‘Kıbrıs’ta ki ceza yasası, koloni zamanından kalma, çok eski’

03:19

 


Gülşen KOÇUK - JINHA


KIBRIS – Kuzey Kıbrıs’ta şiddet mağduru kadının insani haklarından yararlanma çabalarının birçok yolla engellenmek istendiğine dikkat çeken Kuzey Kıbrıs TİHV Hukuk Danışmanı Faika Deniz Paşa:  “KKTC’de cinsel şiddetin cezalandırıldığı ceza yasası, koloni zamanından kalma, çok eski. Kendi içinde birçok sorun bulunduran bir yasadır. Cinsel şiddet bir birey olarak kadına, bireyin vücutsal bütünlüğüne yapılmış bir şiddet türü olarak görülmez. Daha çok, toplumun ahlakına, namusuna yapılmış bir saldırı olarak görülür.”


 


Uzmanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) cinsel istismarı tanımlayan bir yasanın olmayışının, insan ticaretinin ve kadına yönelik cinsel ve fiziksel şiddetin önünü açtığını belirtiyor. Yasalarda önemsenmeyen bu eksiklik, özellikle kadının uğradığı hak ihlallerinde başvuracağı bütün hukuki yolları tıkatıyor. Özellikle evlilik içi cinsel ve fiziki şiddetin suç sayılmaması, kadının yaşadığı mağduriyetin ortaya çıkmasının önünde de büyük bir engel oluşturuyor. KKTC’de henüz çok yeni olan feminist hareket, kısıtlı imkanlar ve veriler aracılığıyla kadına yönelik şiddetle mücadele ediyor. KKTC’de kadına yönelik şiddetin ve cinsel istismarın boyutlarından ve yasalardan kaynaklı sorunlara ilişkin Kuzey Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı (KKTİHV) Hukuk Danışmanı Faika Deniz Paşa, sorularımızı yanıtladı.


‘Kıbrıs’ta kadın hareketinin 5 yıllık bir geçmişi var’


-          Kuzey Kıbrıs’ta kadına yönelik şiddet hangi boyutta?


Şiddet, cinsel ve diğer şiddet oranlarıyla ilgili elimizde sayısal bir veri yok. Çünkü bu verileri tutacak ne bir sivil toplum örgütü ne de bir devlet mekanizması yok. Zaten bunun da olmayışı, hem sistem tarafından hem de maalesef halk tarafından sorunun ne kadar büyük, büyük olduğu kadar, ne kadar da önemsiz görüldüğünü bize gösteriyor.


-          Dünya genelinde üstü en çok örtülen cinsel şiddet vakalarının, yine en çok bilinen örneği evlilik içi cinsel şiddettir. Çok yaygın olmasına rağmen, en dışa kapalı cinsel şiddet biçimidir. Kuzey Kıbrıs’ta evlilik içi cinsel şiddet vakaları nasıl değerlendiriliyor?


