Ermeni Çocuk Kampı’nın öyküsüdür Kırlangıç Yuvası…
16:19
Mizgin TABU / JINHA
AMED – Hrant Dink’in hayattayken başladığı, fakat ölümünden sonra arkadaşları Şehbal Şenyurt ve eşi Bülent Arınlı tarafından tamamlanan ‘Kırlangıç Yuvası’ belgeseli üzerine konuşan Şehbal, “Hrant Dink’in katledilmesinden sonra, biz yürüyüşler ve birçok çalışmalarla uğraşırken, Bülent Arınlı tek başına ağlaya ağlaya belgeselin kurgusunu tamamladı” dedi.
Hrant Dink’in anlatımıyla, Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nın öyküsüdür Kırlangıç Yuvası… İstanbul yakınlarındaki Tuzla Ermeni Çocuk Kampı, yetim çocukların emeği ile yapılmıştır. Hrant Dink de kendi yuvalarını kurmaya çalışan bu çocuklardan biridir. Kamp, 12 Eylül Askeri darbesinin ardından gelen yeni yasa ile Ermeni Vakıf mülkiyetinde olması dolayısıyla çocukların elinden alınmış, bir harabe olmaya terk edilmiştir. Filmde Hrant Dink, kampın yıkıntıları arasında gezinerek duygularını, kampın kimsesiz, yetim çocuklar için ne anlama geldiğini ve geri alma mücadelelerini anlatır. Hrant Dink’in ölümü ardından onun düşlerini dile getiren bir ağıt niteliği taşımaktadır “Kırlangıcın Yuvası”…
‘Belgeseli tamamlamak, bizim vefa borcumuzdu’
‘Kırlangıç Yuvası’ Hrant Dink’in ardından yarım kalan belgeselidir. Hrant’ın ardından, yakın arkadaşları olan Şehbal Şenyurt ve eşi Bülent Arınlı belgeselin tamamlanması görevini, bir vefa borcu bilerek üstlendiler. Şehbal Şenyurt belgeselin yapımcısı olurken, Hrant’ın ardından 2008 yılında kaybettiği eşi Bülent Arınlı ise belgeselin yönetmenliğini yaptı. “Hrant Dink’in katledilmesinden sonra, biz yürüyüşler ve birçok çalışmalarla uğraşırken, Bülent Arınlı tek başına ağlaya ağlaya belgeselin kurgusunu tamamladı” diyen Şehbal, 2007 yılında yaşadıkları acının bıraktığı derin acıların hala devam ettiğini dile getirdi. Hrant’tın anlattığı ve belgeselde kullanılmayan birçok konu olduğunu ifade eden “Hrant’ın anlatılarını dinlerken, sanki hep bir aradaymışım gibi oluyorum” dedi. Şehbal, filmin kurgu sürecinin kendileri için üzüntülü bir süreç olduğunu ifade ederken, Hrant Dink’in ölümünden bir yıl sonra da eşi Bülent Arınlı’yı kaybettiğini söyledi.
‘Sabiha Gökçen haberi ile süreç işlemeye başladı’
Hrant’ın demokrasi mücadelesinde önemli sembollerinden biri olduğuna işaret eden Şehbal Şenyurt, şöyle konuştu:
“Belgesel filminde de kendisi de ifade ettiği gibi, 1915’ten bu yana aslında yaşanmış olanların bir tür sembolü gibi hissettiği bir mekândı orası. Bu topraklarda ne yazık ki 19’cu yüz yıl vesaire bir sürü tarihi ve bilimsel açıklamalar yapılabilir. Duygularda başka yerde tekabül eden birçok olay yaşandı. Birçok acıyla yoğuruldu bu topraklar. Hala da daha devam ediyor ve ne yazık ki bütün bunlar insanların ruhunda birikiyor. Bazı noktalarda sembolleşerek açığa çıkıyor.
Hrant yarattığı cennettin tekrar ve tekrar dağıtılmış olmasından dolayı çok ağır duygular yaşıyordu. Biz bu filmi Hrant’la birlikte yapmaya başlamıştık. Aslında uzun ve gayrimüslim vakıflarına dönük bir çalışma olacaktı bu. Daha sonra ikinci bir filmle tamamladık bunu. Buradaki temel mesele, ulus-devlet felsefesinin tek tipçi felsefenin birey hayatında nerelere tekabül etiği, neleri yok etiği üzerine bir çalışma olacaktı.
Ne yazık ki hepiniz biliyorsunuz. Hatırlarsanız Agos gazetesine dönük yoğun linç kampanyaları başladığında, Sabiha Gökçen haberi yapılmıştı. Hrant Dink, 2004 yılı Şubat ayında, Agos Gazetesi’nde yazdığı Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğuna ilişkin haberden sonra yaygın olarak gündeme geldi. Bu haber Hrant Dink’in, “Türk ve Türkiye düşmanı bir Ermeni olarak” lanse edilmesinin ve hedef haline getirilmesinin başlangıç noktası oldu. Sabiha Gökçen’in bir Ermeni kızı olduğu bilgisi bize ulaşınca, çok uzun konuşup tartıştık. Haber yapmamayı istiyorduk fakat Hrant, bu haberi duyurmak istiyordu. Bu haber üzerine epey tartışmalar oldu. Hrant çok duygusal bir insandı. Fakat daha sonra Hrant, “Mustafa Kemal bile Sabiha Gökçen için kızım dediyse bu toplum bunu kabul eder artık” dedi. Haber Agos gazetesinde yayınlandı. Haberin hemen ertesi günü bütün süreç hızla örülmeye başlandı. Davalar kartopu gibi büyüdü ve bütün süreçler Hrant üzerinde yaşandı. Biz de ‘Şimdilik bu filmi askıya alalım. Daha sonra olaylar durulduğunda tamamlarız’ dedik. Maalesef ardından başımıza böyle korkunç bir olay geldi ve biz hemen akabinde Hrant’ın yarım kalan kırlangıcın yuvası adlı belgesel filmini toplumla paylaşmak için tamamladık. Hrant’la başlayan bu çalışma maalesef böyle sonuçlandı ve altı yıldır nerdeyse her gün bunun hesabını soruyoruz ama ortaya çıkan durum hepinizce malum…”
Kamera - Foto: Mizgin Tabu
(gk)

