Bebeğin ninnisi: Vurulanlar senin kardeşindir, insandır, Kürttür. Unutma bunları bebek!
18:54
Zehra DOĞAN - JINHA
DİYARBAKIR - Roboskî Köyünde savaş uçaklarının 34 köylüyü bombalamasının üzerinden aylar geçmesi rağmen, sessizlik hala sürüyor. Ancak acı hafızalarda ki yerini koruyor. Diyarbakırlı Semra anne, beşikte uyuyan 3 aylık bebeği Aram Tigran’ı sallarken, katliam üzerine yazdığı ninnisini söylüyor ““Li Qilabanê berx dimirin. Xebera Dayîkan jê tune. Vana bizane bebik. Ên ku hatine kuştin birayên te ne, mirov in, kurd in. Vana ji bîr neke bebik! (Uludere’ de kuzular ölüyor. Annelerinin haberi yok. Bil bunları bebek. Vurulanlar senin kardeşindir, insandır, Kürttür. Unutma bunları bebek!)”
Şırnak’ın Uludere İlçesi’ne bağlı Roboskî (Gülyazı) Köyü’nde 29 Aralık 2011 gecesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait savaş uçakları, geçimini kaçakçılık yaparak sağlamaya çalışan 34 köylüyü bombaladı. Saldırıda ölen 34 kişiden 19′u, 18 yaşından küçüktü. Bölgede yaşayanların sanal dünyada yazdıkları sayesinde öğrenebildiğimiz bu katliam, Türkiye medyasında ancak bir gün sonra kendisine yer bulabildi. Olaydan uzun bir süre sonra devlet yetkilileri, başsağlığında bulunmak için bölgeye gitti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da bunlardan biriydi. “Geç de olsa yaralarını bir nebze sarabilirsek ne mutlu bize” dedi. Olayın üzerinden aylar geçmesine rağmen, yaralar ilk günkü gibi taze. Bu konuda çok kişi konuştu. Peki olayı haberlerden duyan, farklı kentlerde ki kadınlar.. Onlar ne hissetti. Şimdi konuşma sırası onlarda. Henüz 3 aylık olan Aram Tigran adını verdiği bebeğini beşikte sallarken, aynı zamanda bizimle konuşan Semra 5 çocuk annesi ve 48 yaşındaki Semra Doğan, konuşması sırasında sık sık gözyaşlarına engel olamıyor.
' Ciğere yangın düştü mü, o annenin işi çok zordur!'
Uludere Katliamı’nı basından duyduğunda ilk hissettiği şey, evlat acısı olmuş 5 çocuk annesi ve 48 yaşındaki Semra Doğan’ın. "Ben de bir anneyim, benim de bir ciğerim var. Olayı ilk duyduğumda ciğerim yandı. Bu çocuklar geçimlerini sağlamak için bu işi yapıyorlardı. Ülke sınırına keyfinden gitmemişti. Bu ciddi bir olaydır. Burada söz konusu, geçim sıkıntısıdır” diyor, Semra anne. Katliam ile ilgili haberleri izlerken, çok etkilenmiş ve o kahredici sahneleri empati yapan bir anne olarak, televizyonda yaşamını yitiren bir çocuğun annesinin üzüntülü halinden ne kadar etkilendiğini anlatıyor. Bu durumda bir annenin, yaşamının başına yıkılacağını söyleyen Semra anne, “Dünyası başına yıkılmıştı. O görüntüler hâlâ çıkmıyor aklımdan. Onu dinlediğimde, aklım duracakmış gibi oluyordu." dedi. Bu olaya kimsenin tepkisiz kalmaması gerektiğine işaret eden Semra anne, etnik kökeni fark etmeksizin her annenin aynı acıyı duyumsadığı gerektiğini ifade ediyor. Semra anne, “Ciğere yangın düştü mü, o annenin işi çok zordur. Bu durum sözlerle asla ifade edilemez” şeklinde özetliyor ‘Acının rengi, dili, dini ve ırkı olmaz’ söylemine tekrar vurgu yapmak istercesine. Kör gözlere, sağır kulaklara, suskun dillere seslenmek istediğini belirten Semra anne, “Düşünün, o çocuklar 14 ve 15 yaşlarındaydılar. Ülke sınırına, geçimlerini sağlamak için gitmişlerdi. Geçim için olamasaydı, maddi geliri çok az olan bir şey için kendilerini asla o tehlikeye koymazlardı" diyor.
