‘Özgürlükleri için direnen kadınlar tükenmeyecek’

12:21

 


JINHA


AMED – Türkiye’deki ve Bölge’deki kadın kurumları, 2012 yılında kadına yönelik şiddetin ve kadın mücadelesinin boyutlarını değerlendirdi. Konuya ilişkin Gökkuşağı Kadın Derneği, “Nasıl Ortaçağ’da ‘cadılar’ yakılarak kendini özne kılan kadınların varlıkları bitirilemediyse, bugün de özgürlükleri için direnen kadınları bitiremeyecekler” açıklamasında bulundu.


Kadına yönelik şiddetin 2012 yılı resmi verilerine yansıtılmadığını aktaran kadın kurumları, 2012 yılında kadına yönelik şiddetin boyutlarını değerlendirdi. Mediz, Toplumsal Belek, Gökkuşağı Kadın Derneği, Ekin Ceren Kadın Derneği, Selis Kadın Derneği, Hebun LGBT inisiyatifi, Avukat Meral Danış Beştaş ve yönetmen Melek Özman kadın üzerinde yoğunlaşan eril zihniyet kökenli şiddete vurgu yaptı. Açıklanmayan birçok taciz ve tecavüz vakalarının olduğunu ve bunların resmi verilere yansıtılmadığını ifade eden kadın dernekleri, “Medya organlarının tamamen eril dil söylemlerinin, kadına yönelik şiddeti artırdığını düşünüyoruz” dedi.


Kadına yönelik şiddete karşı kadın gazeteciler!


Türkiye medyasında 2012 yılını değerlendiren yönetmen Melek Özman,  “Medya, erkeklerin yönettiği ve karar verdiği bir yılı daha bitirdi. 2012 yılının umut veren tarafı ise, kadın gazetecilerin kadınlara yönelik şiddet davalarını örgütlü izlemeleriydi” dedi.  Kadınlara yönelik şiddet ve kadın cinayetleri haberlerinde eril dilin aşılmaya başlandığına dikkat çeken Melek, bu durumun kadın gazetecilerin çabasıyla yaratıldığını belirtti. Kadınların 2012 yılında en çok muhafazakârlıkla mücadele ettiğinin altını çizen Melek, erkeklerin muhafazakârlaşmasının, kadına yönelik şiddet ve cinayeti arttırdığını kaydetti. Melek, kadına karşı şiddeti görenlerin aslında kadın gazetecilerin olduğunu sözlerine ekledi.


Sözün bittiği değil hiç olamadığı yerdeyiz!


İnsan haklarının ve hukukun olmadığı,  ataerkil zihniyetin hâkim olduğu bir ülkede korunması gereken kişilerin, kadınlar olduğuna vurgu yapan Toplumsal Bellek sözcüsü Zeynep Belek, AKP zihniyetinin kadınlar için ayrımcı ve korkutucu olduğuna dikkat çekti. Eşitlik sembolü haline getirilmeye çalışılan türbanın, kadını erkekten ayıran ve metalaştıran bir ideolojinin sembolü olduğuna ilişkin konuşan Zeynep, “Özgürlüğünü isteyen siyasi bir propagandanın ardından kadınlar için önerilen pembe roller; kapanması gereken bir meta olarak algılanmak, tecavüzü çağıran ve meşru kılan obje olmak, tecavüzü hak etmek, kürtaj yaptıramamak, çocuk yaşta evlendirilmek, üç çocuk doğurmak, kimliksiz ve kişiliksiz olmak” diyerek iktidarın kadına biçtiği özgürlük rollerini sıraladı.  Kadın ölümünün 2012 yılında 148’e ulaştığına değinen Zeynep, 2012 yılında 209 kadının yaralandığını, 129 kadının tecavüze uğradığını, 124 kadının cinsel tacize maruz kaldığını aktardı. Kadın-erkek eşitliği sıralamasında Türkiye’nin 132 ülke arasında 127. sırada olmasının Türkiye’de kadına yaklaşımı özetlediğine değinen Zeynep, “Sözün bittiği değil hiç olamadığı yerdeyiz” dedi.


‘Yine savaş, göç, yoksulluk kıskacında kalan, kadınlar oldu’


KCK adı altında yürütülen davaların iddianamelerinde 8 Mart, 25 Kasım, barış eylemleri gibi çalışmaların sorgulanıyor olmasının hükümetin, kadına yaklaşımını yansıttığına vurgu yapan İstanbul Gökkuşağı Kadın Derneği, “Kürtlerin yoğun olduğu kadın kurumlarına baskınlar yapılıyor. Devlet şiddetinin kendini gösterdiği başka bir bağlam ise yine savaş, göç ve yoksulluk kıskacında kalan kadınlardır. Bu anlamda devlet şiddetinin, kadına yönelik erkek şiddetini gizleyebildiğini de yine deneyimlerimizden yola çıkarak söyleyebiliriz” şeklinde konuştu. Gökkuşağı , “Nasıl Ortaçağ’da ‘cadılar’ yakılarak kendini özne kılan kadınların varlıkları bitirilemediyse, bugün de özgürlükleri için direnen kadınları bitiremeyecekler. Bu durum vahşice öldürülerek ve zindanlarda hapsedilerek değişmeyecek” dedi.


