İnsana ve doğaya rağmen, sanayi olmaz!

11:56

 


Rojdan AKSOY / Berfin YÜCE - JINHA


KOCAELİ - Dilovası’nda çevre ve halk sağlığına zarar veren sanayileşme hakkında araştırma yapan Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, “Yaşanan çevre kirliliği, halk sağlığını tehdit ediyor. Dilovası’nda yaşayanların kansere 4,5 kat daha yakın olduğunu gördük. İnsana ve doğaya rağmen, sanayi olmaz” dedi.


 


Dilovası, Kocaeli ilinin Gebze ilçesine bağlı bulunan yaklaşık 50 bin nüfuslu bir belde.1970 yılları sonrası İstanbul’a yakın olması nedeni işletmeler tarafından tercih edilen, her geçen gün sayıca artan sanayi işletmeleri ile birlikte ülkenin her kesiminden göç alan bir bölge haline geldi. Yaşanan bu gelişmeler neticesinde 2003 yılında mevcut bölge Sanayi Bakanlığı tarafından, organize sanayi bölgesi ilan edildi. Büyük artış gösteren sanayi işletmeleri ve yerleşim birimleri neticesinde Dilovası’nda doğa, alarm vermeye başladı. Büyük çoğunluğu petrol, kimyasal, parlayıcı ve patlayıcı maddelerle üretim yapan birçok fabrika, doğaya, dolayısıyla halk sağlığına zarar vermekte. Bu konu üzerine araştırma yapan Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu ile Dilovası’nda ki çevre kirliliği ve insan yaşamına etkilerini konuştuk.


-          Dilovası’nda yaptığınız araştırmanın başlangıcı nasıl gerçekleşti? Bu araştırmalar sonucu elde ettiğiniz bulguları paylaşabilir misiniz?


Bu kentin üniversitesi olarak ve dolayısıyla bu kente sorumlu bir üniversite olmanın gerektiği önlenebilir sorunların neler olabileceği üzerine çalıştık.2000 ve 2012 yılları arasında kentimizde fabrikaların kullandıkları hammaddeler ve ürettikleri malzemelerin bilgisine sahip olursak sanayi kaynaklı tehlikeleri ortaya çıkaracağımızı bildiğimiz için Kocaeli Sanayi Odasına başvurduk. Bu bilgiyi edinemeyeceğini dile getirdiler. Kentin bütünüyle ilgilenmek bizim hem insan gücümüz olarak, hem olanaklarımız itibariyle mümkün değildi. Dilovası coğrafyası hem Kocaeli hem Türkiye Sanayi Havzası için örnek olarak seçtik. 2000’li yılların başında herkesin ilgisini çektiği gibi bizimde Tıbbi alan olarak belirleyip çalışmalarımıza başladık.


-          Yapmış olduğunuz çalışmaların içeriğini paylaşabilir misiniz?


Dönemin Belediye Başkanı ile görüşmeler sonucu bize kayıtları vermesini istedik.2004 yılının başında ölen insanların bilgisini aldık. Buna göre 100 ölümden 32’sinin kanser nedenli ölüm olduğunu tespit ettik.12 Aralık 2004 ön rapor adıyla hem üniversitemizle hem ilgili mercilerle paylaştık. Bu bize kayıtlar dışında doğrudan sahaya inerek araştırma yapmamızı gerektirdi. Evlerde araştırma yaprak ölüm nedenlerini tespit etme sorumluluğu ve zorunluluğunu getirdi. Yapmış olduğumuz araştırmaları Dünya Sağlık Örgütünün soru formuyla ölen kişilerin yakın akrabalarıyla görüştük. Bu kişilerin ölüm nedenlerini sorduk. Ölüm nedeni kanser diyenlerden bizzat Patolojik raporunu talep ettik. Beraberinde bu kişilerin Dilovası’nda mı doğdukları, kaç yıldır orada yaşadıklarını, sigara içip içmediklerini, doğum yerlerini, evlerinde hangi tür soba kullandıklarını kanserle ilgili olabilecek sorular sorduk. Kanser nedenli ileri analizlerden şunu gördük ki 100 ölümden 33’ünün kanser nedenli olduğunu 10 yıl ve daha uzun yaşayanların diğerlerine oranla üç kat daha riskli olduğunu tespit ettik. Sigara kullanımıyla ilişkili olmadığını,45 ve üstü yaş ile de ilgisinin olmadığını gördük. Yani burada herkes eşit derecede risk altında Dilovası’nda yaşayanların kansere 4,5 kat daha yakın olduğunu gördük.


-          Bu çalışmanızı kamuoyuna nasıl aktardınız? 


Yapmış olduğumuz bu araştırmaları Halk Sağlığı Kongresinde açıkladık. Kamuoyu ve Kocaeli Üniversitesi ile bilgileri paylaştık. Meclis 2006’ da Araştırma Komisyonu kuruldu. Birçok üniversite Sağlık Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, TÜBİTAK Mam Enstitüsü, Bilim İnsanları ve Bürokratlar komisyona davet edildi. Kongrede 29 sorun 29 çözüm önerisi getirildi. Buna göre organize sanayi bölgesinde arıtma tesislerinin bir an önce kurulması gerektiği, denetimin sıklaştırılması gerektiği, arıtma tesislerini fabrikaların kendilerinin kurması gerektiği, eski fabrikaların büyütülmemesi gerektiği ve yenilerinin kurulmaması önerildi.


-          Yaşanan çevre kirliliği, halkın sağlığını nasıl etkiler?


