Türkiye Sinemasında kadının rolü: Masum Küstah Fettan

10:14

 


Masum Küstah Fettan adlı belgesel filmde Türkiye Sinemasında kadının rolünü sorgulayan Feminist Yönetmen Melek Özman, “Türkiye Sineması’nda tek başına bir kadın rolü yok. Bu kadınların, kendi başına cümleleri yok. Bu tür kadınların, duruşları ve ne yapıp -etmeyecekleri, bir erkeğe bağlıdır. O erkekle var olur ve tarif edilir. Dolayısıyla kadın karakterleri, ‘erkeğin yanındaki kadın’ diye ifadelendirilir” diyor.


Zehra DOĞAN / JINHA


İSTANBUL – Masum Küstah Fettan adlı belgesel filmde Türkiye Sinemasında kadının rolünü sorgulayan Feminist Yönetmen Melek Özman, “Türkiye Sineması’nda tek başına bir kadın rolü yok. Bu kadınların, kendi başına cümleleri yok. Bu tür kadınların, duruşları ve ne yapıp -etmeyecekleri, bir erkeğe bağlıdır. O erkekle var olur ve tarif edilir. Dolayısıyla kadın karakterleri, ‘erkeğin yanındaki kadın’ diye ifadelendirilir” diyor.


 


Toplumsal yaşama model olmada sanatın etkisi oldukça güçlü. Sanat dalları içerisinde görsel yönüyle sinema, özel bir yer tutuyor. Henüz televizyonun olmadığı bir dönem olarak 1960’lı yıllardan başlayarak 1980 yılının sonlarına kadar gelip baktığımızda, Türkiye Sineması’nın yaşantımızda büyük bir etkisi olduğu görülüyor. O dönmede, film karakterlerinin imajı olan kabarık saçlar, puantiyeli elbiseler, İspanyol paçalı pantolonlar, takma kirpikler ve yüksek topuklu ayakkabılar vaz geçilmezler arasında yer alıyor. Son dönmelerde Türkiye Sineması üzerine yapılan araştırmalar açığa çıkarıyor ki, toplumda kadın ve erkek eşitliği konusunda, sinemada işlenen konular ve roller ciddi tehlike arz ediyor. Sinema tarihi açısından bir döneme adını veren Yeşilçam sineması, kadının, duygusallık, uyumluluk, erkeğe bağlılık, güzellik ve zarafetle anlam bulan bir statü olarak ele alındığı görülüyor. Bu konuyu ‘Masum, Küstah, Fettan’ adlı belgeselde sorgulayan feminist yönetmen Melek Özman ile, Sinema ve kadın üzerine konuştuk.


-       ‘Masum, Küstah, Fettan’ belgeselini çekme fikri nasıl oluştu?


Yerli filmleri izledikten sonra, bu konu hakkında bir belgesel yapma fikri aklımıza gelirdi. Her filmi izledikten sonra, kadın olarak kendimizi hakarete uğramış hissederdik. ‘Masum, Küstah, Fettan’ buna bir cevaptı aslında. Benim kuşağım Yeşilçam filmleriyle büyüdü. Türkan Şoray veya Hülya Koçyiğit’ lerin oynadığı o filmlerde ki masum kadın karakterlerle, kendimi hiçbir zaman özdeşleştiremezdim. Bu filmler beni zehirleyemedi. Ben Neriman Köksal’ı severdim. Gençliğimde, ‘Allah’ım ben neden onları sevemiyorum da, kötü kadınları seviyorum? Yoksa ben kötü kadın mıyım?’ diye sorardım. Nedenini sonra fark ettim. Çünkü Neriman Köksal’ın bir karakteri vardı. Diyaloğu vardı ve hareket etme gücüne sahipti. Galiba onu izlemeyi özlüyormuşum. Yoksa iyi ya da kötü olmasında değildi mesele. Sonra arkadaşlarımla bu konuyu tartışırken, filmi çekme fikrimi paylaştım. Böylece başladık..


-       Belgesel sırasında geçen,  ‘Erkeğin yanındaki kadın’ cümlesini biraz açıklar mısınız?


Türkiye Sineması’nda tek başına bir kadın rolü yok. Başrolü paylaşan kadınlar var. Bu kadınların, kendi başına cümleleri yok. Bu tür kadınların, duruşları ve ne yapıp -etmeyecekleri, bir erkeğe bağlıdır. O erkekle var olur. O erkekle tarif edilir. Dolayısıyla bir erkeğin yanında olmadıkları zaman, karakteri hakkında hiçbir şey öğrenemezsiniz. Bir erkeğe nasıl davrandığıyla, ona çocuk verip – vermediğiyle, onu sevip - sevmediğiyle, ona hürmet edip - etmediğiyle değerlendirilirler. Dolayısıyla kadın karakterleri, ‘erkeğin yanındaki kadın’ diye ifadelendirilir.


-       Türkiye Sineması’nda,  kadın oyuncularının üstlendiği roller nelerdir?


