi. Trans kadınların barınma konusunda ciddi zorluklar çektiğine işaret eden Ümit, “Mavi kimlikli kadın görünce, insanların tuhaf bir şekilde şaşkın bakışlarını her zaman görüyoruz. Bence kimliklerin renklere ayrılması ciddi bir sorun” dedi. Trans bireylerin çoğunun seks işçisi olduğunu söyleyen Ümit, en büyük nedeninin ailelerin sahip çıkmadığından olduğu bilgisini aktardı.


‘Mevsimlik işçiler, ‘Köpek Meydanı’nda barınıyor’


Mevsimlik işçiliğin aslında sınıfsal bir mesele olarak görülüyor olmasıyla birlikte, sınıfsal olarak etnik ve toplumsal cinsiyete dair çelişkilerden söz eden Yrd. Doç. Dr. Ayşegül Küçükkırca, hemen hemen tüm işçilerin 90’lı yıllardan sonra ücretlendirmeleri üzerindeki haklarının kalktığını belirtti. 2000’li yıllardan önce üreticilerin evlerinin hemen yanında işçilere barınmaları için yer ayarlarken, 2000 yılı sonunda işçileri ötekileştirerek, kalacak yer verdiğini belirten Ayşegül, Adapazarı’nda fındık toplamaya gelen mevsimlik işçilerin ‘Köpek Meydanı’ isimli alanda toplu şekilde barınaklara yollandığını ifade etti. Mevsimlik işçiliğin, etnik ve sınıfsal sömürünün kesiştiği yerde olduğuna değinen Ayşegül,“ Karadenizli iççiler, 8 saatlik çalışma sonrasında 40 lira alırken, Kürt işçiler, 13 saat çalışmalarının sonrasında 32 lira almalarının yanı sıra dayı başı ve çavuş ücreti çıkarımının ardından işçinin elinde 16 lira kalıyor ve Kürt işçiler istendiği an, işten çıkarıla biliniyor “ dedi.  Ayşegül, mevsimlik işçilikte kadınların daha çok etkilendiğini söyleyerek, “ Nasıl ki Kürdistan’da kadınlar ev alanından çıkmazken, çadır alanında da ‘namuslu kadın’ anlayışıyla, kadının çadırdan çıkmaması gerektiğine dair  bir algı var “diyerek cinsiyet farkından söz etti.


‘Kadın, erkeğin pasif ve bağımlı takipçisiydi’


“Zorunlu Göç ve Kadınların Kentsel Deneyimleri” başlığı altında konuşmasını gerçekleştiren Araştırma Görevlisi Asena Pala, Zorunlu göçün politik bir olay olduğuna dikkat çekerek, “zorunlu göç sonrası ele alınan sosyal politikalar ve sivil toplum örgütlerinin ele aldığı projelerde, toplumsal cinsiyet konusunu  de beraberinde işlemesi gerek “ dedi.  İlk dönemde etnografların erkek olduğu için ve toplumun  doğru ve dikkate değer bilgiye erkeğin sahip olduğu bir algısıyla erkeğe eğilimin  olduğunu söyleyerek daha sonrasında kadın etnografların yazılarıyla, bu algının yavaşça kırıldığını söyledi.  Asena, göç çalışmalarında kadının,  erkek göçmenin pasif ve bağımlı bir takipçisi olduğuna işaret ederek, seksenlerden sonra kadınların deneyimleri göçün bir sonucu olarak aile ve akrabalar üzerinde etkileri olarak ele alınıp  göç programı içerisinde Toplumsal Cinsiyet  olarak belirlendiğini ifade etti.


Fotoğraf: Derya Ceylan


Kamera: Esra Gültekin


(zd)