Suriyeli Gelinlerin saklı hikayesi
11:51
Mizgîn Tabu – Zehra Dogan / JINHA
ŞIRNEX (ŞIRNAK) – Zehra, Beyan, Necih, Hanif ve Fatma Şirnex’ın Cizîr ilçesine bağlı Derbaciya köyünde yaşıyor. Beş kadın da Suriye ve Türkiye’deki kadının yaşamını dile getiriyor. ‘Suriyeli Gelinlerin’ hikayesi… Başlık parası adı altında küçük yaşta çocuklar satılıyor. Fakat halk arasında ‘satmak’ yerine ‘evlenmek’ sözü kullanılıyor. Çocukların hayalleri, daha küçüklüklerinde çalınıyor…
Feodal zihniyetin ailede oluşturduğu anlayış ile, aile sürekli erkek çocuk istemekte. Eril zihniyete göre aile, erkek çocukla neslini devam ettirir. Bölgede ve Türkiye’de de aynı anlayış hakim. Küçük yaşlarda evlendirilen çocukların hikayesi Bölge’de çok duyulur. Özelde de ‘Suriyeli gelinler’… Erkekler, erkek çocuk sahibi olmak için Suriye’ye yönelerek, başlık parası adı altında küçük yaşta satılıyor. Suriyeli çocuklar bu şekilde çocukluklarında çocuk sahibi oluyor, çocuklarıyla büyüyor. Şirnex’ın Cizîr ilçesine bağlı Derbaciya köyünde 20 Suriyeli gelin yaşıyor. JINHA olarak, Zehra, Beyan, Necih, Hanîf û Fatma’nın hikayelerini dinledik.
Çocuklar, başlık parası adı altında satılıyor
Suriye’de yaşanan savaş, özellikle kadın üzerinde etki ediyor. Çoğu aile, savaştan kurtulmak için, Türkiye’ye geliyor. Ev ekonomisi, işsizlik, çocuklara bakma vb. durumlar, ailelerin en büyük kaygısı oluyor. Fakat bu sorunlardan en büyüğü, yaşı küçük çocukların evlendirilmesidir. Birçok aile, özellikle küçük yaştaki kız çocuklarını kaygısızca evlilik adı altında evlendiriliyor.
Zehra Yenerak yedi yıldır evli ve kuma olarak evlendi. 3 çocuk annesi olan Zehra, köyden uzak penceresiz ve henüz bitmemiş bir evde yaşıyor. Amcasının oğlu ile evlenen Zehra, kuma olmayı istemiyordu. Fakat evleneceği kişi amcasının oğluydu ve inandı. Zehra, yedi yıl sonra üç çocuğuyla beraber ayrı bir eve çıktı ve yaşamına orada devam ediyor. Zehra bütün yaşamını, bir odada geçiriyor. Şimdi ise çocukları için sürdürdüğü yaşama katlandığını belirtiyor. Şimdiki yaşamına ilişkin konuşan Zehra, beşikteki bebeğinin başını okşuyor ve bebeğine karşı kurduğu her cümlesine özür dileyerek başlıyor. Zehra, konuşmasına şöyle devam ediyor:
“Ben şu an çocuklarımla küçük bir odada yaşıyorum. Lavabosuz, banyosuz bir ev… Akşamları eşim eve gelmiyor. Bazen geceleri dışardan ses geliyor. Ben çok korkuyorum. Fakat elimden gelen bir şey yok. Sabaha kadar bu korkuyla yaşıyorum. Eşim benim köye çıkmamı istemiyor. Sabahtan akşama kadar evin içinde çocuklarımla beraberim. Farklı bir dünyada yaşıyorum. Eşim benden çok büyük. Kuma olarak gitmek insan onurunun kırılmasıdır. İki kadının bir erkek için çatışmasındansa, ölüm daha iyidir. Eşim, tamamen keyfi olarak ikinci evliliği yaptı.”
Zehra evlenirken küçüktü, yaşamı anlayamıyordu. Hikayesini şöyle anlatıyor Zehra:
“Ben çocuktum ve hiçbir şey anlamıyordum. Bana ‘evlen’ dediler, ben de evlendim. Türkiye’ye gelişimin üzerinden bir hafta geçtikten sonra anladım… Fakat artık dönüş yoktu…”
‘Yoksulluktan kurtulmak için…’
Beyan Muhammed de diğer kadınlar gibi, Şirnex’ın Cizîr ilçesine bağlı Derbaciya köyüne gelin olmuştu. Kürt oldukları için Suriye’de kimlikleri yoktu. Kendi coğrafyalarında yabancılardı. Savaş başladıktan sonra kimliklerine kavuştu onlar. Beyan, annesi yaşamını yitirdiğinde henüz küçüktü, babası yeniden evlendi. Beyan’ın yaşamı yoksulluk içinde geçti. Beyan, yoksulluktan kurtulmak için evlendi ve Türkiye’ye geldi. Fakat Beyan için Suriye’deki ve Türkiye’deki yaşamı arasında bir fark yoktu. Beyan, ekonomik durumu ve çevredeki anlayış nedeniyle geri dönüş yok. Benim için insanın kendi topraklarında yaşaması daha kıymetlidir.”
‘Kumalık, kadın onurunun kırılmasıdır’
Necih Mungan da diğer kadınlar gibi ‘Suriyeli Gelin’ kimliğiyle tanınıyor. Yıllarca baskı ve zulme karşı direnen Necih, “Yıllar sonra anladım ki, insan ikinci eş olunca, dünyası kararıyor, onuru kırılıyor” dedi.
Hanîf Mungan 18 yaşında ve iki çocuğu var. Aslen Arap olan Hanîf, 15 yaşında evlendi. Hanif’in yaşamı da bir odada geçti. Suriye’deki yaşam koşullarından dolayı Türkiye’ye gelen Hanif’in şimdi ise geleceğe dönük hiçbir umudu yok.
‘Eve gitmem mümkün değil’
Beş çocuk annesi Fatma Erol, bir taraftan şimdiki yaşamını, diğer taraftan da savaşın ortasında kalmış olan ailesini düşünüyor. Fatma, yaşamı üzerine şöyle konuşuyor:
“Ben yabancıyım, bu memleketin yabancısı… Ben kahroluyorum ve çok üzülüyorum ailem benim evlenmeme nasıl göz yumdu diye… Şimdi annemin evine gitmek istiyorum. Fakat gitmem mümkün değil.”
Derbaciyê köyünde eşinden duyduğu korku nedeniyle konuşamayan birçok kadın vardı. Bazıları da gizli şekilde düşüncelerini dile getirdi. Fakat hikayesi dinlenilmesi gereken birçok kadın var. Ortaya çıkan bu tablo, erkek egemen zihniyetin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bizler ise kadınların hikayelerini ardımızda bırakarak hüzünlü bir şekilde köyden ayrıldık.
Foto: Mizgin Tabu
Görüntü: Zehra Doğan
(zd/la/gk)

