‘Meclis, hala erkeklere ait’

10:23

 


JINHA


ANKARA – Kadınların meclisteki temsiliyeti üzerinde duran BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hala erkek egemen bir zihniyetin hakim olduğu bir dil var. Türkiye’de Meclis, hala erkeklere ait” şeklinde konuştu.


Türkiye’de meclisin hala erkeklere ait olduğunu dile getiren BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, tüm yasama faaliyetlerinde dilden yönteme kadar erkek egemen zihniyetin var olduğunu dile getirdi. 1935'lerden 2007 seçimlerine kadar kadının meclisteki temsiliyetinin oldukça düşük olduğuna vurgu yapan Sebahat Tuncel, DTP'nin 2007'de %40 kadın kotasıyla Meclis'e girmesinin Türkiye parlementosundaki etkisi oldukça büyük olmuştur. Bu etki 2011 seçimlerinde aslında diğer partileri de zorlamıştır. Diğer partiler daha çok kadın aday göstermişlerdir” dedi. Sebahat, kadınların meclisteki temsiliyet oranlarına ilişkin JINHA’ya konuştu.


   -     Mecliste kadının, kadın haklarının düzenlenmesinde temsil düzeyi nedir?


Türkiye'de Meclis hala erkeklere ait. Yani kadınlar olarak hem sayımız az hem de tüm yasama faaliyetlerinde kullanılan dilden yönteme kadar erkek egemen bir zihniyet var. Ancak kadınların sayılarının az olmasına rağmen müdahale etme ve sorunların çözümünde
daha barışçıl yollarla diyaloga geçme konusunda etkileri çok daha büyük oluyor. Erkeklerin pek çok konuda kavgaya ya da çirkin bir tartışmaya götürdüğü bir konuyu kadınlar çok daha rasyonel bir şekilde ele alabiliyor.


‘Kadın mecliste yoksa, kararlarda da yoktur’


   -     1935’den bugüne kadınların meclisteki oranında nasıl bir değişim olmuştur? Bu değişim, kadınların meclisteki temsiliyetini nasıl etkilemiştir?


1935'lerden 2007 seçimlerine kadar kadının meclisteki temsiliyeti oldukça düşüktü. En fazla %4'leri bulan bir kadın temsiliyet oranı vardı. Ancak bu eşik 2007 seçimlerinde aşıldı ve ilk defa Meclis'te kadın milletvekillerinin oranı %9,1'e çıktı. 2011 seçimlerinde ise bu oran %14,3'e çıktı. Bu elbette Avrupa standartlarına ve bizim mücadele ettiğimiz kadın-erkek eşitliği için yeteri bir oran değil. Ancak DTP'nin 2007'de %40 kadın kotasıyla Meclis'e girmesinin Türkiye parlementosundaki etkisi oldukça büyük olmuştur. Bu etki 2011 seçimlerinde aslında diğer partileri de zorlamıştır. Diğer partiler daha çok kadın aday göstermişlerdir. Bu değişim kadınların karar mercilerinde söz sahibi olması açısından etkili aslında. Eğer Meclis'te kadınlar yoksa alınan kararlarda da yok. Özellikle kadın hareketinden kadınların meclise girmesi oldukça önemlidir. Yasalara müdahale etmek için ve pek çok toplumsal soruna dair sözü olan kadınların, Meclis'te daha çok olması şart.


‘Gelişim için, ülkelerarası deneyim paylaşımı önemli’


   -     Uluslararası alandaki kadın hakları kazanımının Türkiye anayasasına yansıması nasıl olmuştur? Türkiye’de şekillenen kadın haklarını nasıl etkilemiştir?


Uluslararası alanda kazanılan haklar, özellikle AB’deki kazanımlar bizi de etkiliyor. Her ne kadar Türkiye AB’ye üyelik yolundan vazgeçmiş olsa da uzun yıllar AB üyeliği için AB'nin insan hakları ve demokratikleşme yönünde adım atmamız açısından baskıları oldu ve bu baskılar sonunda Türkiye istemese de adımlar atmak zorunda kaldı. Diğer yandan, Türkiye kadın hareketi pek çok uluslararası kadın kurumlarıyla ortak çalışmalar yapıyor. Dolayısıyla oradaki kazanımlar öncelikle bir deneyim olarak bize aktarılıyor. Örneğin şimdi AB, özel sektörde üst düzey yönetimde kadınların olması için %40 kota uygulamasını başlattı. Bu Türkiye'de de tartışılmaya başladı. Pozitif ayrımcılık meselesini Avrupa yıllar önce tartışmaya başladı ve anayasal düzenlemeler yaptı. Bize yansıması pek çok sorunla mücadele ettiğimiz için geç oluyor ama oldu. Artık Türkiye Anayasası'nın 10. maddesinde kadınlara pozitif ayrımcılık ilkesi eklendi. Bu anlamda ülkelerarası etkileşim ve deneyim paylaşımı oldukça önemli.


‘Kadın haklarını bilmiyor’


   -     Türkiye’de kadın, haklarını biliyor mu? Kadın haklarını ne kadar kullanabiliyor?


Türkiye'de her ne kadar yasal düzenlemeler olsa da kadınlar çoğu zaman bu haklarını kullanamıyor ya da sadece kâğıtta kalıyor. Devletin geçici müdahaleleri olsa da yoksulluktan şiddete pek çok konuda kapsamlı, sürekli mekanizmaları olmadığı için yetersiz kalıyor. Şiddete uğrayan kadına geçici koruma sağlanabiliyor ancak bir iki ay sonra bitiyor. Kadın, yine sorunlarıyla kendi başına kalıyor. Pek çok zaman ise kadınlar, yetersiz de olsa var olan haklarında habersiz. Bu aslında genel bir durumdur. Tüketici olarak da, öğrenci olarak da haklarımızı bilmememizi öngören bir sistem var. Avrupa'daki gibi değil. Orada her yasa sonucu, insanlara ne gibi hakların doğduğunu öğretmek devletin görevi. Bizde ise bu ters bir şekilde işliyor. Bu yüzden kadının örgütlü mücadelesi çok önemli. Örgütlü mücadele ile biriken hafıza, deneyimler yol gösterici oluyor.


‘Kanunların pratikleşmesi gerekiyor’


   -     Kanunların uygulanmasında, kadın hakları ne kadar gözetiliyor?


Türkiye'de maalesef her ne kadar Anayasa'da pozitif ayrımcılık ilkesi belirtilmiş olsa da yasal düzenlemeler çoğu zaman uygulamada neredeyse hiçbir şeyi değiştirmiyor. Bunun en son örneğini ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi’ yasasının çıkartılmasıyla gördük. Bu yasa her ne kadar kadın örgütlerinin ciddi eleştirilerini içerse de önemsediğimiz bir yasa. Kadına yönelik şiddetle mücadelede ilk defa ayrı bir yasa çıktı. Ancak yasanın çıkmasından sonra kadın cinayetlerinde, şiddet vakalarında bir değişim olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla elbette yasal düzenlemeler önemli, ancak tek başına yeterli olmuyor. Asıl olarak uygulamada değişikliklerin yapılması gerekiyor. Çıkarılan her yasa ve düzenlemede iktidarın aileyi koruma yaklaşımı aslında bunun temel nedenidir. Esas olan ailenin korunması olduğu için aslında uygulamada yine bir şey değişmiyor.


(gk)