Türkiye’de Pandomim Sanatı
01:40
Pınar AYTEKİN - JINHA
ANKARA – Yüz mimiklerini, el-kol ve beden hareketlerini kullanarak temayı anlatmaya çalışan Pandomim Sanatı, Türkiye’de henüz çok yeni tanınan bir sanat. Pandomim sanatına ve Türkiye’de ki gelişimine ilişkin bu sanat dalıyla ilgilenen sanatçılarla görüştük. Pandomim Sanatçısı İlker Kılıçer, “Ben çok fazla ceza aldım. Genelde ‘Yer işgali’ olarak alıyordum, en son herhalde neye ceza keseceklerini bilemediklerinden sesiz bir sanat dalı olan pandomim de ‘gürültüden’ ceza yedim. Doğuda böyle bir şey yaşamıyorum. Doğuda tamamen bir duyarlılık söz konusu. Zabıtalar inanılmaz iyi davranıyor. Mesela Van, sonra Diyarbakır, Batman, Şırnak gibi illere gittim. Sokaklarında özgürce sanatımı gerçekleştirdim. Hiçbir izne tabii tutulmaksızın yaptım” dedi.
Pandomim (Pandomima) en basit anlatımıyla sözsüz tiyatro oyunudur. Gösteri sanatının dallarından biridir. Kısaca ‘mim’ olarak ifade edilir. Pandomimde sanatçı, yüz mimiklerini, el-kol ve beden hareketlerini kullanarak temayı anlatmaya çalışır. Bir anlamda pandomim, evrensel bir tiyatro dili olarak kabul edilir. Milattan önceki dönemlerde Mim sanatının uygulandığı görülmüştür. Mim sözcüğü, ‘taklit etmek’ veya ‘temsil etmek’ anlamına gelen Grekçe ‘mimeisthai’ sözcüğünden gelir. Fransızca pantomime kökenli bir sözcük olan pandomim sanatı, Türkçe’ de "Düşünce ve duyguları müzik veya türlü eşyalar eşliğinde bazen dansla, bazen de gövde ve yüz hareketleriyle yansıtmayı amaçlayan oyun, sözsüz oyun" anlamına gelir. En ünlü pandomim sanatçılarına örnek olarak Marcel Marceau gösterilebilir. 1975 yılında Marcel Marceau ‘Kalbin Dili’ (Language of the Heart) olarak adlandırılan pandomim sanatı ve kendi hayat ili ilgili kısa sessiz bir film yapar. Charlie Chaplin, Laurel ve Hardy, sessiz sinema döneminde bu türün ilk temsilcilerinden olmuşlardır. Ülkemizde de Taner Barlas Mim Tiyatrosu bu konuda etkinlik göstermiştir. ‘Sessiz dil’ pandomim, 17. yüzyıldan sonra, bale içinde de yer almaya başlamıştır. Oyunlar, Yeni Çağ ve yeni tiyatroyla beraber mistik konulardan uzaklaşıp gerçekçi dünyaya geçer. Realist akımlar ve akılcılık da bunu etkiler.
‘Pandomim, büyülü bir şey’
Türkiye’de de pandomim sanatı ile ilgilenenler gün geçtikçe artıyor. Ankara Sine-i Sanat Atölyesinde (ASSA) pandomim eğitmenliği yapan Onur Kaya ile pandomim sanatına ilişkin görüştük. Pandomimin, kendini sürekli yenileyen, dünyada sürekli yeni şeyler keşfettiren bir sanat olduğunu söyleyen Onur Kaya, “Pandomimi eski radyo oyunlarına benzetiyorum. Eskiden radyoda anlatılan hikayeler herkesin kendi sahnesini yaratmasını sağlardı. Pandomimde de ne görüyorsanız, hayal ettiğiniz şeyi görüyorsunuz, bu çok büyülü bir şey bence” dedi. Pandomim sanatında konu sınırlaması olmadığını dile getiren Onur Kaya, amaçlarının diğer sanat dalları gibi ‘farkındalık yaratmak’ olduğunu kaydetti. Onur, “Şuna inanıyoruz, bir sanat dalı, toplumsal sorunları ele alıyorsa, sanat olma yolunda ilerliyor demektir” dedi.