'Birkaç kuruş parayla bu işi satın almaya çalışıyorlar'
Hükümetin tazminat önerisine tepki gösteren ve paradan daha öte durumlar olması gerektiğini söyleyen Semra anne, tepkisini şu sözlerle dile getiriyor:
"Birkaç kuruş parayla bu işi satın almaya çalışıyorlar. Kanı parayla satın almak çok korkunç bir şey. Olayı çözmek için, failler cezalandırılmalı. Türk-Kürt fark etmeden hiç kimse katledilmeyi hak etmez. Her şeyden önce, insanız biz. Bu ayrımcılığı, ötekileştirilmeyi anlamsız buluyorum. Özellikle Kürt annelerinin evlat yetiştirmesi çok zor. Biz, onları imkânsızlıkların içinde yetiştiriyoruz. Bizim için çocuk, umut ve gelecektir. Bu evlatlarımızı gözümüzden sakınırken birilerinin gelip onları katletmesi hazmedilemez bir durum. Emine Erdoğan’ın anne yüreğiyle oraya gitmiş olmasını ümit ederim. Makyaj ve gösteriş için gitmesini hiçbir anne istemez. Çünkü gitmek ve orda olmak önemli değildir. Önemli olan masum hislerle orda olmaktır. Orada travma geçiren bir çok anne var. O annelere, psikolojik tedavilerini görebilmeleri için aylarca ilgilenmesi gereken doktorlar gönderilmelidir. Dertten anlamadan çare bulunmaz.”
Semra anne konuşmasının ardından, beşikte uyuyan 3 aylık bebeği Aram Tigran’a Uludere Katliamına dönük yazdığı ninnisini söylüyor. “Uludere’ de kuzular ölüyor. Annelerinin haberi yok. Bil bunları bebek, unutma yaşananları bebek. Vurulanlar senin kardeşlerindir, insandır, Kürttür. Unutma bunları bebek!”
‘Eğer her şey parayla bitmiş olsaydı, sen de evladını getir. Sana para verelim ve olayı unut!’
Uludere Katliamı sonrası anne olarak yüreğinin yandığını belirten Barış Annesi Seher Gürenç (50), bizzat yaşamını yitirenlerin aileleriyle görüşüp, olay hakkında bilgi alarak, acılarını paylaşıyor. Seher anne, olayı ilk ağızdan dinlediğini belirterek, "İki çocuk el ele tutuşup korkudan katırın arkasına sığınmış. Çocukların vaziyetleri bir türlü aklımdan çıkmıyor. O iki çocuk, o kadar kötü vaziyetteydi ki, katırın parçalarıyla çocukların bedenleri birbirine karışmıştı. Katırların ve ölülerin kanları birbirine karışmıştı. Bu nasıl bir adalettir diye sorarım?“ diyor. Hükümetin tazminat önerisine öfkelendiğini dile getiren Seher anne, "Bu büyük bir hakarettir. Evladını kaybetmiş bir anneye dünyaları versen fayda etmez. Onun için evladı her şeyden önemlidir ve o önemli olan şeyi kaybetmiştir. Bu devlet için büyük bir utançtır. Bu olay Tayyip Erdoğan’ın başına gelmiş olsaydı ne düşünürdü acaba? Orada yaşamını yitirenlerin hayatı parayla alınıp satılır mı? Ciğer parayla alınmaz. Orada bir annenin ciğeri yanıyor" diyor. Böyle bir olayın kimsenin başına gelmemesini dilediğini söyleyen Seher anne, annelerin maddi tutarı kabul etmemelerini anlamlı bulunduğunu belirtiyor. Bir annenin evladını katleden hükümetin sözlerini duymak, yüzlerini görmek istemeyeceğini ifade eden Seher anne, “Ben buna insan değil, katil derim. Bu yaptığı insanlık dışı bir şeydir. Bunu hiç kimse kabul edemez. Ben de kabul etmem. Evlat ciğerdir, ötesi yoktur. Ondan daha üstün bir olgu yoktur. Evladımın canını alan hükümete şöyle derdim, ‘Eğer her şey parayla bitmiş olsaydı, sen de evladını getir. Sana para verelim ve olayı unut!’"
