Kadınlar, ‘eşitlikçi bir anayasa’ istedi
14:56
JINHA
İSTANBUL- Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER), “Anayasa ve Eşit Temsil Semineri”ni düzenledi. Toplumun tüm kesimleri için “her alanda eşitlik” talebinin dile getirildiği seminerde, dünyadan ve Türkiye’den örnekler paylaşılarak “eşit temsilin” farklı boyutları ele alındı.
Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER), 19 Ocak 2013 Cumartesi günü “Anayasa ve Eşit Temsil Semineri”ni düzenledi. Seminer, Friedrich Ebert Stiftung ve Swedish International Development Cooperation Agency’nin (SIDA) desteğiyle gerçekleştirildi. Taksim Hill Otel’de düzenlenen etkinliğe, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, avukatlar ve akademisyenler katıldı.
KA.DER Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Aydın, kadın örgütlerinin, anayasa hazırlama sürecine nasıl dahil olduklarını ve hangi çalışmaları yaptıklarını anlattı: “2007’de ilk kez anayasanın yeniden ele alınacağı gündeme geldiğinde, hükümet tüm sivil toplum kuruluşlarına bir çağrıda bulundu. Bu çağrı çerçevesinde 200’den fazla örgüt ve bağımsız akademisyenler bir araya gelerek taslak bir anayasa hazırladık. Bu taslağı hazırlarken amacımız, anayasanın maddelerinin içine girmek, o maddeleri yeniden yazmak, anayasadaki ifadeleri daha eşitlikçi bir hale getirmekti. Sonrasındaki süreçte hükümet kendi hazırladığı taslağı çöpe attı ve tartışmalar başka türlü bir tartışmaya dönüştü.”
‘Eşitlikçi bir anayasa istiyoruz’
KA.DER olarak yeni anayasa konusunda sözlerini yalnızca kadınlar için değil, feminist bakış açısıyla tüm sistem için söylemeye kararlı olduklarını belirten Aydın, “Çözüm yollarının tıkanmamasını sağlayan ilkeler için mücadele edeceğiz. Kadını aileden bağımsız eşit ve özgür bir birey olarak gören, kapsayıcı, eşitlikçi, anayasal vatandaşlığı hedef alan bir anayasa istiyoruz. Seçim ve atamayla gelinen tüm organlarda kadının eşit temsilinin olduğu siyasi, idari ve hukuki bir yapı istiyoruz. Anayasanın kadınların adalete erişimini kolaylaştırıcı bazı düzenlemeler içermesini istiyoruz” dedi.
Prof. Dr. Büşra Ersanlı panel de, Türkiye’de kadın-erkek eşitsizliğinin her alanda yaşandığına dikkat çekerek kadın-erkek eşitliğinin anayasanın her maddesine yayılması gerektiğine dikkat çekti.
‘Kanunlar, toplumsal hayatımıza yansımıyor’
Almanya Federal Cumhuriyeti Adalet Eski Bakanı Prof. Dr. Herta Daubler-Gmelin, Alman Anayasası’ndaki toplumsal cinsiyet eşitliği konusunu ele aldı. Almanya’daki kadınların bugün sahip oldukları haklar için çok mücadele verdiklerini söyleyen Gmelin, eşitlik mücadelesinin tarihini anlattı: “1919’a kadar Almanya’daki kadınların seçme ve seçilme hakkı yoktu. Weimar anayasası ile birlikte ‘eşitlik’ kelimesini dile getirmeye başladık. Aslında buradaki en büyük sorun, Alman toplumunun ‘eşitlik’ kavramını kabul etmemesiydi. Çünkü, toplumsal cinsiyet eşitliği Almanların alışkın olmadıkları bir kavramdı.”
Toplumsal ve kültürel rol kalıplarıyla mücadele
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı/ Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, uluslararası standartlar karşısında Türkiye’nin durumunu özetledi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Cinsiyete ilişkin bütün önyargılarla mücadele etmek bir zorunluluktur. Ancak şu aşamada, devletin bu alanlarda hiçbir yükümlülüğü bulunmadığını görüyoruz. En önemli örnek, evli kadının soyadına ilişkin alınan karar. Bugün evli kadınlar kendi soyadlarıyla birlikte eşlerinin soyadlarını kullanabiliyor. Ama sadece kendi soyadınızı kullanma hakkına sahip değilsiniz. Çünkü Türkiye'de aile; gelenek, görenek, dil, din vb özelliklerin yaşandığı ve gelecek nesillere aktarıldığı kutsal bir kurum. Kadının kendi soyadını kullanması da bu kuruma karşı bir saldırı olarak algılanıyor.”
Kadınların özgüven eksikliği
Reims Champagne- Ardenne Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nden Camille Froidevaux Metterie, Fransa’daki ‘eşit temsil’ kavramını değerlendirdi. Fransa’nın toplumsal cinsiyet eşitliğini ve pariteyi yürürlüğe ilk kez koyan ülke olduğunı söyledi. Fransa’daki siyasi hayatta, kadın-erkek eşitliğini araştırmak için 60 kadınla görüşme yaptığını belirten Metterie, araştırmanın sonuçlarını katılımcılarla paylaştı: “Araştırma, Fransa’daki siyaset dünyasının erkek egemenliğinde olduğunu gösterdi. Kadınların en büyük sorunlarından biri erkekler tarafından aday gösterilmemeleriydi. Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri ise kadınların özgüven eksikliğiydi.”
KA.DER Ankara Eşit Temsil Çalışma Grubu Üyesi Dr. Selma Acuner, konuşmasında şunlara değindi: “Bu alandaki en büyük sorun, partilerin parite-eşit temsil konusunu ciddiye almaması. Büyük partiler ‘Koltuk benim için daha önemli, ben cezayı öderim’ diyor ve kadın aday göstermiyor. Bu yasayla birlikte ister kadın ol ister erkek ol, eşit temsil senin hakkın haline geliyor.”
Farklı stratejiler geliştirilmeli
Rutgers Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nden Doç. Dr. Mona Lena Krook, kadın temsil oranının artmasıyla toplumda nelerin değişeceğine dikkat çekti: “Dünya genelindeki kadın temsili 15 yılda ikiye katlandı. Önceden kalkınma ve demoratikleşme teşvik edildiğinde daha fazla kadın katılımcıya ulaşacaksınız, mantığı vardı. Bu anlayış değişti, yerini ‘eşit temsil’ kavramına bıraktı. Eşit temsil, vatandaşların siyasete katılmalarını ve kadınların politikada daha aktif olmalarını içeriyor. Eşit temsil sayesinde kadınlar, siyasete daha fazla ısınacak.”
‘Kadınlar, siyaseti kirli bir alan olarak görüyor’
Koç Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Zeynep Oya Usal, dünyada kadınların siyasal hayata katılmaları konusunda hukuki bir eksiklik olmadığını ancak fiili eksikliklerin söz konusu olduğunu anlattı. Kadınların karar alma mekanizmalarında en az yüzde 30 oranında yer alması gerektiğine dikkat çeken Usal, şunları söyledi: “ ‘Neden daha fazla kadın temsil edilmeli?’ Çünkü, kadınlar toplumun yüzde 50'sini meydana getiriyor. Ama seçim sistemlerinin yapısı, sosyo-ekonomik engeller, yoksulluk ve işsizlik, kadınların siyasette temsiliyetini olumsuz yönde etkiliyor. Diğer bir engel ise kadınların siyaseti kirli bir alan olarak görmesi.”
(la)