Pandomim, evrensel bir dil
Beden hareketleriyle kendisini daha iyi ifade ettiğini dile getiren Pandomim Sanatçısı Onur Kaya, “Aslında bu bedensel egemenlik değil. Duygularla harmanlayıp bir şeyleri paylaşmak. Aslında bedenimizle ifade ettiğimizi, anlattığımızı söylerler ifade ederler fakat bedensel egemenlik değildir oradaki. Hayal etmek ve bunu ifade etmek. Bedenden daha öndedir hayaller” dedi. Sanatın evrensel bir dili olduğunu ifade eden Onur, sanat dalları arasında pandomimin evrensel dile daha yakın olduğunu belirtti.
‘6 derece de, sokakta pandomim yaptık, aşkla..’
Pandomimin Avrupa’da daha yaygın olduğunu ifade eden Pandomim sanatçısı Onur, Türkiye’nin pandomimle yeni tanıştığını söyledi. Kendilerine olan ilgiden memnun olduklarını anlatan Onur, “Aslında ilgi güzel ama niye ilgililer buda önemi. Yeni bir şehre gittiğinizde, ‘Aaa! yüzünde boya olan bir adam, palyaçodan da biraz farklı. Acaba ne?’ diyorlar. Tanımak, keşfetmek için mi? Nasıl bir ilgi? Bunu algılamak için biraz zaman geçmeli. Ankara’da biz bunu algılayabildik. Uzun süre sokakta performans yaptım. Altı dereceye kadar, sokakta performans yapıyorduk aşkla. İklime kafa tutan bir ekibiz bizde” dedi.
‘Kültür Başkentinde, pandomim yapmama izin vermediler’
Ankara Sine-i Sanat Atölyesi (ASSA) olarak yer tutma arayışında olduklarını belirten Onur Kaya, “Şimdilik yerimiz yok. Sokakta, köprü altlarında (gülüyor) her yerde çalışmamızı yapıyoruz. Eğitimlerimizi vermeye devam ediyoruz. Biz sadece bizim üyemiz olan, sokakta performans yapan arkadaşlara veriyoruz. Bizi inandırması gerekiyor, emek harcıyor olmalı” dedi. Pandomim yaparken ilginç olaylarla da karşılaşıp, karşılaşmadığını soruduğumuz sanatçı, bizimle bir anısını paylaştı:
“Birçok anım var. 2010 İstanbul, Kültür Başkenti olmak üzereydi. Bende İstanbul’da İstiklal Caddesinden polisler tarafından kovuldum. Orada performans yapmak istedim. İlk ekip arabası geldi, konuştuk ‘yasak’ falan dediler. Bende para toplamayacağımı söyledim. Ki toplayabilirim de… Sanat yoluna böyle devam edebilir. Neyse, anlaştık gittiler. Sonra performans esnasında ikinci ekip geldi. Oyun süresince kornaya falan basıyorlar. Oyun bitti kolumdan tutup ittiler. ‘Terk et burayı!’ dediler.”
‘Konuşmadan da birçok şeyi anlatabiliriz’
Bir diğer Pandomim Sanatçısı İlker Kılıçer ise, pandomim sanatıyla tanışmasını şöyle anlattı:
“Bir gün Marcel Marceau’nun (Fransız mim sanatçısı) bir videosunu izledim internetten. Sonra, konuşmadan da birçok şeyi anlatabileceğimizi fark ettim. Çünkü hep konuşuyoruz, durmadan konuşuyoruz. Kendimce küçük küçük denemeler yaptım. Günün ilk saatlerinde mim denemeleri yapmaya başladım. Ayakkabının bağcığının çözülmesinden tut da, saatin pilini değiştirmeye, su içmeye kadar, her şeyi sürekli mim teknikleriyle yapmaya çalıştım. Kendi kendime çalıştım. Bu hareketleri öyküleştirmeye çalıştım. Fark ettim ki, mim de derin bir felsefe var. Bir kere yoktan var ediyorsunuz. Hani hiçbir şey yok. Sıfır zemin. Ben genellikle, siyah bir zemin oluşturuyorum. Siyah bir örtü oluyor bu. Hiçbir şey yok, siz varsınız, koskoca dünyalar kurabiliyorsunuz orada.”
