‘Sistemin kadına nasıl tehlikeli baktığını, en iyi Kürt kadınları bilir’
12:49
Mizgin TABU / JINHA
AMED – 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü’nün Kürt kadınları açısından anlamlı olduğunu ifade eden Ekin Ceren Kadın Derneği gönüllü çalışanı Figen Aras Kaplan, “Sadece kadın hakları mücadelesi içinde yer alan değil, ülkesinin, dilinin üzerindeki tüm baskıların ortadan kalkması için mücadele eden kadınların sistem tarafından nasıl tehlikeli görüldükleri, öldürüldükleri, tecavüze uğradıkları, zindanlara atıldığı en çok da Kürt kadınları tarafından algılanmaktadır” dedi.
Bölgede ve Türkiye’de 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü gerçekleştirilecek etkinlikler için birçok sivil toplum kuruluşları çağrıda bulundu. Tüm kadınlara 25 Kasım etkinliklerine katılım çağrısı yapan kuruluşlar ve kadın dernekleri, bugünün kadınlar için önemi üzerinde durdu. Diyarbakır Ekin Ceren Kadın Derneği de Kürt kadınları başta olmak üzere tüm kadınlara Diyarbakır’daki kadın yürüyüşüne katılım çağrısı yaptı.
‘Şiddet, var olan haklarımızın elimizden alınmasıdır’
- Sizce şiddet nedir? Şiddetti kimler görüyor? Bu konuyu açar mısınız?
Şiddeti genel olarak tanımladığımızda güç sahibi olanın, yani ezenin ezilen üzerinde uyguladığı fiziksel davranış olarak algılıyoruz. Fakat doğru olan sadece bu değil. Bizim için şiddet sadece fiziksel şiddet, tecavüz, öldürmek değil. Bununla birlikte psikolojik, ekonomik olarak gösterilen şiddet ve bunun yanında ana dilin yasaklanması dahi bizler açısından şiddettir. Çünkü şiddet, sizin elinizde var olan hakları elinizden alıyor. Gücünüzü zayıflatmak üzerinden size başka bir güç tarafından görünen ya da görünmeyen bir saldırı gerçekleşiyor. Biz şiddeti bu temelde ele alıyoruz.
‘Kadınlarda içselleştirilmiş bir kölelik hala mevcuttur’
- Kadın olarak yaşadığımız şiddettin farkında mıyız?
Kadınlar boyutuyla baktığımızda aslında yaşadığımız şiddet, var olmamamız için binlerce yıldır bize çok ciddi anlamda politikalar uygulandı. Gerek dini söylemlerle, gerek kapitalizmin yarattığı politikalarla, aile modelleriyle tüm sistemler kadınlara uygulanan şiddettin aslında kadınların hak ettiği, kadınlara verilen roller gereği olduğu inancını yerleştirdi. Son iki yüzyıla kadar biz kadınlar annelik ve eş olmanın dışında bir görevimiz olmadığı için ola ki bir başka davranışta bulunursak şiddete maruz kalma ‘hakkına’ sahip olduğumuzu düşünüyorduk. Dolayısıyla, hala dünyada birçok erkek ve birçok kadın, kadına yönelik şiddetin geçerliliği konusunda hemfikirdir. Kadınlarda da içselleştirilmiş bir kölelik hala mevcuttur. Erkekler açısından da zaten sistem onlara öyle bir öğretiyor ki, ‘Kadın erkeğin malıdır’, ‘Erkek istediği gibi kadını kullanır’, ‘Eğer kadın ses çıkarırsa, evden dışarı çıkmak isterse şiddet görme hakkını herkes tarafından yerleştiriyor’ diye düşünüyoruz.
'Şiddetin kaynağı iktidardır'
- Binlerce yıldır kadın üzerinde uygulanan psikolojik ve fiziksel şiddetin nasıl önüne geçilebilir?
Şiddetin, doğru algılanması çok önemlidir. Biz şiddeti sadece dönemsel olarak ele alıp sadece parçalı bir şekilde değerlendirirsek, şiddet belli günlerde ele aldığımız bir vaka olarak kalır. Şiddetin önlenebilmesi için kaynağını yakalamamız gerekir. Bunun kaynağı iktidardır. Erkekte, devlette ve kapitalist sistemde var olan iktidar. Biz iktidar olgusunu çözemediğimiz müddetçe şiddeti de önleyemeyiz. Dolayısıyla öncelikli olarak bunun bir ideolojik belirleme olduğunu ortaya koymamız gerekiyor. Yani şiddet çok bilinçli olarak uygulanan politikalardır. Bin yıllardır kadınlar, toplumlar, ötekiler ve doğa üzerinde yaratılan bir saldırı biçimidir. Öncelikle, doğru tanımını ve kaynağını bulmak gerekmektedir. Eğer kaynağının iktidar olgusu olduğunu yakarsak, bunun beraberinde ne yapma konusunda örgütlenmenin, bilinçlenmenin ve mücadeleyi yükseltmenin gerekli olduğu sonucuna varırız zaten. Ama biz şiddeti günlük, arada bir ortaya çıkan vakalar olarak değerlendirdiğimizde, ne yazık ki iktidar olgusu da ezilenler üzerindeki baskısını, tahakkümünü sürdürüp devam ettirecektir. Şiddeti önlemenin en temel yolu, başta kadınlar olmak üzere herkesin bilinçlenmesi, örgütlenmesi ve mücadeleyi yükseltmesi gerekir.
'Tüm dünya kadınları birleşmeli'
- 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü kadınlar açısından nasıl bir önem taşıyor? Kadınlara neler söylemek istersiniz?
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü, bizler açısından çok önemli bir gündür. Çünkü biz son dönemde yaşadığımız zindan direnişini de ele aldığımızda aslında Mirabel Kardeşler’ in felsefesiyle Kürt kadınlarının felsefesinin aynı zeminde yer aldığını, aynı ortaklıkta devam ettiğini ve bedelinin de benzer olduğunu görebiliyoruz. Yani sadece kadın hakları mücadelesi içinde yer alan değil, ülkesinin, ana dil özgürlüğünün, tüm baskıların ortadan kalkması için mücadele eden kadınların sistem tarafından nasıl tehlikeli görüldükleri ve bundan kaynaklıdır ki, nasıl öldürüldükleri, nasıl tecavüze uğradıkları, nasıl zindanlara atıldığı en çok da Kürt kadınları tarafından algılanmaktadır. Kendi tarihimize baktığımızda, Kürt kadınlarının yıllardır anadillerini, kendi statülerini, kendi kültürlerini yaşatmak ve kadın mücadelesini yükseltmek için verdikleri mücadelede de aynı bedelleri ödediklerini görüyoruz. Tüm dünya kadınlarının birleşmesi, dili, dini, rengi ne olursa olsun kadın özgürlüğü şahsında bir araya gelmesi gerekiyor. Biz inanıyoruz ki, daha özgür, politik, ahlaklı bir toplumun yaratılmasında kadınlar öncülük yapacaktır.
Kamera – Foto: Mizgin Tabu
(gk)