Pek çok alanda halkın sağlığını etkileyeceği kesindir. Başta kanser olmak üzere sinir sistemi hastalıkları, akıl zekâ gelişi, bazı bebeklerin anne karnında ölümlerinin yaşanması gibi pek çok olumsuz etkisi vardır. Bunlara yol açan ağır metaller olan demir, bakır çelik insan vücudunda olması gerekir. Fakat bu bölgede olması gerekenden çok fazladır. Bunun yanı sıra cıva, arsenik, kurşun, alüminyum hiç bulunmaması gereken metallerdir.


-          2009 yılında yapmış olduğunuz araştırmada anne sütünde ve bebeklerin dışkısında ağır metallerin bulunduğunu tespit ettiniz. Bu araştırmanızın içeriğini aktarabilir misiniz?


Dilovası ve Kandıra’da Havadaki toz bulutla AB standartlarının üstündedir. Sanayiden köken aldığını bildiğimiz metaller Dilovası’nda 3,5 kat Kandıra’da 1,7 kat olması gerektiğinden fazladır. Kocaeli’nin Kandıra ve Dilovası ilçelerinde yapmış olduğumuz araştırmalara yönelik olarak birçok anne ve çocuklarını inceledik. Bu anneleri hamileliklerini ilk aylarından doğumuna kadar izlendi. Doğumdan sonrada izlenilmeye devam edildi. Annelerin ilk sütünde ve doğan bebeklerin kakalarından örnekler alındı. Buna göre havadaki toz bulutunda bulunan ağır metallerle karşılaştık. Bunun insan yaşamına yansımasını net bir şekilde gördük.


-          Araştırmalarınızı kamuoyuna açıkladıktan sonra, Kanserle Savaş Dairesinde Görevli, aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer’ in sizi YÖK’e şikâyet edişi ile başlayan süreç, akabinde bağlı olduğunuz üniversite ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ile davalık oldunuz. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz.


Araştırmaların sonuçlarının bir kasıt içerdiğini düşünüyorlar. Tüm bu sorunların kar hırsından kaynaklandığını dile getirebiliriz. Çözüme rıza göstermedikleri için insanlarla paylaşma gereği duyduk. Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu tepkiler için onlar lafı-güz ar. Önemli olan insanları ve doğanın ne olduğu ne olacağı meselesidir. Şimdiki Hacettepe Rektörü ve Üniversite’nin konjektöre bağlı olarak tercihidir. Patronlar ve hükümetler tercihlerini nasıl kullanıyorsa üniversite de tercihini öyle kullandı. En önemli maliyet unsurları çevreye verilen zararlardır. Bunu ortaya koyan ve çıkaranlar her zaman hedef gösterildi gösterilecektir de.


-          Tüm bunlara rağmen çözüm öneriniz nedir?


Önceki hükümetlerin ve şuan ki hükümetin gözümüzün içine baka baka insana rağmen insana rağmen sanayi olur demeye getiriyorlar. Beğenmezseniz çekin gidin demek çözüm değildir. Dilovası’ nı boşaltarak çözüm getiremezsiniz. TÜBİTAK’ ın ve bizim yapmış olduğumuz ölçümlere göre bir yerde hava kirliliği varsa meteorolojik hareketlerle her yere dağılır. Buna göre yayınlanmayan İl sağlık Müdürlüğünün kayıtlarına ulaştık il genelinde yüzde 18 kanser nedenli ölüm olduğunu, Gölcük’ te yüzde 21,Gebzede yüzde 22,Derince’ de yüzde 21 kanser nedenli. Buda bize sanayiye bağlı çevre ve sağlık sorunlarının sadece Dilovası ile sınırlı kalmayacağını bu sorunun genel olduğunu gösteriyor. 


Hükümet yapacağını yapıyor. Meclisin kapasite artışı durmalı demesine rağmen, sanayi bölgesi kapasite artışı gösterdi. Çevresel Etki Değerlendirmesi(ÇED)Raporuna rağmen faaliyete geçirildi. Buna rağmen Güney Kore ve Kibar Holding ortaklığıyla 4.Demir-Çelik fabrikasının kurulması bile tek başına kentimizle ilgili kararı gösteriyor. Bu hükümetin çözüm önerisidir. Bizler ise üretimin içinde çözümü bulabileceğimizi söylüyoruz. Daha az zarar veren hammadde kullanımı, başka yerlerden söktüğünüz fabrikalarla değil yeni teknolojiler kullanarak kapalı teknolojiler kullanılmalıdır. Atıkları zararlaştırarak atmosfere ve suya salınabilir. Ama bunların hepsi birer maliyettir. Patronlar ve hükümetler işbirliği içerisinde. Bunların insana ve doğaya zarar vermesine göz yumuyorlar.


-          Son olarak aktarmak istediğiniz bir şey var mı?


Örgütlenerek bunun kader olmadığını göstermemiz gerekir. Bunun ekonomik gerekçe olduğunu çevre ve insana etkilerinin ne olduğunu biliniyor. Alternatiflerinin olduğu bilindiği halde tercih edildiği, ekonomik çıkar olduğunu göstermeliyiz. Siyasi öznelerin toplumun muhalif unsurları bu işi önlerine koymalıdır. Hükümetin temsilcisi olduğu patronlara karşı koyacağız. Toplumsal muhalefet dünyada ve Türkiye’ de yükseliyor. Siyasal gerilimler bunu kanıtıdır. Kürdü, Türkü, Çerkezi, Komünisti, Sosyalisti, Sosyal Demokratı ile iktidarı hedefleyen mücadeleyi vermediğiniz sürece bu kader diye algılayıp değiştiremezsiniz. Mesele bizlerin değiştirenler olmasıdır ve iktidarın değiştirilmesidir. İnsan için doğa için kardeşlik için yüreği çarpanlar bir arada bu sorunu çözebiliriz.


Fotoğraf: Rojdan AKSOY / Berfin YÜCE


(ra-by/hp)