‘Sanat bugün iktidarın elinde’
Pandomimi yaparken, siyah ve beyaz renkte giyindiğine dikkat çeken İlker Kılıçer, “Siyah-beyaz giyiniyorum genelde. Modernizme tepki olarak, steril ortamlara biraz tepki olarak düşünüyorum. Yoktan var eden bir tanrı gibi düşünüyorum kendimi. Öykülerimi ona göre biçimlendiriyorum. Bir anda böcek oluyorum, bir anda kurbağa, bir anda insan oluyorum. Geleneksel olanı yıkmaya çalışıyorum. Pandomimciler konuşmaz diyorlar mesela, ama ben konuşuyorum. Dertleşmek istiyorum. Oyundan sonra başımı öne eğip, selamlayıp gitmek istemiyorum. ‘Ne hissettin, kalbinde ne cereyan etti?’ diyorum.” dedi. Her türlü kimlik hiyerarşisine karşı olduğunu belirten İlker Kılıçer, canlandırdıkları roller ve toplumsal sorunlara ilişkin şunları ifade etti:
“Arka sokaklarda başından vurularak öldürülen bir travesti oluyorum. Bunu dile getirmem lazım. O an line kukla geliyor, kukla ile yada pandomim yada Hacivat-karagöz üzerinden bunu tartıştırıyorum. Bu anlamda sanatın biçimsel özelliklerini kullanıyorum. Yoksa sanattan korkan bir adamım. Çünkü sanat, bugün iktidarın elinde. Sanat var olduğundan beri iktidarla hep at başı gitmiştir. Sanat da, din de iktidarın tehlikeli bir aracıdır. İnsanları uyuşturmak, susturmak, insanların içindeki mücadeleyi bastırmak için. Ben şu halimle, sivil halimle çıkıp sokağa bir şey anlattığımda kimse gelmez. Ama bir makyaj yapayım, dekor kurayım, görsel bir cazibesi olsun hemen insanlar toplanır. Sanatı bu anlamda kullanıyorum. Yani derdimi anlatacağım başka bir alan yok şu anda.”
‘Bir tek doğu da sanatımı özgürce yaptım’
Türkiye’de bir sokak sanatı olan pandomimi yapmanın, sokakta bulunan ‘kolluk kuvvetlerinin’ çemberinde olduğuna işaret eden İlker Kılıçer, “Sokakta kolluk kuvvetleri var. Devletin şiddeti ve erk i ile karşılaşıyorsunuz sürekli. En son belki ana haber bültenlerinden duymuşsunuzdur, ‘İzmir’ de sessiz tiyatroya, gürültü cezası’ diye. Malatya’da MHP Belediyesi ile bunu yaşıyorum, Beyoğlunda AKP belediyesi ile, İzmir ‘de CHP belediyesi ile bunu yaşıyorum. Ben çok fazla ceza yedim. Genelde ‘Yer işgali’ olarak yiyordum. Bu defa herhalde neye ceza keseceklerini bilemediklerinden ‘gürültüden’ yedim (Gülüyor) Doğuda böyle bir şey yaşamıyorum. Doğuda tamamen bir duyarlılık söz konusu. Zabıtalar inanılmaz iyi davranıyor. Mesela Van, sonra Diyarbakır, Batman, Şırnak gibi illere gittim. Sokaklarında özgürce sanatımı gerçekleştirdim. Hiçbir izne tabii tutulmaksızın yaptım” dedi.
