Oğlunu ölüm orucunda kaybeden Sakine Ana anlattı…

02:29

 


Mizgin TABU / JINHA


AMED – 12 Eylül Darbesinde oğlunu ölüm orucunda yitiren Sakine Ana: Ben oğlum için hiç ağlamadım. Çünkü Cemal’im vasiyet etti. “Anam, benim için ağlama. Ağlarsan devlet der ki, ‘Bak Cemal’in annesini ağlattık’” dedi. Ben beş vakit namazda, oğlumu eriterek ölmesine neden olanlar için Allah’a yalvarıyorum. Diyorum ki “Allah’ım, ölmesinler. Canlarıyla, bedenleriyle çeksinler. Öldükleri zaman da cenneti görmesinler. Cehennem ateşinde yansınlar.” Çünkü onlarda hiç vicdan, merhamet yoktu. Yaramı kanatıyorlar. 10 bin insan grevde. Oğlum için ağlamadım ama onların anneleri için ağlıyorum. Başbakana sesleniyorum. Allah’ınızdan korkun! Bana yaptınız, diğer analara yapmayın. Evlatlarının, gözlerinin önünde ölmelerine izin vermeyin!


 


Türkiye'de özellikle 1980 askeri darbesinin ardından cezaevindeki işkence ve hak ihlallerine karşı başlatılan açlık grevi eylemlerinde Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi gündeme geldi. Binbaşı Esat Oktay Yıldıran'ın cezaevinde uygulamaya koyduğu işkence yöntemlerine karşı girilen açlık grevlerinde yaşamını yitirenlerden biri de 28 yaşındaki Cemal Arat'tı. Cemal Arat'ın annesi Sakine Arat, 2 oğlunu bölgede Kürt halk mücadelesinde kaybetti. 12 Eylül sonrası tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi'ne konulan oğlu Cemal Arat'ı ise cezaevinde yaşama geçirilen işkencelere karşı girdiği açlık grevi eyleminin 52. gününde yitirdi.


‘Kızı, kardeşlerinin acısına dayanamayarak intihar etti’


Sakine Arat, 77 yaşında bir ana… 1980’lerle başlayan evlat acısı, yakasını hiç bırakmadı. Sakine Ana ilk olarak Diyarbakır E Tipi Askeri Cezaevi’ne giren küçük oğlu Tacettin’in yokluğuna alışmaya çalıştı. 1984 yılında Diyarbakır E Tipi Askeri Cezaevi’nde bulunan oğlu Cemal’in idam kararını duyan kızı Semra ise, 11 aylık bebeğini bırakarak abisinin acısına dayanamayarak intihar etti. 1984 yılında E Tipi Cezaevi’nde başlatılan açlık grevinin ölüm orucuna dönüştürülmesiyle Cemal Arat da yaşamını yitirenler arasında yer aldı. Bir oğlunu da trafik kazasında kaybeden Sakine Ana, “Yüreğimde parçalanacak, yanacak yer kalmadı” sözleriyle hala dinmeyen acısını bizimle paylaştı. Açlık grevlerinin onu eski hatıralarına götürdüğünü dile getiren Sakine Ana ile, dünü ve bugünü konuştuk.


‘Açlık grevindekiler, mahkemede bayıldı’


-          Sizin de bir oğlunuz 1981’de bir oğlunuz da 1984’de açlık grevine girmişti. İki oğlunuzun cezaevine giriş süreçlerinden bize söz eder misiniz?


