Parmaklıklar ardına sığmayan kadınlardan haber var!

13:05

 


Müge TUZCUOĞLU / Elif KAYA



DİYARBAKIR – Önce ‘namus’ kavramıyla hapsedilen, ama sonra ‘namusun’ aslında ne olduğunu, onlara yanlış benimsetmeye çalışan topluma, doğrusunu kavratan kadınlar. Şimdi ‘özgürlük’ kavramını dört duvar arasında sorguluyorlar. Tutuklanırsa, babasının kendisini ziyaret etmeyeceğini düşündüğünü söyleyen 28 yaşındaki Ayşe İrmez, “Tutuklandıktan sonra ilk görüşüme annemle babam geldi. Ben annemin moral vermesini beklerken, babam hep beni savundu” şeklinde özetliyor kadının toplumda yarattığı değişimi. Ve, “En zor olanı dışarıda olanlar karşısında, dört duvar arasında kalmaktır. Yoksa biz o kadar acı görmüşüz ki, onlar karşısında özgürlüğü çoktan seçmişiz” diye ekliyor 45 yaşındaki Müşeher Ülker. 



Bir kadın nasıl değişir? Ne zaman sorgulamaya başlar? Yaşamına ne değerse, evden çıkmaya karar verir? Acılar mı? Özgürlük hayalleri mi? Kendine, toplumuna ve halkına yapılanlar mı? Belki de bunların hepsi… Bütün yaşam alanlarında, en kuytu köşeye atılmış kadın. Bedeni, ruhu, düşleri, bireysel çabaları hep kenara, halının altına süpürülmüş. Bu yüzden mutfakta oturulur, kahvaltı sohbetleri uzun sürer.  Milletvekili de olsa ev kadını da, bir işçi de olsa veya bir öğretmen; itilmiştir, ötekileştirilmiştir. Uzaktadır. Çünkü kadındır, zayıftır, güçsüzdür, hep daha az akıllı, daha az becerikli, daha az okumuş, daha fazla cahildir, daha fazla duygusal, daha fazla dayanıksız… Peki, tutuklu olsa? O kadın cezaevindeki bir kadın olsa… Diyarbakır E Tipi Cezaevinde bile en köşedeki, en uzaktaki, ortak alanların en dışındaki koğuşlar reva görülmüş iken… Erkek tutuklular dışarıdayken yolu kesilen, erkek işçiler koğuştaki bir tamirat için gelecekse, toparlanmak zorunda olan kadın mahpuslar… Onlar da çok değişti ve değiştirdi. Küçük bir çocukken başladı bu değişimler. Sorumluluk aldı, omuzlarına yükler bindirildi; değişti. Roller yüklendi, soru sordu; değişti. Göçlerle, ölümlerle, cezaevleriyle karşılaştı, en büyük acıları yaşadı; değişti. Ve baktı ki bir özgürlük yolu var, bir özgürlük şansı var! Ellerini bulaşık suyundan çıkardı, silkeledi, yatakları dağınık bıraktı, çocukları divanın üstüne oturttu; kapıdan aralanan aydınlığa doğru gitti. Kapıdan dışarı çıktı. Önce ürkek adımlarla. Yolunu, doğruyu bulmaya çabaladı. Yürüdükçe güçlendi. Yürüdükçe yolu yöntemi öğrendi. Yürüdükçe aşındırdı; hayatındaki fazlalıkları, fazla rolleri, fazla sorumlulukları…



Diyarbakır Cezaevi B4 Kadın Koğuşundan görüştüğümüz kadınlar, ürkek başlayıp güçlenen yürüyüşlerini anlattılar. Kadınlar anlattıkça, değişimin ve kadının üstü kapatılmaya çalışıldı, kadını içine kapatan gücü, ortaya çıktı. Artık kadınlar hedef alınmıştı onlar için. Onlar acılarından ve özgürlüklerinden öğrenmişlerdi yürümeyi. Cezaevindeki dört koğuş yetmiyor kadınlara. Yürüdükçe topluma karıştılar. Toplumsallaştıkça, ne varsa yaşatılan, reva görülen; onu yaşamaya başladılar. Ve yaşadıkça alanlarını genişlettiler. Daha iyi bir anne olmak, daha güçlü bir kadın olmak, daha özgür bireyler olmak için…