Genel olarak erkeğin yanındaki kadınlardır. Farklılıklar da vardır. Bunlarda köylü, cefakâr kadınlardır. Ataerkillikle hiçbir şekilde dertleri yoktur. Yasaklarla çatışmazlar. Dolayısıyla bu kadınlar, tarlada çalışır. Biraz daha cesur, biraz daha kendini var eden karakterlerdir. Diğer taraftan ‘Erkek Fatma’lar, ’Şoför Nebahat’lar , ‘Fosforlu Cevriye’ler vardır. Bu karakterler de, kendilerini cesur olarak ifade eder. Fakat bunların da cinsiyeti yoktur. Cinsel istekleri, sadece erkeğin arzusu boyutundadır. Kısaca sinemada, cinselliği sadece ‘koca’ sına karşı vazifesi olduğuna inanan kadınlar, tamamen erkeğin yanındaki kadınlar, bir erkeğin aşkıyla vücut bulmuş kadınlar, masum ve evinde temizlik yapan, çocuğuna bakan kadınlar vardır. Tabi bir yanda da ‘kötü’ kadınlar var. Onlar da erkeği kahraman yapmak için var edilmiş karakterlerdir. Türkiye Sinemasında derinlik yoktur. Ama kadınlar, hepten hareketsiz bırakılmışlardır. Bu yüzden kadın karakterlerine bu kadar çok kızıyoruz. Çünkü var olan bütün erkeklerin kodları her neyse, sanki didaktik bir kitap gibi bize öğretmeye çalışıyorlar. ‘Böyle kadınlar olun veya olmayın’ denilmeye çalışılıyor. ‘Bir erkek için ölün veya öldürün. Yerlerde sürünün. Saçınızı süpürge edin!’ diye gösteriliyor. Hepimiz aynı şeyi kabul etmedik ki, şu an kadınları çok farklı yerlerde görebiliyoruz.


Bizim, feminist bir sinemaya ihtiyacımız var’


-       Filmlerde en çok ilgimizi çeken olay, haklı olarak gösterilen erkeğin, kadına şiddet uygulanması oluyor. Bunu nasıl ele alıyorsunuz?


Bu filmlerde şiddete, şiddet denilmiyor. Aşkın bir parçası olarak gösteriliyor. Nasıl ki medyada, seks ve şiddet bir arada gösterilir ve böyle reyting-tiraj istenir. Sinemada da şiddet, aşkın bir parçasıymış gibi lanse edilir. Şiddet ve sevgi bir elmanın iki yarısıymış gibi gösterilir. Bu filmler sevmenin, ‘erkek döver, kıskanır’ klişesinin vücut bulmuş halidir. Bu tür filmlerin izleyiciye anlattığı çok ciddi bir şey var. Aşkın içinde, tokadın, aşağılanmanın mubah olduğu, bunun aşktan sayılması gerektiği mesajı iletilmeye çalışılır. Bizde bunu kanıksarız. Sinemada, tek başına karanlık bir yerde, o filmden gelen her etkiye açığızdır. Filme odaklanırız. Bu yüzden bu filmler, sadece birer ‘film’ değildir. Her biri,  bizde izler bırakan, bilincimizi etkileyen, belleğimizde yer eden anekdotlardır. Hal böyle olunca, Türkiye Sineması toplum için çok iyi şeyler öğreten bir sinema olmuyor. Sinemanın öğretme zorunluluğu yoktur. Ama anlattıkları, topluma ve mantığa zararlı olmamalıdır.


-       Kadın odaklı sinemacılık için neler yapılması gerekiyor?


Bizim feminist bir sinemaya ihtiyacımız var. Feminist sinemacılık için de feminist birey gerekiyor. Çünkü cins anlamında kadın sinemacı olmak yetmez. Biz bir ezberlerle büyüdük. O ezberleri bozmanın adı da feminist sinemadır. Çünkü sinema, erkek egemen bir biçimle yapılıyor. O biçimi bozmak için, daha çok feminist kadın sinemacıya ihtiyacımız var. Kadınların, izleyici olarak erişimlerinin desteklenmesi gerekiyor. Türkiye’nin de Kültür Bakanlığı, kadınların sinemaya katılmasını dert eden bir bakanlık değil. Aslında dert etmeleri ve özel olarak desteklemeleri gerekiyor. Kadınların bu alandaki yokluğu, kadın- erkek eşitliğini sağlamakla hükümlü devletlerin sorumluluğudur. Ama bu olmadan önce, şimdilerde kamerayı ve mikrofonu daha çabuk ellerimize alabiliyoruz. Evlerimizde kurgu yapabiliyoruz. Kadınlar, bu alanda üretmekten ve kendini ifade etmekten imtina etmemeli. Böylece bu alanda değişiklik yapabiliriz. Sinema yapmak bizim demokratik hakkımız. Bu hakkın tüm kadınların kullanılmasıyla, çok şey değişecek.


Fotoğraf – Kamera: Zehra DOĞAN


(zd/hp)