‘Soyadı’ konusunda, kadın ve çocuklar erkeğin ipoteğinde olmamalı

00:44

 


Pelin İKTÜEREN / JINHA


İZMİR – Eril sistemin, erkeğe aidiyet sağladığı ‘soyadını’, patriarkal sistem içerisinde kadına karşı bir tehdit olarak gördüğünü belirten Türkiye’de ilk kez AİHM kararıyla evlenmeden önceki soyadını kullanma hakkı kazanan Avukat Ayten Ünal: ‘Soyadı’ konusu, eşitlik, özgürlük, birey olma mücadelesi ve kendi olma hakkına dair bir talep, kadın ve çocukların erkeklerin ipoteği altında bulunmadığına dair bir mücadeledir. Yani bir taraftan eşitlik mücadelesi, bir taraftan da feminist bir mücadeledir.


 


Ataerkil sistemin soyadı unsuruyla, kadını hem kamusal hem de sosyal hayatta tahakküm altına aldığını biliyoruz. Kadınların doğumuyla birlikte kullandığı soyadı, evliliği ile birlikte evlendiği erkeğin soyadını almayı zorunlu kılıyor. Türkiye’de ilk kez AİHM kararıyla evlenmeden önceki soyadını kullanma hakkı kazanan Avukat Ayten Ünal ile, soyadı konusuna ilişkin görüştük.


-          Sistemin, erkeğe aidiyet sağladığı soyadını, patriarkal sistem içerisinde kadına bir tehdit olarak görüyor musunuz?


Elbette. En temel ideolojik meselelerden olduğunu düşünüyorum. Kadının kişilik ve kimliğinden uzaklaştıran, kendi olma hakkını elinden alan öncelikli ve önemli bir nitelik taşıdığını düşünüyorum. Ayrıca, kişilik ve kimliğin bir parçası olan soyadının her evlenme – boşanmada özel hayatını açıklamak zorunluluğu nedeniyle insan hakları kurallarına da aykırı ve kamu düzenine kanımca aykırı bir nitelik taşımaktadır. Günümüzde, kişisel özgürlük ve menfaatlerin daha fazla korunması son derece doğaldır. Avrupa’da da, soyadına dair uyuşmazlıklarda aile değil, bireyin esas alındığı görülmektedir. Meclisin yarısı nasıl erkek egemen zihniyet ve erkeklerce işgal altına alınmış ve akla aykırı vaziyette çalışıyorsa, aynı mantıkla soyadının da ataerkil sistemi ürettiğini düşünüyorum.


-          Kadının soyadı mücadelesini neye dayandırıyorsunuz?


Eşitlik, özgürlük, birey olma mücadelesi ve kendi olma hakkına dair bir talep olduğunu, kadın ve çocukların erkeklerin ipoteği altında bulunmadığına dair bir mücadele olduğunu düşünüyorum. Yani bir taraftan eşitlik mücadelesine, bir taraftan da feminist bir mücadele olduğu kanısındayım.


-          Kadınların soyadı değişikliği dolayısıyla maruz kaldıkları durumlar nelerdir? Siz neler yaşadınız?


Başta nüfus cüzdanı olmak üzere tüm kimlikleri değiştirilmek zorunda kalıyor, kredi kartları değişiyor, bankalarda bu değişiklikleri yapmaksızın işlem yapması mümkün değil. Geçmişiyle bağı kesiliyor, akademisyense eski kendisinin olduğunu ispat etmesi gerekiyor vs.. Evet, bir kadın evlenince. Yani imzayı atınca, başta nüfus cüzdanı, SGK kimliği, ehliyet, varsa ruhsatları, devlet memuru ise memuriyet kartları, pasaportu, baro kimlik kartı, imza sirküleri, kredi kartları, banka hesapları, kartvizitleri, tabelaları, nüfus kütükleri (Örneğin benim Akhisar - Manisa idi, Karşıyaka-İzmir oldu.) TC kimlik numaraları aynı olmakla beraber tüm bilgiler değişiyor. Siz, eskiden akademisyenseniz aynı kişi olduğunuzu ikna etmek için çaba harcamak zorunda kalıyorsunuz.. Eskiden TC kimlik kartı uygulaması yokken; bir kadın evlense de kimliğini kaybetmediği sürece aynı kimlik ve soy isimle hayatını sürdürebiliyordu. Ancak, sistem değişince artık dirense de bir dava, karar ya da kimliğine yazılmadıkça eski kimliğiyle yaşayamıyor.


-          Sizin ‘soyadı’ mücadeleniz nasıl gelişti?


Bu talep kişisel değildi, bir hak mücadelesi olarak başladı ve devam ediyor. Soyadı davası; bir toplumsal taleple hak mücadelesi olarak açıldı, İzmir’den Türkiye’ye sesimizi duyurmaya çalıştık. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kazandık. Bana kendi doğum soyadımı kullanma hakkım verildi. Bu benim için de taşımaktan onur duyduğum arkadaşlarımla birlikte mücadele ettiğim bir alan oldu. Ama halen, Anayasa Mahkemesinin Ünal-Tekeli / Türkiye davasının sonucu ve içtihatı yokmuş gibi, hukuk ve Anayasa tanımaz. Kadınların evlenmeden önceki soyadlarını yalnız başına kullanamayacağına, Medeni Kanunun bu konudaki maddesinin Anayasanın 10.maddesinde belirtilen hükmüne aykırı olmadığı-hukuki eşitliğin fiili eşitlik içermeyeceği yolundaki kararı ve Yargıtay’ın yine aynı uluslararası hukuk tanımaz bakışıyla verilen hakları geri almaya dönük kararı tarihin çöplüğüne atılması gereken çağdışı bir zihniyetin ürünü.


-          Sistemin soyadını bu denli koruyor oluşunu neye bağlıyorsunuz?


İktidarı, tam - kesintisiz şartsız paylaşmak istemelerine. Kadın ve çocukları ailenin doğal temsilcisi olarak erkeğe bağlı, soyun üremesinin de erkeğe bağlandığı akıl almaz bir sisteme.


Foto: Pelin İKTÜEREN


(pi/hp)