Biz daha önce köyde oturuyorduk. Kızlarımı korumak için, eşimden gizli bir silah almıştım. Daha sonra köyden taşındık. Silah hiç kullanılmamış bir şekilde yanımızdaydı. Bir gece saat birde, evimize baskın yapıldı. Polisler evi ararken silahı buldular. Ben, silahın bana ait olduğunu söyleyemedim. Büyük oğlum Cemal de hasta olduğu için konuşamadı. Küçük oğlum Tacettin ise yüzüme bakarak, silahın kendisine ait olduğunu söyledi. Polisler o gece oğlumu alıp götürdüler. 1979 yılıydı polisler oğlumu götürdüğünde… Oğlumun nerede olduğunu, nereye götürüldüğünü bilmiyordum. O gece oğlum götürüldüğünde yoğun bir kar yağmaya başladı. O karlı günlerde, oğlumu 25 gün boyunca her yerde, tüm karakollarda aradım. Fakat, bir haber alamadım kendisinden… 25 gün sonra oğlumdan bir mektup geldi. “Cezaevine para ve çamaşır getir” diyor. Çocuğumun nerede olduğunu sorduğumda bana askeriyeyi gösterdiler. Askeriyenin içine girdim. Oğlum oradaydı, “Oğlum, niye buradasın?” diye sordum. “Anne beni buraya getirdiler” dedi. “Senin durumunun askeriyeyle ne alakası var?” dedim oğluma, bana, “Anne bilmiyorum, beni buraya getirdiler” dedi. Aradan dört ay geçti. 1980’li yıllarda Diyarbakır E Tipi Cezaevi açıldı. Oğlumu E Tipi Cezaevi’ne götürdüler.  Görüşe gidemiyorduk,  gittiğimizde görüşemiyorduk. O zamanlar cezaevlerinde görüşler çok zordu. Oğlumla görüşmeye gittiğimde “Oğlum nasılsın” diyordum, görüş bitiyordu. 1980’li yıllarda, cezaevlerinde görüşmelere, saniye hesabı vardı. Oğlumla olan görüşmelerim 1 yıl boyunca öyle devam etti. Sonra kendisiyle tekrar görüşemedik. O zaman da şimdiki gibi mahkûmlar açlık grevleri başlatmıştı. Bu açlık grevleri, nedir, neyin nesidir anlamaya çalışıyorduk. O dönem cezaevlerindeki tutsaklar, cezaevlerinde olan yoğun işkencelere karşı, açlık grevlerine girmişler. Oğlumu 40 gün boyunca görmedim. 40 gün sonra mahkemeler açıldı. Polisler, 1981’de oğlum Cemal’i de gelip evden götürdüler. Mahkeme günü iki oğlumu da getirdiler mahkeme salonuna. Oğlum, Tacettin’in durumu çok kütüydü. Tacettin’i açlık grevinden mahkemeye getirdiler. Oğlumun ayakta duracak hali yoktu. Bazı arkadaşları mahkeme salonun da bayıldılar.


‘Oğlum bana, ‘Anne yüzünü son kez görmeyi isterdim’ dedi’


-          1981 ve 1984 yıllarında, cezaevi koşulları, yapılan işkencelerden dolayı tutuklu ve hükümlüler tarafından açlık grevi eylemleri yapıldı. Bir çocuğunuz da ölüm orucuna dönüşen açlık grevlerinde yaşamını yitirdi. Dönemin cezaevi koşulları ve açlık grevi süreci nasıl ilerledi?


1980’li yıllardan şimdiye kadar cezaevi işkenceleri bitmiyor. Açlık grevleri 1981’li yıllarda çok kötüydü. 1981’li yılların açlık grevlerinden sonra, 1984’de cezaevlerinde açlık grevleri tekrar başladı. Küçük oğlum olan Tacettin’im o zamanlar cezaevinden çıkmıştı. Oğlum cezaevinden çıktıktan sonra on gün bile kalmadan evden ayrıldı. Oğlum nereye gitti? Ne oldu oğluma, bir şey anlamadım. Hala daha içimde hasrettir. Keşke bir gün oğlumdan bir haber alsaydım. Evlat hasreti içimde, o hasretle yanarken cezaevlerinde tekrar açlık grevleri başladı. 20 günlük açlık grevleri, Necmettin Büyükkaya’nın cenazesinden sonra, ölüm orucuna dönüştü. Cezaevlerinden cenazeler gelmeye başladı. Benim oğlum Cemal’im de ölüm orucuna girmişti. Cemal’imi en son cezaevinde gördüğümde, yüzümü göremedi. Çok az işitiyordu. Gözü hiç görmüyordu. Bana “Anne son bir kere yüzünü görmek isterdim ama göremiyorum “dedi. Yüzümü görmedi. Ben Cemal’ime, “Sana ben yemek getireyim, bu grevi bırak oğlum” dediğimde bana, “Anne sen bana yemek getirdiğinde, ben yesem, bir ay burada senin yemeklerini yesem, beni cezaevine götürdüklerinde, bana yine pisliklerini yaptıracaklar. Bana diyecekler ki ‘Gel, bizim pisliğimizi ye, ondan sonra sana yemek verelim. Ben onların pisliğini yemeyeceğim. Yemeklerini de… Ben yolumu seçtim. Yeter artık, bu işkenceler son olsun” dedi. Ben, Ankara’ya döndüğümde oğlumun, Cemal’imin ölüm haberi geldi bana. Oğlumu ölüm orucunda kaybettim.