‘Kadın mücadelesine devam’


Kürt kadınların, 2012 yılında kendi haklarına sahip çıkması noktasında çok güçlü bir direniş sergilediklerini söyleyen Selis Kadın Derneği sözcüsü Ruşen Seydaoğlu ise, şöyle konuştu.


“Kadına yönelik her türlü şiddetle mücadele yolunda, öne çıkardığımız topyekûn örgütlü direnişin vazgeçilmez olduğuna 2012 yılında da vurgu yaptık. Bütün dünya gündemine oturan açlık grevleri sürecinde, taleplerin sadece cezaevindeki tutuklu arkadaşların talepleri olmadığını, biz kadın örgütlerinin de anadilde yaşam, hukuksuzca devam eden tutuklamaların son bulması, içinde yüzlerce kadının da bulunduğu tutukluların serbest bırakılması ve Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki insan haklarına aykırı tecridin kaldırılması için mücadele ettik ve edeceğiz.”


LGBT bireylerin anayasal hakları tanınmadı’


Türkiye’nin 2012 yılında yaşam hakkı ihlalleri başta olmak üzere birçok hak ihlaline imza attığına dikkat çeken Hebûn LGBT İnisiyatifi, “2012, nefret cinayetlerinin, nefret söylemlerinin ve linç girişimlerinin arttığı, adaletin ve ana akım medyanın bittiği, kadına yönelik bütün hakların çiğnendiği, doğanın ve hayvanların katledildiği, bir yıl oldu” dedi. Yaşam hakkı başta olmak üzere bütün haklar için mücadelenin ve direnişin artmasının LGBT inisiyatifinin en büyük kazanımı olduğuna vurgu yapan Hebûn, “LGBT bireylere 2012 yılında anayasal haklar verilmedi ve nefret cinayetleri ciddiyetini korumaya devam etti” dedi.


‘Hükümet, derhal eril dilden vazgeçmeli’


Kadına yönelik şiddetin, 2012 resmi verilere yansıtılmadığına ilişkin açıklama yapan Diyarbakır Ekin Ceren Kadın Derneği, şu açıklamalara yer verdi:


“Medyada kadınlar edilgen olarak gösteriliyor. Televizyon dizilerinde, kadın ya şeytandır ya da aile düzenini bozandır. Medya üzerinden gelişen bu tarz etkilerin, kadına yönelik şiddeti artırdığını düşünüyoruz. Bir ülke eril dille yönetildiği zaman, bu erkeğe güç verir. Bu durumda erkek yaptığı suçu meşru görür. Tecavüz ettiği zaman yargılanmıyor. Yargılandığında hak ettiği ceza verilmiyor. Bizim hükümetten istediğimiz, derhal kullandığı eril dilden vazgeçmesidir. Yürüttüğümüz kadın mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Tüm kadın örgütlerini bu konuda daha hassas olmaya davet ediyoruz.”


Hükümet, kadının bedenine saldırmak için kürtajı kullandı’


2012 yılının, hem kadınlara yönelik saldırıların arttığı hem de bunlara karşı sürdürülen mücadelenin yoğunlaştığı bir yıl olduğunu söyleyen Avukat Meral Danış Beştaş, şöyle konuştu:


“Feministlerin ve kadın örgütlerinin çabasıyla, kadına yönelik erkek şiddetinin görünürlüğünün arttığını, bunun da hükümeti çalışmaya ittiğini söyleyebiliriz. 2011 yılından beri sürdürülen çalışmaların sonucu, ‘Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi’ adlı 6284 sayılı yasa, 8 Mart itibariyle yürürlüğe sokuldu. Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlık’tan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na dönüşmüş olan ünvanıyla Fatma Şahin’in ‘Kadın örgütleriyle birlikte hazırladık’ diye övündüğü yasa, taleplerimizin hepsini karşılamamış olsa da yerine geçtiği 4320 sayılı yasaya göre bir takım kazanımlar elde ettiğimiz bir alan oldu. Buna karşın, kadına yönelik erkek şiddeti davalarına ve bu davalardan çıkan kararlara baktığımızda tablonun pek iç açıcı olmadığını görebiliriz. Kadın cinayeti davalarında haksız tahrik indirimi hala uygulanıyor.  Tecavüz davalarından hala kadınların ‘rızası’ olduğuna ilişkin kararlar çıkıyor. Yargıtay, ev işlerinin maddi katkı olmadığına hükmedebiliyor. Bu yıl en çok ses getiren hadise kürtaj meselesi oldu. Kürtaj, hükümetin kadınların bedensel bütünlüklerine yönelik saldırısının en bariz örneğidir.”


(zd/gk)