‘Sokaklar parselleniyor’
Sokağın parsellendiği bir iktidar alanı yaratılmaya başlandığını dile getiren Pandomim Sanatçısı İlker Kılıçer, “Örneğin balici çocuk geliyor. Hem ısınmak, hem de dinlemek istiyor. Ama onu kovuyorlar, uzaklaştırıyorlar. O halde sokakta ne işin var! Demek istiyorsun. Sokaklar hepimizin! Sokaklar artık mobese kameralarının olduğu bir yer haline geldi” dedi. Oyunlarını sokaklarda sahnelemeyi sevdiğini ve sokaklardan beslendiğini söyleyen İlker, konularını hayatın içinden öykülerden oluşturduğunu belirtti. Militarizmi, savaşların insanı ve doğayı tahrip ettiğini anlattığını ifade eden İlker, şunlara değindi:
“Bizleri her sabah esas duruşlara geçirdiler. Rahatlar hazır ol’larla, arkadaşının ensesine bakarak, yani böyle bir çocuklukla büyüyorsun. Biz topaç çeviremedik doğru dürüst. Sürekli bize komut verdiler. Evde, okulda.. Böyle bir çocukluk var. Büyüyorsun başka bir militarizmle karşı karşıyasın: Askerlik. Askerlik bitiyor, iş hayatı. Oda bir militarizmdir. Sadece silahlanmak değildir militarizm. Bunu anlatmaya çalıştım bir oyunumda da. Böylesi bir hayat var. Biz bu hayatın neresindeyiz? Siz neresindesiniz? Artık bir yerde durmanız lazım. Yani kendi özgürlük işinize müdahale etmeniz lazım. Artık şey diyorsun yani: Özgürlük istiyorum.”
‘Ceylan Önkol’u, Uğur Kaymaz’ı anlatıyorum’
Pandomimin evrensel dili sayesinde dilini hiç bilmediği yerlerdeki insanlara da rahatça sergilenebileceğine dikkat çeken Sanatçı İlker, önemli olanın irdelenen konunun hayatın içinden olması olduğunu söyledi. “Silikozis hastalarını anlatıyorum, kot taşlama atölyelerinde. Maden işçilerini anlatıyorum. Böyle insanlar var hayatımızın içinde. Aynı sokaktan geçiyoruz ama tanımıyoruz. Ceylan Önkol’u, Uğur Kaymazı‘ı anlatıyorum. Sanat olsun diye asla bir şey yapmıyorum. Meseleyi sadece sokakta insanlarla buluşturmak istiyorum” dedi.
‘Uludere’yi anlattığım için saldırdılar’
Bizimle pandomim sanatını yaparken karşılaştığı olaylardan, bir anısı paylaşmasını istediğimiz İlker Kılıçer:
“Örneğin 24 saate sıkıştırılmış insan olmuştum bir gösterimde. Hangi saatte ne yaptığımız bellidir aslında. Bileklerimize takılan kelepçeyi anlatıyorum. Her şeyin ona odaklandığını, yemek saati, uyku,iş çiş saatini… Yaşlı tonton bir teyze oyunu izledi. Bir hafta sonra yine geldi. ‘Evladım’ dedi, ‘Geçen hafta seni izledim. Kolumuzdaki saate kelepçe dedin ya, bende evdeki herkesin saatlerini topladım. Eşimin, kızımın torunumun… Bugün apartmandaki komşular bana gelecek, onların kini de toplayacağım (Gülüyor) Peki evladım, duvarımda asılı bir saat var, oda mı kelepçe?’ dedi. Bir başka oyunumda Uludere de ki katliamı anlatırken, üç kişi saldırdı bana. Tekmelediler falan. ‘Çocuk falan fark etmez, terörist’ diyerek. Oyundan sonra çağırdım ve çay içtim onlarla. Dokunduk birbirimize, konuştuk ve sonra özür dilediler.”
Foto: Pınar Aytekin
(pa/hp)