‘Battaniyelere sarılı bu cansız bedenler, korucu çocuklarıydı’
Seher anne, olaydan kısa süre sonra görüştüğü annelerin duygularını ve kendi hislerini şu sözlerle anlatıyor:
”Evladını o durumda gören anne deliye döndü. Şaşkınlık içerisinde, ‘Evladım neden bu halde? Bu kadar küçük bedenler, nasıl olur da ölümü hak etmiş olabilirler?’ diye feryat ediyordu. Battaniyelere sarılı bu cansız bedenler, korucu çocuklarıydı. Devletin korucularıydı. Bence, oradaki aileler olayın sıcaklığında silahlarını bırakmalıydı. Hükümetin verdiği sözler, bir plandan ibaretti. Bu bir siyaset oyunudur. Zaten şu ana kadar hükümetin yaptığı hiç bir şey yok. Emine Erdoğan aileleri çok sonradan ziyaret etti. Gerçekten yüreği yanan bir anne olsaydı, ilk günden ailelerin yanına giderdi. Hükümet öldürdü ve alın cenazelerinizi kaldırın dedi. Halk olarak cenazeleri canla başla kaldırdık. Biz oraya yardım etmeye ve acımızı paylaşmaya gittik. Başbakan Erdoğan’a birkaç sözüm var. Annelerin gözyaşları artık dinsin. Bize kulak verilsin. Dağda evlatlarımız yaşamını yitiriyor. Bizlere bir çözüm getirilsin. Ben bir Barış Annesiyim. Barışı savunuyorum. Artık aramıza barış gelsin. Barışı kucaklayalım. Artık kan dökülmesin!"
'Ben onların ölümüyle kazandığım evlerde nasıl oturabilirim ki? '
Uludere Katliamı'nın üniversite okuyan bir genç kadın olarak üzerinde bıraktığı etkiyi anlatan 24 yaşındaki Ayşe Var ise, yaşamını yitirenlerin yaş ortalamasına dikkat çekiyor. Dicle Üniversitesi Adalet Bölümü’nde okuyan Ayşe, Uludere'de yaşamını yitirenlerin çoğunun yaşının, kendisinden küçük olduğunu belirtiyor. Katledilen gençlerin, yaşamlarını idame ettirebilmek için kaçakçılık yaptığını ifade eden Ayşe, “Onlar, bizim gibi şanslı değildi. Ekmek kazanmak ve okul okumak için kaçakçılık yapıyorlardı. Onlar da şu an benim gibi yaşamayı hak ediyorlardı, ölmeyi değil" sözleriyle isyan ediyor bu olaya. Katliamdan sonra bazı ‘ırkçı zihniyetlerin’ “İyi oldu. Çünkü onlar kaçakçı ve terör yandaşlarıydılar” sözlerini sarf ettiğinin altını çizen Ayşe, ”Olay bundan ibaret mi diye sorarım? Nasıl olur da, bir insan kaçakçı diye ölümü hak eder? Düşünüyorum da herhalde çocuğumu o halde görmek, benim için büyük bir travma olurdu. Olayın görüntülerini basın aracılığıyla izledikten sonra, vicdanen çok kötü bir hale geldim. Onların ciğeri nasıl yanıyor, nasıl üzülüyor diye düşünmemek imkansız, çünkü onlar anne” diyor. Hükümetin tazminat önerisine tepki gösteren Ayşe, olayın tazminat yada ev gibi maddi şeylerle değil ancak bir ‘barış’ ortamının sağlanmasıyla çözüleceğini belirtiyor. Halkın yas tutamadığına da dikkat çeken Ayşe, Uludere Katliamına ilişkin düşüncelerini şu sözlerle anlattı:
"Yas döneminde bir evde birden çok kayıp olsa bile, yakınlar aylarca evlerine gider ve ailelerin travmayı atlatmalarına yardımcı olur. Fakat bu olaydan sonra böyle bir şey olmadı. Çünkü her evde aynı acı vardı. Hiç kimse, bir diğerine psikolojik destekte bulunamıyordu. Bu çok acı bir şey. Bu tür olaylarda psikolojik destek çok önemlidir. Uzmanların oradaki ailelere yardımcı olmaları gerekiyor. O köyde olay sonucu akli dengesini yitirenler oldu. Bunlar hastaneye gidemediler. Mecbur kalıp, hacı hocalardan medet umdular. Yazık değil mi bu insanlara? Hükümetin derhal bu konuya el atması gerekiyor. Emine Erdoğan’da yaşamını yitirenlerin ailesini ziyaret etti. ‘Onlar barış istiyor’ dedi. ‘Barışın, bizde olduğunu biliyorlar. Bizden beklentileri var’ dedi. Bunun bilincindeyseniz neden bir şey yapmıyorsunuz?"
