Bilge Hypatia, önce cadı ilan edildi…
12:33
Zehra Doğan /JINHA
İnternete girelim ve arama motorundan bilim insanlarına şöyle bir göz atalım… Cebirin babası Diophantus… Telefonun mucidi, Graham Bel… elektrik ampulünü fonografi ve film gösterme makinelerini geliştiren Amerikalı mucit, Thomas Edison… Komünist Manifesto, Karl Marx… Psikyatride Psikanaliz yöntem, Sigmund Freud… Bunun gibi birçok örnek… Peki ya kadın?... kadın nerede?...
Metzler 1989’da hazırladığı 300 biyografik yapıt içinde sadece 6 kadın düşünüre yer vermiş… Kadınlar gerçekten de yok denecek kadar az olabilir mi?... O halde, 5 bin yıl önce, doğal toplum kadını, insanlığı nasıl yönetiyordu?
Doğal toplum insanları, belirli görevlendirmelerle günlük yaşamını sürdürürken, erkeğin görevi de avcılıktı. Kadınlar yönetici olduğu gibi avcılıkta da erkeğe destekte bulunuyordu. Görevlendirmelerle yaşamını sürdüren bu topluluklarda, yaşlanan erkek artık ava çıkmaz yerleşim alanında oturur ve gençlere tecrübelerini aktarırdı. Fakat bu, göründüğü gibi masum değildi. Yaşlandığından egosu zedelenen erkek, genç erkekleri kışkırtacak yöntemlere girerek kadını adeta canavar gibi gösterme girişimine girdi. Böylece dedikodu ve kıskançlık kültürünün ilk tohumları toprağa serpiştirilmiş oldu…
Erkeğin, beş bin yıldır kadını ezmesi ve yaratmış olduğu mirasa konması bu yüzdendir. Bu yüzden hala tarih kitaplarında, kadın mucitlere yer verilmez. Psikiyatrinin dehası olarak Bilinen Freud bile psikanaliz yaklaşımlarına rağmen bu yüzden kadının, iradesiyle var olduğuna tahammül edememiş cinsel organından dolayı onu ‘eksik’ olarak tanımlamıştır.
Tarihte, kadının bahsini bile ettirmeyen bu erkeklerin aynı zamanda kadının buluşlarına konduğunu biliyor muydunuz? Cebirin babasıyım diye kendine tarih raflarında yer açtıran Diohantus’un aklının bilime değil sadece kurnazlığa çalıştığını eminim tahmin etmemişsinizdir. Diophanus, Cebirini, daha önce İskenderiye’li Hypatia’nın bulduğunu? ... Peki ya Sosyalist Programı (Arbeiterunium, 1843) ilk olarak ortaya Flora Triston tarafından atıldığını, Karl Marks’ın Komünist Manifesto’sundan 5 sene önce yayınlanmış ve Marks’tan 10 kez daha fazla baskıya ulaştığını... Bunun gibi birçok örnek saymak mümkün…
Ama bu kadar icatla kafası meşgul olan erkeklerin kurnazlığa harcayacak zamanı olmaması gerekiyordu… Edison, alternatif akımı ortaya koyan Nikola Tesla’nın önünü kestiği için yine bu ‘onurlu’ erkekler tarafından eleştirilmemiş miydi? …
Gelin beraber, Erkeğin kadının üzerindeki tarihsel sömürülerden sadece birine bakalım… Tek tanrılı dönemi yaratan Erkeğin, kadını katleden hikâyelerden biri… gökbilimci, matematikçi, filozof Hypatia…
Kendini salt bilime adayan güzel Hypatia, Mısır’ın İskenderiye şehrinde yaşıyor, aynı zamanda Pagan dinine mensup bu şehirin, İskenderiye Kütüphanesi’nde birçoğu gelecekte Hristiyanlık dininde önemli piskoposlardan olacak fakat o dönem Pagan olan erkeğe ders veriyordu…
O dönemlerde, Yahudilik, Hristiyanlık, Meryem’in kutsal bakireliği üzerine rant sağlamaya çalışan erkeğin kirli oyunu tüm dünyayı kapladığı gibi, İskenderiye şehrine de ulaşmıştı… Fakat Hypatia’nın bunlarla geçirecek zamanı yoktu…
Dünya yuvarlak olarak biliniyor ve merkez kabul edilerek kendi etrafında daireler çizerek hareket ettiği söyleniliyordu… Bir süre sonra merkezin güneş, dünyanın ise güneşin ekseni etrafında daire çizerek ilerlediğini ve mevsimleri oluşturduğu ortaya atıldı… Bu doğrultu, Hypatia’nın aklını kurcalıyordu. Geceler boyu sadece göklere bakıp düşünüyordu. Bu sırrı bir gün çözecekti… Ama nasıl?
Hypatia, bir türlü, dünyanın güneş çevresinde dairesel döngüyle hareket ettiği fikrini kabul edemiyordu. Eğer öyle ise, neden bazı zamanlar güneş, küçük veya daha büyük görünüyordu?...
Hypatia, bilimin bu çelişkili akımı üzerine yıllarını harcadı. Yüzlerce denemelerinden ve yoğunlaşmalarından sonra Güzel Hypatia nihayet dünyanın daire yerine başka bir eksen çizdiğini bulmuştu. Bu muhteşem şekil ‘elips’ti…
Hiypatia, bu muhteşem şeyi keşfederken yıllar geçmişti, peki ya İskenderiye’de ne olmuştu? ... İskenderi’ye erkeğin kirli oyununa yenik düşmüştü… Erkek yine kutsal din üzerinden oyunlarını oynamaya devam etmişti… Erkek artık kazanmıştı… Geriye tek şey kalmıştı… Kadını bu yolda artık görmek bile istemiyordu. Onu eve kapatmanın sırası çoktan gelmiş olması lazımdı… Bu yüzden kaybedecek zamanı yoktu…
Kutsal Kitap’ta kadına dair ayetler geçiyor ve bu ayetler, kadının statüsüne dönük, erkeğin yanında olmasının haram olduğunu emrediyordu… kadının artık eve kapanmasının zamanı gelmişti… Erkeğin arzularına ters düşmek yasaktı…
Fakat bu emrin ilk kurbanı kim olacaktı… Tabi ki, Hypata… ondan daha güzel bir kurban olamazdı, üstelik bu inatçı kadın hala Pagan’dı…
Bilge Hypata, önce cadı ilan edildi…Ona ait bilgilerin tümü yakıldı… Daha sonra, çırılçıplak edilerek tüm şehrin sokaklarında lanetlendirildi… Bununla da yetinmediler ve bilim tanrıçası, bir kiliseye kapatılarak vücudu parçalara ayırıldı… Hiypatia’nın parçaları meydanda tüm kadınlara ibret olacak şekilde ateşe verildi… Dinsel kadın katliamı böylece başlamış oldu… daha sonra bunun aynısını bir ritüel olacak şekilde farklı dinlere mensup bir çok toplum yapacaktı…
Bu güzel bilgeyi anlatan Zitelmann (1988,s.277)şöyle diyor...
"Hypatia, sonradan cadı kovalamaları ile kana susamışlık derecesine varan kadın düşmanlığının ilk kanlı kurbanı olmuştu. Hypatia, adsız yüz binleri temsil ediyor. Bu yüzden onun adının tarihten silinmemesi gerekir."
(la)