Her zaman da üzerinde durduğumuz bir nokta da evlilik içi tecavüzün hiçbir şekilde suç sayılmamasıdır. Bu da ahkam-ı umumiye dediğimiz komonlo sisteminin, eski teorilerinden gelen evlilikle ilgili üç teori ile ilişkilidir. Birincisi, evlilik olduğunda aslında kadının cinsel ilişkiye, geri alamayacağı bir rıza vermesi, ya da kadının, erkeğin malı olduğundan dolayı bir erkeğin kendi malı aleyhine bir suç işleyemeyeceği teorilerinden yola çıkar. Bu diğer yasal sistemlerde sınırlı olarak ya da tamamen ortadan kaldırılmasına rağmen özellikle 1990’ların başında bu coğrafyada hala da geçerlidir. Tabi bu bahsettiğimiz cezasızlık olgusu, kadına yönelik şiddetin oranlarının bizim tahminlerimizce çok olmasının nedenlerinden biridir. Çünkü bunu yapan erkek, hiçbir şekilde sistem tarafından cezalandırılmaz. İkincisi, kadına yönelik şiddetin daha önce de bahsettiğimiz gibi sistem tarafından nasıl algılandığıyla ilgilidir. Yani cinsel şiddetin, kadının bir insan olarak bir birey olarak vücutsal bütünlüğüne değil, ahlaka karşı işlenmiş bir şey olarak görülmesidir. Kadını burada bir insan olarak almama, gerek koruma mekanizmaları olsun gerek gerçekten bu şiddeti şiddet olduğu için, kadına yönelik veya herhangi bir insana yönelik bir şiddet olduğu için cezalandırılmamadan gelir. Ülkemizde çok önemli olan diğer faktör ise, yüksek seviyede olan militarizasyondur ki, bunun kadına yönelik şiddeti çok fazla artıran faktörlerden biri olduğu çok iyi bilinir. Tabii ki bunlara karşı gerek farklı siyasi oluşumlardan gerek insan hakları örgütlerinden kadın özgürlük mücadelelerinden artan bir tepki vardır. Ancak, Kıbrıs’taki kadın özgürlük mücadele tarihi, Türkiye’ye oranladığımızda çok daha kısa bir geçmişe sahiptir. Kıbrıs’ta bir feminist hareketin varoluşunun en fazla 5 yıllık bir tarihi vardır. Bundan dolayı umutluyuz ki, önümüzdeki yıllarda, var olan durumu iyileştirecek şeyler de yapılabilir.


‘KKTC yasaları, hukuksal değeri olmayan terimler barındırıyor’


-          Hukuksal alanda, şiddet mağduru kadın, haklarından yararlanabiliyor mu?


Öncelikle cinsel şiddetin cezalandırıldığı ceza yasası, koloni zamanından kalma çok eski, kendi içinde birçok sorun bulunduran bir yasa. Şöyle ki, yasanın içinde ahlak, namus vb. gibi hukuksal olarak hiçbir değeri olmayan terimler barındırıyor. Zaten kadına yönelik cinsel şiddet de toplumun ahlakına aykırı olan bölüm altında cezalandırılır aslında. Cinsel şiddet bir birey olarak kadına, bireyin vücutsal bütünlüğüne yapılmış bir şiddet türü olarak görülmez. Daha çok, toplumun ahlakına, namusuna yapılmış bir saldırı olarak görülür. Yani cinsel şiddete uğramış kadının bir şekilde sistem tarafından da temiz olmayan, namusu bozulan kadın olarak görülmesi, toplumdaki yansımasıyla da benzeri. Tabii ki bir de polisin bu konudaki cezalandırmamayla ilgili çok büyük bir rolü var. Şöyle ki, daha önce bize gelen bildiğimiz vakalarda özellikle mağdurun daha önce topluma göre ‘ahlaki’ konumunun sorgulanması, daha önce olan cinsel aktivitelerinin gözler önüne serilmesi, sonrasında medya tarafından ikinci kez deşifre edilmesi..  Bu şekilde cezalandırılan vakalar çok karşımıza geliyor.


-          Kıbrıs’taki kozmopolit yapı, cinsel şiddet vakalarını artırıyor mu?