Bir kadın olarak Uludere Katliamındaki o ‘dehşet verici’ görüntüleri izledikten sonra çok etkilendiğini dile getiren Fatma Kaşan ise, o an oturup, Uludere Katliamında yaşamını yitirenlere ve onların annelerine dönük Kürtçe ve Türkçe yazdığı şiiri, bizimle paylaşıyor:
LAW (OĞUL)
Şev çû, xew qediya
Lawên rojhilatî sibehê wenda kirine
Veger ji qeyda zimên ket
Sibeh venagere û em li vir man
Di nav lawên kuştî de em wekî miriyên hezar salan in
Û em jî ji dil li vir venagerin
Oğullar geceye inmiş mağrur
Her biri dal reyhan
Gül teni kurban
Yoksulluğu ile onurlanan eski adamlar gibi
Bulutlardan bakışlar edinmiş
Oğullar!!!
On dördünde bin yıllık fermana yazılmış
Puşt pusuya
Hain hançere garip
Mem ile Tajdin
Mazlum ve Mahsum cenk hikâyelerinin aklını kalbine mühürlemiş
Teke tek dövüş kadim kılınmış bilirler
Ama
Üç yüz savaşçıya karşı meydana inen Beritanı anlarlar
Oğullar!
Gece ve gündüz ocağımızı terk etmiş bu ne alamettir
Rüzgârlar çıldırmış la ilahe illallah
Keklik sürüleri kayıp bu ne mahşerdir
Kekik kokuları ölmüş kıyamettir
Hewar! Hewar! Hewar!
“Lê lê dayê menale!
Xewn û xeyalên me amoş bike!
Mem û Zîn bi ava gulê ji qebrê rake!
Şûr û mertalên bi ala keziyên keçan ji Bahoz re rêke!
Ji mîrê mîran re nameyek binivîse!
Şêrên bi şîrê helal rêke!
Bibêje; “seydayê derd û kulan
Mîrê qeder û xeman
Şêxê bêkes û bêgunehan
Navê te Roj e bi sond û îman
Erş û aleman
Behr û ewran
Nêrgiz û gulan bigihîne sih û çar lawan
Şûrê qetlê derbas bibe li ser wan
Lê destê mirinê negeriya li ser çavan
Wan rêke bi gotinên derwêş û Edûlan
Xwîn sar nabe di dilê lawan de
Mirin xwe kuşt ji qehran
Ax xwe avêt mihacirî û koçeriyan
Şîr lewitî ji zilma bêqudret
Bê mîrat im bê mîrat
Rehma min bû goristana welat
Nemînim ez nemînim oy bira
Ev ne sih û sê guleyê bigîhije hawaran
Sih û çar sebiyan kuştin sih û çar teyaran
Lome nakim ji heyf û tolan
Seydayê reben û sêwiyan
Hozanê çiya û çeman
Derman bike vî derdê kurmancî
Em dayik mane sêwî”
Oğullar!
