Akademisyenler: Mesele, en genel anlamda bir halkın özgürleşme mücadelesidir
01:17
Pınar AYTEKİN / JINHA
ANKARA – Ankara Üniversitesi ve ODTÜ’de görev yapan akademisyenler: “Talepler çok sade ama çok derin. Kürt hareketinin önderine yönelik tecridi kaldıracaklar. Böylece Kürtlerin içerideki ya da dışarıdaki tecridini kaldırmak için de bir siyasi adım atmış olacaklar. Mesele, en genel anlamda bir halkın özgürleşme mücadelesidir. ‘Kürt sorunu’ ya çözülecek, ya çözülecek. Ya bugün, ya da yarın. Yarını geciktirmeye, binlerce insanın bedenini tüketmeye, bu ülkenin insanlarını en temel haklardan yoksun bırakmaya, halkları düşmanlaştırmaya kimsenin hakkı yok…”
Cezaevlerinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine giren PKK ve PAJK’lı tutuklu ve hükümlülere, dünyanın ve Türkiye’nin her yerinden insanlar destek vermeye devam ediyor. Açlık grevlerine ilişkin bir değerlendirmede Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Ankara Üniversitesinde ki akademisyenlerden geldi.
‘Sayın Öcalan avukatlarıyla görüştürülmeli’
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Gökmen: Politik bir şey olduğu için sorun bir yerde tıkandı aslında. Karar verecek olan hükümet, hatta Başbakanın ta kendisi. Orada adım atılması gerekiyor. Bence atılması lazım. Açlık grevinde olanların talepleri var. Bu taleplerden biri anadilde eğitim hakkı, savunma hakkı. Anayasada da zaten güvence altında olması gerekir diye düşünüyorum. İnsancıl bir sorun var ortada, bu talebede insancıl çözüm üretmek lazım. Yapılması gereken bu. Diğer taraftan sayın Öcalan ile ilgili bir talep var. Avukatları ile görüştürülmüyor. Bununda engellenmemesi gerekiyor. Avukatlarıyla görüşebilmeli, ki yasalara da aykırı bir şey yok ortada. Bu kanın durması lazım. Karşılıklı olarak bir güvene dönüşüp, Türkiye için bir barış ortamı oluşturulması lazım. Herkesin de bu yönde çaba göstermesi gerekiyor. Barışa katkısı olacak şeyi yapacaksınız. Barışın dilini konuşmamız lazım. Ancak böyle gelişir. Sayın Öcalan söz konusu ise, tabi ki avukatlarıyla görüşmesi olmalı. Biz öldürmek istemiyoruz, kimseyi öldürmek istemiyoruz. Şiddet istemiyoruz. Onu durdurmak lazım. Şiddet durduktan sonra barış için ne gerekiyorsa, hepimizin birlikte ortak olarak yapmamız lazım.
‘Devlet gerekeni bir an önce yapmalıdır’
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü İletişim Bilimleri Ana Bilim Dalı Yrd. Doç. Dr. Engin Sarı: İnsan hayatından daha önemli bir mesele yoktur. Açlık grevindeki tutukluların, ölümlerini engellemek için gereken her şey yapılmalıdır. Bu konuda bütün taraflar yetki ve sorumlulukları dahilinde her şeyi yapmalılar. Devlet açlık grevindeki tutukluların, haklı taleplerini karşılamalıdır. Anadilde savunma hakkı, Abdullah Öcalan'ın tecridine son verilmesi ve mahkumiyet koşullarının temel insan hakları çerçevesi içinde iyileştirilmesi gibi talepler karşılanmalıdır. 30 yıldır süren, binlerce cana mal olan mevcut savaşın, demokratik ve barışçı bir şekilde çözümü için devlet gerekeni bir an önce yapmalıdır. Kürt sorununun çözümü için siyasal seçenekler uzun zamandır bilinmektedir. Mesele gerekli politik iradenin gösterilmesidir. Siyasi aktörler bu iradeyi daha da geç olmadan göstermelidir. Öte yandan yaşam hakkı ve bedenin dokunulmazlığı, temel bir insan hakkıdır. Bu haklardan siyasi amaçlar için vazgeçilmesi ya da bu hakların siyasal hedeflere göre maniple edilmesi de, politik mücadeleleri akla ve vicdana sığmayan bir çerçeveye vardırma riski taşıdığı bilinmelidir. Bu yüzden ölümlerin ya da bedensel acıların politik araç olarak kullanılmasından kaçınılması şarttır. Tüm siyasi aktörler, politik mücadeleleri barışçı ve şiddetsiz bir şekilde sürdürmek için gerekli demokratik koşulları inşa etme sorumluluğu taşıdığını bilmelidir.