Tutuklanan kadın olunca…



28 yaşındaki Ayşe İrmez, 1 yıldır tutuklu. Şırnak Belediye Meclis Üyesi iken tutuklanan Ayşe, en küçüğü 4 yaşında olan 4 çocuk annesi. “12 yıl önce dayım, kızı ve oğluyla beraber tutuklanmıştı. Bütün akrabalar, malvarlıklarının hepsini vermeye razıydı, yeter ki dayımın kızını serbest bıraksınlar. Yani kaç tane erkek tutuklansa da, onun cezaevinde olmasını istemiyorlardı. Ama o kötü bir şey yapmamıştı. Yine de sonuçta kadındı. “ diye bir akrabası olan kadının tutuklanmasına dair ilk anısını paylaşırken, şimdi ise herkesin daha farklı baktığını söylüyor. Tutuklanırsa, babasının kendisini ziyaret etmeyeceğini düşündüğünü söyleyen Ayşe, “Tutuklandıktan sonra ilk görüşüme annemle babam geldi. Ben annemin moral vermesini beklerken, babam hep beni savundu” sözleriyle, toplumda kadının mücadelesiyle başlayan değişimi özetliyor. 
‘Sen annesin ne işin var orada’
Ayşe, daha önce sokaklarda çekinerek yürürken, belediye meclis üyesi olarak seçildikten sonra daha güvenle hareket etmeye başlıyor. Daha sonra operasyon gerçekleştiriliyor ve o gün 31 erkek arasında tek kadın olarak tutuklanıyor. Eşinin bu süreçte en büyük destekçisi olduğunu belirtiyor Ayşe ve bu tutukluluk sürecinde eşinin de değişimlerini paylaşıyor: “ Nasıl gidiyor diye sordum. ‘Ayşe biliyordum kadın işleri kolay değil, ama bu kadar olduğunu bilmiyordum. Bazen evde ne yaptığını merak ederdim, iş değil derdim. Ama öyle değilmiş. Eve girmek istemiyorum. Ev farklı, odalar farklı, çocuklar farklı.’ Bense ona, ‘Sen de aynısını yapabilirsin’ diyordum sürekli. Yeni evliyken, hep şehir dışında çalışıyordu, biz yalnızdık. ‘Ben nasıl yaptıysam, sen de yapabilirsin’ dedim.” Sistemin kadınlara özellikle yöneldiğini ifade ediyor Ayşe. “Kadınsın, siyasetin içine giremezsin, bir kadın belediyede ne iş yapar” fikrinden duyduğu rahatsızlığı, savcının da ‘Sen annesin ne işin var orada’ diye sormasından duyduğu şaşkınlıkla birleştiriyor. “Ben de dedim ki ‘Bir kadın da her şeyi yapabilir. Hem annelik misyonu, hem de halkına hizmetini yapabilir” sözleriyle, kadının ne kadar üretici olduğuna bir kez daha dikkat çekiyor.



‘Ancak kadınlar birbirlerinin sorunlarını anlar ve çözer’


Cezaevindeki değişim sürecine ilişkin ise şunları aktarıyor Ayşe: “Buraya geldiğim ilk 1 ay zorluk çektim. Özellikle çocuklar açısından… İlk kapalı görüşe çocuklarla gelmiştiler ve onlar çok ağladı. Artık sadece açık görüşe geliyorlar. Babası onları elinden tutarak getiriyor. Çok mutlu ve canlıydılar. Bana da çok moral veriyorlar. Arkadaşımla telefonda konuştum geçenlerde. Bir aydır sigarayı bırakmış ve bana bunu Kadınlar Gününde söyledi. 8 Mart hediyesi olarak. En küçük kızım da  ‘Roja Jinên  Cîhanê li te pîroz be’ dedi. Şimdi ben de buna yoğunlaşıyorum. Daha farklı bir anne, daha farklı bir kadın olacağım çıktığımda. Kadınlar için, geçim sıkıntısı çeken, şiddet gören kadınların sorunlarına daha fazla eğileceğim. Çünkü kadınlar ancak birbirlerinin sorunlarını anlar ve çözer.”



Utangaçlıktan, kendini tanımaya


Müşeher Ülker ise 45 yaşında, 7 çocuk annesi. Mahallede kadın çalışması yürütürken, tutuklanıyor ve 1 ay 10 gündür tutuklu. Daha önceden yemek yapan, çocuklarına bakan herhangi bir kadın iken, yaşamı evi ile sınırlıyken… Yakınlarının mücadeleci yönlerinden bahsettikten sonra, “Babam ve kardeşim her zaman kimlik mücadelesi verdiler. Ve her ikisi de şehit oldu. Ben de bir şeyler yapmalıyım” diyor. İnsan isterse her şeyi yapabilir diye düşünüyor ve bu sonuca nasıl vardığını paylaşıyor bizimle:


“Sonra parti çalışmalarına katıldım. Anladım ki insan isterse her şeyi yapabilir. 15 gün gözaltında kalmıştım. 4 aylık hamileydim. Her gün bize işkence yapılıyordu. Ben eskiden çok utangaçtım. Sonradan kendimi daha iyi tanıdım. Bazı kadınlar var ‘ben yapamam’ diyor. Kadınlar kanadı kırık kuş gibi olmasın.”


Eşiyle bazen kadın çalışmaları konusunda tartıştıklarını ve her zaman özgürlüğü tercih ettiğini vurguluyor. “Tutuklandıktan sonra cezaevine geldi. ‘Gördün mü ne yaptın?’ dedi. Ben de ‘ne yapmışım’ dedim. ‘Hırsızlık yapmadım, kötülük yapmadım’ dedim. En zor olanı dışarıda olanlar karşısında, dört duvar arasında kalmaktır. Yoksa biz o kadar acı görmüşüz ki, onlar karşısında özgürlüğü çoktan seçmişiz” sözleriyle, yaşadıklarından asla pişmanlık duymadığını, bir kez daha haykırıyor tüm dünyaya.


JINHA


(ek-mt/hö )