‘Asıl acı olan şiddet değil, şiddetin seyirlik hale gelmesidir’
13:36
JINHA
AMED – “Kapitalist uygarlık kadınlaştırdığı toplumda, erkeği ‘katil’, kadına da ‘maktul’ rolü biçmiştir” sözleriyle sistemin yarattığı kadın ve erkeği eleştiren PAJK’lı tutsaklar, “Asıl acı olan, her gün onlarca kadının aşk ve sevgi adına katledilmesi, tecavüze ve şiddete uğraması değil, cesetlerinin yerlerde seyirlik hale gelmesi, medyada üçüncü sayfa haberi olarak çıkması, toplumun zihninde sıradanlaşan imgeler haline gelmesidir” dedi.
Eril sistemin, kadın üzerinde uyguladığı her türlü hak ihlali olarak bilinen ‘kadına yönelik şiddet’le mücadele günü olarak bilinen 25 Kasım dolayısıyla birçok sivil toplum kuruluşu, kadın örgütleri basın açıklamaları ve çeşitli etkinlikler düzenledi. Kadına yönelik şiddete her zaman ikinci ağızdan tepkiler gösterildi. Hala bu şiddeti yaşayan PAJK’lı tutsaklar da kadına yönelik her türlü şiddetin mücadelecileri olarak bir mektup ile duygu ve görüşlerini dile getirdi.
“Patriarka zihniyetiyle oluşmuş uygarlık, kadını her geçen gün daha çok öldürüyor. Yoksulluk, açlık, savaş, çalışma, aşk, sevgi, doğurmak!... Bütün bunlar, kadına yönelik şiddettin ve ölümün birer gerekçesidir. Kapitalist modernite, kadını ruhu ve bedeni için tehdit olmaya devam etmektedir. Çünkü kadının karşısındaki gücün, rengi, ırkı, milliyeti, ulusu, coğrafyası yok! Erkek egemenlikli her toplum, sınıf, halk ve ulusun bekli de tek ortak noktası kadına karşı geliştirilen erkek şovenizmidir.
Kadın kimliğinden yapılan saldırı, utanç kaynağıdır
Dünyanın her hangi bir yerinde gelişen ulusal, etnik ya da sınıfsal bir mesele kutbuna, batıdan doğuya tüm yeryüzü ölçeğindeki kadın ulusunun, siyah, sarı, beyaz, Asyalı, Ortadoğulu, Afrikalı olduğu için değil, sadece kadın oldukları için ezilmeleri, yok sayılmaları, şiddette uğramaları, öldürülmeleri 21. yy insanlığı için bir utanç kaynağıdır.
1960’ların Dominik Cumhuriyetinde kadına yönelik yaşanan tecavüz, artık bir sembol olmaktan çıkmıştır. Keza, bu tecavüz kültürü dünyanın her yerini sarıp sarmalamıştır. Erkek şovenizminin kaba ve şiddet içeren kültürü ile liberalizmin, ruhları ve bilinçleri yavaş yavaş teslim alan kültürü birleşerek, kadınlar tam bir ölüm makinesine dönüşmüştür.
‘Öncelikle kadınları vurun’ sloganı, artık sadece savaş meydanlarında değil, kadının nefes aldığı her yerde, sokakta, evde, iş yerinde, köyde, kentte tezahürünü bulmaktadır.
Sistem erkeğe ‘katil, kadına da ‘maktul’ rolünü biçmiştir
Erkek zekâsıyla yaratılan bu iktidarsal uygarlık sadece kadını düşünmekle kalmamıştır. Peşi sıra tüm toplumu kadınlaştırarak düşürmeyi başarmıştır. Kapitalist uygarlık, kadınlaştırdığı toplumda, erkeğe ‘katil!’ kadına da ‘maktul’ rolü biçmiştir. Asıl acı olan, her gün onlarca kadının, aşk ve sevgi adına katledilmesi, tecavüze ve şiddete uğraması değil! Daha acısı, kadın cesetlerinin yerlerde seyirlik hale gelmesi ya da medyada üçüncü sayfa haberi olarak çıkması ya da toplumun zihninde sıradanlaşan imgeler haline gelmesidir. Ülkemizde ise durum genelden farklı değil. Hatta kadına yönelik şiddet istatistiklerinde ve alınan önlemler konusunda dünya sıralamasının sonlarında yer almaktadır. Erkek egemenlikli AKP iktidarının, sözüm ona ‘çağdaş Müslüman kadın tipi’ yaratmaya çalışırken, alttan alta tüm topluma empoze ettiği zihniyet başkadır. Tekçi erkek ırkçılığını teşvik eden, kadını salt emsel ve üreme nesnesi haline getiren, ötekileştiren, iradesizleştiren bir zihniyete sahiptir. Böyle bir zihniyetin üreticisi ve uygulayıcısı olan AKP, sözüm ona kadına yönelik şiddeti teknik araç gereçlerle çözebilmeyi düşünmektedir. Bu hiçte samimi ve dürüst bir politika değildir. AKP zihniyeti, kadının ne kadar çocuk yapacağına, ne zaman kürtaj yapacağına karar vererek, kadın bedeni ve iradesi üzerinde tam bir tahakküm yaratmaya çalışmaktadır. Bu anlayış ve zihniyet geri ve geleneksel erkek anlayışının, devlet politikası haline getirilerek resmileşmesi anlamına gelmektedir. Bu anlayış tam bir kadın düşmanlığıdır!
Bütün kadınları örgütlenmeye ve bilinçlenmeye çağırıyoruz
Biz Kürt kadınları, devlet şiddetinin en canlı tanıkları ve mağdurlarıyız. 30 yıldır süren savaşta, en büyük faturayı kadınlar ödemiştir. Her savaşta olduğu gibi bu savaşta da gözaltında taciz ve tecavüzler yaşanmış, öldürülen kadın gerillaların cesetleri topluma sürekli teşhir edilmiştir. Savaşın bir sonucu olan yoksulluk, açlık, göç ve ölümler en çok kadının acı çekmesine yol açmıştır. TC devletinin şu an uyguladığı anadil yasağı, varlığın, kimliğin, kültürün yok sayılması, Kürt kadını ve ulusu için en büyük şiddet olmaya devam etmektedir. Bizler Kürt kadınları olarak, hem erkeğin tahakkümüne, şiddetine ve hem de tüm iktidar odaklarının, devletin, medyanın, militarizmin şiddetine karşı çıkıyoruz. Bunun için de dağlarda, zindanlarda, şehirde, köyde, evde, işyerinde örgütleniyor, bilinçleniyor ve eylem yapıyoruz. Biliyoruz ki, dünyanın her ülkesinde ve coğrafyasındaki kadınlar da örgütlenip erkek egemenlikli iktidarlara karşı çıkıyorlar. Kadınlar olarak dünden farkımız, daha örgütlü ve bilinçli olarak kadına yönelik her türlü şiddeti durdurmak ve erkek egemenlikli iktidarlara son vermek için, mücadelemizi daha da yükseltmek ve dayanışmamızı daha da güçlendirmek gerektiğinin bilincindeyiz. Bunun için bütün kadınları bulundukları her yerde örgütlenmeye, bilinçlenmeye ve eyleme çağırıyoruz.”
(gk)