‘İlk kez bu kadar çok sayıda insan, aynı anda irade beyan ediyor’
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Doç.Dr.Funda Şenol Cantek: Öncelikle şunu üzülerek belirtmeliyim ki, kamuoyunun genelinin açlık grevlerinden çok geç haberdar oldu. Bu gecikme, taraflar arasında aracı olma arzusu taşıyan, bunu becerebilecek kişi ve kurumların da geç harekete geçmesini beraberinde getirdi. Bugün itibariyla açlık grevindeki tutuklu sayısının 10 bine ulaşmış olması dehşet verici. Bildiğim kadarıyla memleket tarihinde ilk kez bu kadar çok sayıda insan, eş zamanlı olarak kendi bedeni üzerinde tasarrufta bulunarak iradesini beyan ediyor. Açlık grevlerinin seyrini ve buna yönelik tepkileri ana akım medyadan sağlıklı bir şekilde takip etmek mümkün değil. Sosyal medyadan ve çevremden görebildiğim kadarıyla, grevlere temelde dört ayrı yaklaşım var: Görmezden/duymazdan gelenler, Hasmane bir tavırla yaklaşanlar, Destekleyenler ve Talepleri yerinde bulmalarına rağmen açlık grevi pratiğini olumsuzlayanlar. Görmezden/duymazdan gelenlerin konformist tavırları, Hasmane tavır takınanlarınkinden bile rahatsız edici, incitici. Ülke gündemine dair yakıcı sorunları, hak ihlallerini, eşitsizlikleri, nefret söylemini görmezden gelen yaklaşım, hem bunların yeniden üretilmesine zemin hazırlıyor, hem de bu sorunların barışçıl yollardan çözülmesini engelliyor diye düşünüyorum. Öte yandan, açlık grevlerinin sona erdirilebilmesi, karşılıklı müzakere sürecine girilebilmesi için, yakın çevremde neler yaptığımızı sorgulayınca, elle tutulur bir şey de göremiyorum. Muhalefet etmenin, talepleri dillendirmenin bir biçimi olarak imza kampanyaları, basın açıklamaları çoktandır muktedirler tarafından ciddiye alınmayan bir rutine dönüştü. Normal koşullarda bu tür kriz durumlarında, siyasetçilerin, sanatçıların, akademisyenlerin, kanaat önderi konumundaki insanların yapabilecekleri farklı şeyler var. Kimi konuşur. Kimi yazar. Kimi eylem örgütler. Ama gelinen nokta, bize güçleri birleştirme ve uzlaşma için ortak girişimde bulunmayı dayatıyor.
‘Bu ülkenin insanlarını en temel haklardan yoksun bırakmaya’
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Doç. Dr. Gülseren Adaklı: Cezaevlerinde süren açlık grevleri için, söz tükendi. Bundan sonra umuyorum ki tutsaklar açlık grevini bırakır ve başka yollarla mücadeleye devam eder. Ama hep söylendi, ‘kritik eşik aşıldı’ diye. Dolayısıyla 12 Eylül’den bu yana grevde olanlar için yegane tehdit, ölüm değil. Maalesef çoğu bıraksa da, kalan hayatları boyunca bedensel ve zihinsel sorunlarla boğuşacak. Bu gerçekten çok ama çok acı bir gerçek. Söz kalmadı dedim ama insan yine de sessiz kalamıyor. Bir işe yarayıp yaramayacağını düşünmeksizin bir şeyler yapmaktan, en azından tekrar tekrar söylemekten kendini alamıyor. Talepler çok sade ama çok derin. Basit değil yani… Kürt hareketinin önderine yönelik tecridi kaldıracaklar. Böylece Kürtlerin içerideki ya da dışarıdaki tecridini kaldırmak için de bir siyasi adım atmış olacaklar. Mesele salt Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü olsaydı, 10 bini aşkın insan bedenini ölüme yatırmazdı. Mesele, en genel anlamda bir halkın özgürleşme mücadelesidir. ‘Kürt sorunu’ ya çözülecek, ya çözülecek. Ya bugün, ya da yarın. Yarını geciktirmeye, binlerce insanın bedenini tüketmeye, bu ülkenin insanlarını en temel haklardan yoksun bırakmaya, halkları düşmanlaştırmaya kimsenin hakkı yok…
Foto: Pınar Aytekin
(pa/hp)

