‘Vicdanın verdiği talimat, insanı onurlu bir yaşama götür’
01:14
Mizgin TABU –Zehra DOĞAN / JINHA
AMED - Süresiz-dönüşümsüz açlık grevine katılanların sayısının 10 bine ulaştığını ve bu eyleme katılış amaçlarını değerlendiren Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan Pero Dündar, “Birinin talimatlarıyla bedenimi ölüme yatıracak kadar çaresiz ve bilinçsiz değilim. Bugüne kadar tek bir talimatı dinledim, oda vicdanımın talimatıydı. Vicdanın verdiği talimat, insanı onurlu bir yaşama götür” dedi.
Diyarbakır E Tipi Cezaevinde 14 Nisan 2009’dan beri tutuklu bulunan Pero Dündar, yazdığı mektupta süresiz-dönüşümsüz açlık grevlerine katılış amacını ve konuya ilişkin duygularını paylaştı. Pero, kimin için, ne için böyle bir eyleme girdiklerinin değil, Kürt halkını bu sürece getirenlere bakıp anlamaya çalışmanın daha doğru olacağına dikkat çekti. “Vicdanımın sesini dinleyerek bu yola başladım” diyen Pero Dündar, mektubunda şunları kaydetti:
‘Çok söz söyleme yerine, sesimize ses katın yeter!’
“Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, konuşmak mı, susmak mı daha iyi olur diye düşünüyordum. Düzeysiz ve ölçüsüz konuşup vicdanları yaralamaktansa susmak daha ahlaki olur. Çünkü sözün açtığı yara kılıç yarasında daha çok acı veriyor. Bundan dolayı susmak daha anlamlı geliyordu bana. Nu nedenle cevap hakkımı saklı tutuyorum. Amacımız birbirilerine kendimizi ispatlamak değil ve izahlar yapmak zorunda değiliz. Anlaşılmayan bir şeyler varsa, nefesimiz yetinceye kadar anlatmaya çalışırız. Ama yok, talepler çok net. Saptırılacak ve özünden boşaltılacak bir şey yok ortada. Ondan dolayı diyorum, çok söz söyleme yerine, sesimize ses verin yeterdir.
‘Yaşam öyküm, her şeyi anlatıyor’
Bende, son iki yılda yıkılan barış umutlarımıza bakarak vicdanımın sesini dinledim. Öyle birinin talimatlarıyla bedenimi ölüme yatıracak kadar çaresiz ve bilinçsiz değilim. Bugüne kadar tek bir talimatı dinledim oda, vicdanımın talimatıydı. Bundan sonrada bu böyle olacaktır. İnsanlığımı kaybetmemek için vicdanımdan gelen talimatı bir emir olarak algıladım ve bu eyleme başladım. Çünkü yaşamın acımasızlıklarını, görerek ve duyarak büyüdüm. Sanırım böyle bir eyleme niye başladığımın anlaşılması için kısaca yaşam öykümü anlatmam yeterlidir.
‘Binlerce yurtsever Kürt gibi, babamı da katlettiler’
1974’de, bir yanı tel örgülerin ayırdığı Qamişlo kenti ve serhildan şehri olan Nusaybin’de dünyaya geldim. Daha küçük yaşta göz altılara, baskılara tanık oldum. Canımdan daha çok sevdiğim insanları bu savaşta kaybettim. Ne yazık ki kaybetmeye devam ediyorum. 1990’da özgürlük mücadelesine katıldım. 1991’de birilerin talimatıyla da tutuklandım. İlk zindanla tanışmam böyle oldu. O yıllar aynı zamanda faili meçhul cinayetlerin başladığı yıllardı. Ben de 1993’de babamın Hizbullah - kontra tarafından evimizin önünde vurulduğu haberini Amed Saraykapı Zindanında, televizyondan izledim. Ne için vurulduğunu söylememe gerek yok sanırım. Onurlu yaşamda ısrarlı olan binlerce yurtsever Kürt gibi, babamı da katlettiler.
‘Nasıl, vicdanımın talimatlarına kulaklarımı kapatabilirim?’
Bunları yaşayan bir Kürt kadını olarak, nasıl yaşananlara duyarsız kalabilirim? Nasıl vicdanımın talimatlarına kulaklarımı kapatabilirim? 1994’de birilerinin talimatıyla da 22 yıl ceza aldım. 2004’de kadarda cezaevinde kaldım. Sözde yapılan yasal değişimlerde tahliye oldum. Bende vicdanımın sesini dinlemeye devam ettim. Demokratik siyaset yapabileceğimi düşündüm. Öyle olmadığını, 14 Nisan 2009’da birinin talimatıyla yapılan KCK operasyonunda gözaltına alınıp tutulanınca anladım. Tutuklama gerekçemde, birilerine sözde talimat vermek oldu. Anadilimde savunma yapmak yasak olduğu için, hala savunma yapamadım. Böyle bir yasağa karşı bedenimi nasıl ölüme yatırmam ki! Bir diğer talebimde, bir Halk Önderinin özgürlük, sağlık ve güvenlik koşullarının sağlanmasıdır. Oldukça makul ve hayat bulması kolay istekler.
‘İktidarın verdiği talimat, insanı esarete götürür’
Birilerinin dediği gibi, talimatla bu eyleme başlamadım. İnsan olan herkesin yaptığı gibi, vicdanımın sesini dinleyerek bu yola başladım. Hep olduğu gibi, bu yönde vicdanım bana ışık tutuyor. Biliyorum ki vicdanın verdiği talimat, insanı adalete, eşitliğe ve en önemlisi de onurlu bir yaşama götürülür. Oysa iktidarın verdiği talimatlar, adaletsizliğe, eşitsizliğe, esarete ve ölüme götürür.”
(zd/hp)