‘Oğlum için bugüne kadar ağlamadım. Vasiyetiydi…’


-          Yıllar sonra cezaevlerinde tekrar açlık grevi eylemi başladı. Hükümetin ve devletin açlık grevlerine yaklaşımlarını insani temelde nasıl buluyorsunuz?


1984 yılından sonra, 2012’de de cezaevlerinde tutsaklar tarafından, açlık grevleri tekrar başlatıldı. Benim yaramı kanatıyorlar. Ben cezaevlerinde çocukları olan analara baktığımda yüreğim yanıyor. Annelerine baktığımda onlar için ağlıyorum. Ben oğlum için ağlamadım. Çünkü benim Cemal’im vasiyet etti. “Anneciğim, benim için ağlama. Benim için kurtuluş yoludur bu yol. Benim için ağlama. Ağlarsan devlet der ki, ‘Bak Cemal’in annesini ağlattık’” dedi. Ben, oğlum için ağlamadım bugüne kadar. Fakat, şimdi bu anaların haline, yüreğine benim ağlamam geliyor. Nedir bu Kürtlerin çektiği? Kimdir bunu yapan? Başa gelenlerdir.


Başa gelenler, hiç mi Allah’ı düşünmüyorlar? Bu gençlere yazık değil mi? Bu analara yazık değil mi? Kenan Evren ve ona bağlı olanlar için ben gece gündüz, beş vakit namazda Allah’a yalvarıyorum. Diyorum ki “Allah’ım, ölmesinler. Bu dünyada çeksinler. Vücutlarıyla, canlarıyla, bedenleriyle çeksinler. Öldükleri zaman da cenneti görmesinler. Cehennem ateşinde yansınlar. Çünkü onlarda hiç vicdan, merhamet yoktu. Şimdiye kadar başa gelenlerin hepsi aynı şekilde. Hiçbiri, “Bu halkı ezdirmeye ne hakkımız var” demiyor. İnsanları, gece yarısı yatağından çıkarıp cezaevlerine tıkmalarının hesabını verecekler. Araması olan gençler kaçıp, dağlara sığınıp, bombardımanlara hedef olan gençlerin ahını Allah soracak. Bu insanların yüreği yanmasa, bu insanlar mitinglere katılır mı? Şimdiye kadar sadece benim yüreğim yanıyor sanıyordum. Bu yürüyüşlere, açlık grevine giren çocukların analarına, gözyaşlarına bakıyorum, kendi derdimi unutuyorum. Şimdi bakıyorum da, ne kadar insan var cezaevinde. 10 bin kişi açlık grevine girmişse, bu 10 bin kişinin annesi, babası, akrabası var. Hepsinin içi cayır cayır yanıyor. Bir parça dahi vicdanı olan bir insan buna tahammül edemez. Bu insanlara bakıyorum, eriyorum, bitiyorum… Gözüme uyku girmiyor. Türkiye’de 500 milletvekili var. Hiçbirinin yüreği sızlamıyor mu? Hiçbiri bunun bir hal çaresini düşünmüyor mu?


‘Talepler yerine getirilsin, barış olsun’


-          Bir anne olarak, çözüm için cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine ilişkin ne düşünüyorsunuz?