Aslında bu, sistem tarafından söylenen büyük bir yalandır. Buradaki demografik yapının değişikliği ya da sürekli kadına yönelik şiddetin göçmenlerin uyguladığı ya da buraya yerleştirilmiş kişilerin uyguladığıyla ilgili büyük bir masal vardır. Bu hiçbir şekilde doğru değildir. Kadına yönelik şiddet, kendi içinde zaten sınıfsal, ırksal, kültürel bariyerler tanımayan bir olgudur. Bunun ön kabulünü bile yaptığımız zaman ve elimize ulaşan vakaları incelediğimizde, bunun önceden gelenin, sonradan geleninin olmadığı yargısına ulaşmamız zor değil. Bundan dolayı topluma vermeye çalıştığımız mesajların önünde gelen de budur. Yani şiddet vardır ve şiddeti hep dışarıdan gelen birileri uygulamıyor. Fakat bu gerçeklik, bu küçük toplumun kendine oluşturduğu mekanizmalar içinde çok güzel hasıraltı da edilebiliyor. Kuzey Kıbrıs’a bakarsak zaten kendisi çok küçük bir coğrafya. Burada yaşayan Kıbrıs toplumu sayısal olarak çok küçük bir kesim. Herkesin birbirini tanıdığı bir yer. Bu durum, şiddetin ortaya çıkmasının önünde çok büyük bir engel teşkil ediyor. Tabii ki ne oluyor? Göç ederek gelen bir kişinin belki bu sıkı fıkı bağların biraz da dışında durduğu için, göçmen bir kadının uğradığı şiddeti çok daha rahat söyleyebiliyor ki, o da rahat değil. Ancak, gene de bu, gerçek Kıbrıs Türk toplumunun küçük fanusçuğu dışında olan bir kadın. Ancak bundan dolayı da tabii ki “Onlar, dışarıdan gelenler, bu şiddeti uygular ya da yaşar. Bizim sorunumuz değil” gibi bir algı var. Fakat bu adada yaşayan, eğitim durumu, sınıfsal yeri, geliri, annesi babası, nenesi dedesi ne veya kim olursa olsun herkesin sorunudur ve herkesi ilgilendiriyor.


‘Dilimizi yerelleştirmeye çalışıyoruz’


-          Şu an Kıbrıs’ta mevcut feminist hareket, cinsel şiddet vakalarına karşı ne tür bir mücadele gerçekleştiriyor? Çalışmaları yeterli buluyor musunuz?


Kıbrıs’taki feminist mücadelenin öznelerinden biri olarak gözlemlediğimde, tamamen yetersizlik aslında... Kıbrıs’taki mücadele, zaten çok yeni olan bir mücadeledir. Henüz daha dilimizi yerelleştirmeye çalışıyoruz. Buradaki durumun ne olduğunu el yordamıyla bulmaya çalışıyoruz. Çünkü elimizde güçlü veriler yok. Durumun derinliğine, genişliğine ilişkin çok kısıtlı bilgilerimiz var. Bu nedenle yeterli midir? Değil. Sonuçta Kıbrıs’tan, en temel koruma yöntemi olarak bir sığınma evi bile olmayan bir coğrafyadan bahsediyoruz. Başka coğrafyalarda, Türkiye coğrafyasında da, Kürdistan coğrafyasında da bu yöntemin kendi içinde özgürlüğü kısıtlayıcı halleri konuşulurken, biz daha böyle bir kurumun meşruluğunu tartışarak, “Böyle bir şey kurulsun mu, kim kursun?” şeklinde topluma hazmettiremedik. Daha doğrusu içselleştiremedik. Herkes elinden geleni yapıyor. Ama mücadelenin kendisi çok yeni olduğundan dolayı istenilen raddede değil.


 ‘Sığınma evi gibi, koruma mekanizmaları geliştirilmeli’


-          Kıbrıs’ta, cinsel şiddetle mücadele de neler yapılmasını önerirsiniz?


Yasal bazda baktığımızda zaten birinci olarak, öyle bir anayasa var ki kadın, çocukla bir olan ve sadece aile içinde korunması gereken, insandan biraz da az bir varlık gibi değerlendiriliyor. Ceza yasasına döndüğümüzde, kadına yönelik şiddet, ceza yasası altında düzenlenmektedir. Onun için yine kadını insandan saymayan, şiddeti ahlak ve namus kısıtlamaları içinde ele alan bir değerlendirme var. Bunun muhakkak suretle değişmesi gerekir. Korumanın sağlanması gerekir. En azından ilk sığınma evinin kurulmasının vakti geldi. Bir sığınma eviyle başlayarak koruma mekanizmalarının geliştirilmesi gerekmektedir. Tabii ki toplumun kendisinin de dönüştürülmesi gerekir. Yani tolumun içine işlemiş bu ataerkil yapıdan bir şekilde bunun kırılması gerekmektedir.


Foto – Kamera: Gülşen KOÇUK


(gk/hp)