Coco tasarımlarıyla, kadını kıyafette özgürleştiren bir devrimciydi

10:47

Zehra Doğan /JINHA


19. yy'da Fransız kadınlar, erkeğin görsel zevkine hitap etmek uğruna,  yemeden içmeden kesilerek, diğer kadınlarla adeta savaşa girercesine bedeni sımsıkı saran oldukça rahatsız korselere kendilerini mahkûm ederdi. Kısa saç mı?.... Asla… Erkek için kısa saçlı ve koyu tenli kadın kesinlikle çirkin bir kadındı ve kadınlar o erkeğin belirlediği güzellik çemberinin içinde yer almak için yarışıyordu. O dönemin ünlü ressamları, bu zihniyete hizmet eder ve çalışmalarında her zaman ince belli, soluk benizli, kabarık elbiseli ve kesinlikle uzun saçlı kadınlara yer verirdi. Ressamlar, erkeğin zevkine hitap edecek şekilde, tuval üzerine adeta cinsel bir şölen düzenlerdi. Aynı şey yazarlar için de geçerliydi... İşte bu yüzden yazarlar için bir kadını, uzun uzadıya betimlemek oldukça önem arz ederdi. Dolayısıyla böyle bir erkek tahakkümünün ardından 19. yüzyıl kadını, kabarık elbiseli, zenginliği ifade eden bol süslü şapkalı, güneşte kararmamak için şapkasından boynuna kadar sarıp sarmalayan tül örtülü, oturduğunda vücudun her yerine batan sıkı korseli ve yalnızca erkeğin isteğiyle var olan tek tipli bir kadın modeli içerisindeydi.


1800’lü yıllarda, bir gün yetimhaneye bir çocuk geldi. Çatık kaşlı, beyaz yüzlü, siyah uzun saçlı küçük bir kız çocuğuydu. Bundan sonraki yaşamını bu manastırda sürdürecekti ve adı Gabrille Bonheur’du. Gabrielle, oldukça asiydi. Rahibelerin onu koymak istediği şekle bir türlü girmiyor, bu yüzden diğer arkadaşlarıyla sorun yaşıyordu. Gabrielle, genç bir kadın olduğunda bir gece manastırdan kaçtı ve yaşamını sürdürmek için iş arayışına girdi. Oldukça güzel sesliydi ve bir barda şarkı söylemek için işe alındı. Gabrielle, her gece müşterilerin o çok sevdiği coco şarkısını söylemeden programını bitirmezdi. Böylece müşteriler artık onu Coco diye çağırmaya başladı. Bir gece yine şarkısını söylemişti ve kulisinde otururken, patronu içeriye girdi…  Giydiği kıyafetin dekoltesi olmadığından farklı giyinmesini istedi… Coco bunu kabul etmedi ve patrona karşı çıktı… Coco artık işsizdi.


Fransa’da bir yaz gecesiydi. Sokakta, hafiften bir siluet beliriyordu. Erkek mi, kadın mı olduğu seçilmiyordu… Şarkı söyleyen bu kadın, pantolon giymişti… Elinde kadınların daha önce hiç cüret etmediği bir de sigarası vardı. Bu kadın Coco’ydu…


Coco bir süre işsiz kaldıktan sonra, bir terzinin yanında işe başlamış, dikiş yapmayı öğrenmişti. Terzi iken kazandığı meslek sayesinde küçük bir şapka dükkanı 1914’te açtı. Bu şapkalar normalin dışında çok sadeydi. Kadınlar bu şapkaları takmaktan korkuyordu. Çünkü başkaları onları fakir sanabilirdi. Kadınlar, bir süre sonra Coco’nun bu stilini benimsedi. Artık sade şapka takan kadınları Paris caddelerinde görmek mümkündü.1917’de Coco butiğinde 300 kadın personeliyle işine devam ediyordu.


Coco, hiçbir zaman korse takmadı. Bir gün aynanın karşısına geçti ve düşünmeye başladı. Çok sevdiği saçlarını erkeğin istekleri doğrultusunda uzatıyordu. Buna karşı koymak için makası eline aldı ve saçlarını kesti. Coco yaptıklarıyla kadınlara örnek olmak istiyordu. Bunun içinde, gereken cesareti göstermekten kaçınmayacaktı. Bir yaz günü sahile indi ve akşama kadar güneşlendi. Kararmak istedi çünkü erkeğin arzuladığı beyaz tene ihtiyacı yoktu. Girdiği ortam onu garipseyip dışlamış olsa bile, bir süre sonra kadınlar onu örnek alarak aynı şeyi yapmaya başladı. Coco yine kazanmıştı.


Ürettiği şapkalarla kalmayan Coco, kendi giyim stilinden yola çıkarak, ilk tayyörü icat etti. Kadınlar artık kabarık kıyafetlerin içine hapsolmaktan kurtulmalıydı ve Coco bunu başaracaktı. Erkekler tarafından bu stil reddedildi. Erkek gibi pantolon ve ceket giyen kadın, kadın değildi. Kadın denince akla kabarık elbiseden fışkıran gür memeler akla gelmeliydi ve Coco bunun dışına çıkmıştı. Fakat bilmedikleri bir şey vardı. Coco’nun bu tarzı, kısa sürede tüm Avrupa’yı sarmıştı.


Yaşamı boyunca hiç evlenmeyen Coco, şimdi Coco Cahanel markasının kurucusu olsa da, o modayı her zaman reddetmiş, kendini de hiçbir zaman modacı olarak görmemişti. Coco bir tasarımcıydı, kadını kıyafette özgürleştiren bir devrimciydi. Pantolon, gömlek ve ceketin sadece erkeğe has olmadığını göstererek bunları giyen kadının da erkekleşmenin aksine bedenini sıkı korselere hapsetmekten kurtarması için yaptığını herkese ispatlayan tek kadındı. işte bu yüzden, 1900’de kadın hakları savunucusu olmuş, ve bu doğrultuda da hareket etmişti.


Coco, 84 yaşında Paris’teki atölyesinde çalışırken hayata veda etti. O gün günlerden pazardı, her yer tatildi… Coco’nun hiç sevmediği bir gündü…


(la)