Terör yok olacakmış. Terör dediğiniz nedir? Sizin zulmünüzden kaçan insanlardır. Sizden kaçıp dağlara sığındılar, yine de kurtulamadılar. Onları öldürmeye gidiyorsunuz. Siz onların yoldaşını, arkadaşını öldürüyorsunuz. Askerleri, onları öldürmek için gönderiyorsunuz. Orada askerler de ölüyor. Hiç olmazsa askerlere acıyın. Asker anaları, çocuklarını size teslim ediyor. Bunları ölüme nasıl gönderiyorsunuz? Nasıl vicdanınız alıyor? Bunların kolayı var. Barış, müzakere, toplantı. Oturup birbirinizi anlayın. Türkiye’yi yönetenler, ne yaptıklarını bilmiyorlar. Amerika’nın emri altına mı girdiniz? Nasıl onlara tabi olursunuz da kendi halkınızı bu hale getirirsiniz? Allah’ınızdan korkun! Yapmayın bunu bu halka… Bana yaptınız, bu halka yapmayın. Daha çocukları ölmeden, onları birbirine kavuşturun. Anaların günahını almayın. Evlatlarının, gözlerinin önünde ölmelerine izin vermeyin. Bu insanlar ne istiyor? Neden açlık grevine giriyor? Gidip konuşulsun. Onların talepleri var. Talepler yerine gelirse, bir barış olursa, neden açlık grevine devam etsinler? Neden analara cenazeler gitsin?


İçerdekiler, dışarıdakiler bir şey istiyorlar. Anadil… Bu zor bir şey değil ki? Amerikan, Alman, İsveçli kendi diliyle konuşuyor. Kürtler niye kendi diliyle konuşmuyor? Türkiye’nin yarısı Kürt’tür. Türkçe konuşulduğu kadar Kürtçe de konuşulsun. Türkler, Kürtler birbirlerinden kız alıp vermişler. O kadın ve erkekler birbirlerinin dilinden anlamıyorlar mı? Bizim Türk gelinlerimiz bizimle Kürtçe konuşuyorlar. Anadil, bir sorun olamaz, olmamalı. Meclis, milletvekilleri, kanunlar ne içindir? İşte bu istekleri de kanunlara koyabilirler.


‘Devletin, anadili sorun yapmaya hakkı bile yok’


-          Açlık grevine giren tutuklu ve hükümlülerin taleplerinden biri de anadil. Anadil özgürlüğünün açlık grevi nedenlerinden biri olması konusunda ne düşünüyorsunuz?


Ben 77 yaşındayım. Türkçe, Kürtçenin Kirmancî ve Zazakî lehçelerini biliyorum. İnsanlar her şeyi yapabilir. Anadilin kanunlara girmesi de yapılmayacak bir şey değil. Devletin, anadili sorun yapmaya hakkı bile yok. 40 milyon Kürt var. Fakat gördükleri zulümlerden sonra çoğu kaçtı, dağıldı. Çoğu, hükümetin bu işkencelerinden, sorunlarından kaçtı. Hükümet sorun yaratıyor. Türk halkında, Kürt halkında sorun yok. Herkes kendi dilinde yaşamalıdır. Kemal Atatürk hürriyet ilan etti. Hürriyet ne demektir? Herkes hür olacak, istediği gibi yaşayacak, istediği dili konuşacak demektir. Madem Türkiye’de hürriyet var, anadil özgürlüğü de olmalı. Herkes kendi hakkıyla yaşamalı. Kürtlerin de hakkı var.


‘Başbakan, analar için çok şey söylüyor ama bir şey yapmıyor’


-          Cezaevlerinde açlık grevlerine giren tutuklu ve hükümlülere destek amacıyla birçok kuruluş açlık grevine girerken, son olarak BDP’li milletvekilleri de açlık grevine girdi. Milletvekillerinin bu desteğini nasıl değerlendiriyorsunuz?


BDP milletvekilleri açlık grevine girdi. Bu insanlar adım atmak istiyor, çözüm istiyor. Neden diğer milletvekilleri de bir adım atmıyor?  Neden “Cenazeler çıkmasın, analar ağlamasın” denmiyor? Operasyonlar neden geri çekilmiyor? Kaç defa dışarıdakiler ateşkes yaptı. Aylarca bir müzakere olsun diye beklediler. Askerleri onların üstüne yığan, “Gidin, onları öldürün” diyenlerin böyle yapmaya ne hakkı var? Türkiye’de hak yok. Diyordu ki Başbakan, “BDP milletvekilleri kuzu kebabı yiyor.” Bakın, şimdi onlar da açlık grevinde. Meclise sesleniyorum. Müzakereler başlasın. Başbakan, analar için çok şey söylüyor ama hiçbir şey yapmıyor. Dilerim bir gün o da bu anaları düşünür de, bir şey yapmaya çalışır.


(gk/hp)