Bin bir muska ile kelimelerden ayetler giydirdiğimiz
Kehribar ve nazarlıklar ile dünya gözünden sakladığımız
Oğullar!
Kundak ve kefen bezi alacak kadar sermayemiz
Dört yaşına kadar açlığı avutan memelerimiz
Çıplaklığımızı örten toprak damlarımız
Yoksulluğumuzu şenlendiren bakır ve tunçtan sinilerimiz
Birde şahmaranı konuk ettiğimiz duvarımız
Saçları gece gibi aşiret kızlarımız
Gözlerinde ateş ve yıldızların parladığı oğullarımız
Gayrı neyimiz vardı birde keder ve gamımız
Lê lê dayê binale
Neyarê me qewmê bêkitab e
Edep ne nivîsîne ji hadîs û şerîfan
Gotibûn Hz. Ali roniya çavan
“Feqîrî şexsiyetek bûna, dê min ew qetil bikira bê guman”
Xwedî ferman feqîriya me kir keysa qetlan
Dayîka hesret û şewat
Bê war û bê cîhan
Wa xezalên çiyayî gihîştin zinaran
Wa em dimeşin sih û çar bira
Mij daket ser bijangan
Teyr û teyrik li asimanan girtî neman
Neyarê bêbext rê girtiye bi kemînan
Asîman qelişî ji dengê teyareyan
Agir ji nav dilê cîhanê bilind bû bi fîganan
Çavên birayê min ê biçûk dilerizîn
Tiştek kezaba min nehelandibû heta vê dema janê
Bi nozdeh birayên biçûk re star nedim ez bimirim ey cîhan!
Aqilê min nagihîje vê kuştinê dayê!
Sih û çar gule bes bûn ji bo em bên kuştin
Di êniyê de veke birîna sor a nêşûştî
Ji mirina me pir bûn ev çek
Sih û çar teyare û bombe
Dîrok û tarî
Helbest û şîn
Gul û gule
Çima dişibin hev di zimanê kurdan de?
Lo lo lawo bêqeder û bêwaro!
Dayîka te nemine siwaro!
Ez ê agir berdim qesr û qonaxan
Eşîran rêz bikim li ser hidûdan
Di singê xwe de vekim asîmanan
Bi xencera yaqût biqelişînim dilan
Yek bi yek biavêjim agiran
Dilê janê ketiye ser sih û çar lawan
Te berneda tu dem û dewran
Lo lo lawo ez heyran bi bav û kal
Nizanim çima şev naqede ajot sê hezar sal
Xew mir xeyal mir bişîne tariyê ev hal
Dergûşên morî û mircan şewitîn li newal
Tîna wî dîn bû dema rûnişt li rûyê Dayîkan
Ey sih û çar lawên lewend
Xweş mêr û aqilmend
Xwezî min xwe biavêta ber deriyên kor
Dil û kezeba xwe biavêtana agirê sor
Bidana ber şûr û xenceran ji jêr heta jor
Berê we vegeranda ji welatê jor
Xwezî hebûya xaliyeke min a ecem
Li ser wêne teyrê tawiz û karxezalên wenda ne herdem
Perçên we baniya ber hev hêdi û nerm
Min te pê bilefanda têr û germ
Niqrên mezin daniya ser êgir ji emrê we yê dirêj
Ji behra hêstiran bişûşta bi oxir û hasretên xweş
Te rê bikira axa fedîkar û bişerm
Lawo şîrîn û delalo!
Dayîka te bimirê qurbano!
Nizanim çawa we rê kirin lawo?
Diya te dîn bibe hawaro!
Oğullarım;
Yedi kanatlı gecelere haber salın
Şafağın atlılarına ateşler tutun
Geyiklerin kavminden merhameti sarının
Dersim Pirlerine Kürdi cem kurun
Resmi dillere şerh koyun
Şafağa vardık gayri gideceğimiz zaman kalmadı
Şimdi kader karar vermek zorunda
Ya bizim için kesin hükmü verecek
Ya bu kader kahredilecek
Fotoğraf-Kamera: Zehra Doğan
JINHA
(zd/hö/hp)

