Yeni çocukluğun kurucuları olan Kürt Çocukların Siyaseti
13:45
Hazal PEKER - JINHA
ANKARA – Akademisyen Sedat Yağcıoğlu, Kürt çocukları toplumsal gösterilerde taş atar. Bu taşı kime- neden atar? sorumuza, “Polise taş atıyormuş görünseler de, ‘Aslında o taşı polise değil, bana bunları yaşatan sisteme taş atıyorum’ diyor. ‘Taş atıyorum çünkü özgür değilim’ diyor. Buradaki çocuklar için direniş, benim ‘Ankara’da bir haksızlığa karşı eyleme gitmeliyim’ kurgusundan daha doğaldır. Yaşamlarının en normal parçasını direniş oluşturuyor. Kürt çocukların yeni bir hayat kurguladıkları, yeni bir çocukluğun kurucuları oldukları açık. Bu açık şiddet ortamında çocuklar, pasif kurbanlar olmak yerine, direnişin aktörleri olarak yer alıyor” diyor.
Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülkelerden. Resmi olarak ‘Çocuk Bayramı’ ilan etmiş tek ülke olmasına rağmen, 12–18 yaş arası yüzlerce çocuk bu sözleşmeye aykırı olarak Terörle Mücadele Kanunu (TMK) sebebiyle yetişkin koşullarında yargılanarak, yaşlarından daha büyük cezalar istendi. TMK’dan yargılanan çocuklar eğitimlerine devam edemedi. Duruşmalara kelepçeli getirilip götürüldü. Büyüme çağında yetersiz beslendi. Bazıları aileleriyle görüştürülmezken, bunun yanında yetişkinlerle aynı koğuşlarda kaldı. Onlarda çocuk TMK ile yargılanırken ve zor koşullar altında yaşarken, akademik çevrenin bu konu üzerine eğilmemesi dikkat çekiciydi. Tabi bu konu ile ilgilenen az sayıdaki akademisyenin ‘KCK operasyonlarında’ tutuklanması, akademisyenlere geri adım attıran nedenlerdendi. Buna rağmen toplumsal travmalarla ilgilenen genç akademisyenlerden, çalışmalarını sürdürenler de oldu. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü araştırma görevlisi Sedat Yağcıoğlu, bu akademisyenlerden biri. ‘Yeni Çocukluğun Kurucuları Kürt Çocukların Siyaseti ve Siyaset Alanı Olarak Toplumsal Gösteriler’ konulu araştırması üzerine konuştuğumuz Sedat Yağcıoğlu, konuya ilişkin sorularımızı yanıtladı:
‘Kürt çocukları, mücadele etme yeri olarak sokağı seçiyor’
- Dünya genelinde çocuklar, toplumsal olaylara katılıyor. Bu sadece Türkiye için geçerli değil. Dünyada da böyle. Peki, neden toplumsal eylemlere katılır çocuklar?
Çocuklara dair yanlış algı var. Bilişsel olarak yetersiz oldukları, çocukların politik olamayacağı, çocukların daha çok özel alanlara hapsedilmelerine dair bir ön yargı var. Aslında çocuklar, yetişkinler gibi, kendi hayatlarını ilgilendiren konularla ilgili söz sahibidir. Çocuklar, kendi yaşamındaki sorunlara her zaman doğrudan müdahale etmeye eğilimlidirler. Dünyanın neresine bakarsanız bakın, deprem, savaş gibi daha güç koşullar oluştuğunda çocuklar için sokağa çıkmak etkin bir mücadeledir. Hepimizin olduğu gibi, aslında kendi hayatlarını savunma çabasıdır.
- Bölgede, Kürt çocuklarına ilişkin bir çalışma yaptınız. Çocuklarla görüştüğünüzde, onlar toplumsal gösterilere katılma nedenlerini nasıl açıklıyor?
Ben Amed’de yirmi beş çocukla konuştum. Hepsinin farklı özel nedenleri olmasıyla birlikte aslında bu, savaşın getirdiği bir yıkımdır. Çocuklara baktığımızda hepsinin hayatında mutlaka ölüm var. Bu ölüm belki hayatına doğrudan girmiş olabilir. Mesela bir yakını gerillaya katılmış olup daha sonra ölmüş olabilir. Yada belki asker olarak öldürülmüş olabilir. Sonuç olarak ölümle çok tanışıklar. Ölümle tanışıklık, iki şekilde gerçekleşiyor: Birincisi, asker ile gerilla arasındaki savaştır. Bir diğeri ise, yaşadıkları kentin çok politik bir kent olmasıdır. Amed’de çeşitli toplumsal gösterilerde, polis tarafından uygulanan şiddetin yoğun olduğunu biliyoruz. Şiddetle var ettikleri bir yaşantıları var. Çocuklar, bu şiddete bir tepki verdiklerini düşünüyorlar. Bunun dışında kimlik ve kültürel varlıkları ile de baskıya ve ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Hiç bilmedikleri bir dili okulda, sistematik bir şekilde öğrenmenin nasıl olduğunu onlara sorduğumda, çok ciddi problemler yaşadıklarını anlattılar. Baskıcı olmayan öğretmen tarafından öğretilen Türkçe’nin bile kendileri için okul, aile, sokak arasında bir çelişki yarattığı için problemli olduğunu gördüm. Çocuklar çok politik. Bu şaşılacak bir durum değil. Hepimiz politik düşünceye sahip olan insanlarız. Çocuklar da bu yaşadıkları süreç içerisinde nasiplerini alıyor. Sonuç olarak bu politik bilinçleri, onları bütün bu yaşadıkları şiddete ve ayrımcılık zincirine tepki vermeye itiyor. Kürt siyasi mücadelesinde sokak, çok önemli bir yer tutuyor. Mücadele edilen yer, ayrımcılık nedeniyle hukuki düzlem olamamış. Dolayısıyla çocuklar mücadele etme, direnme pratiği üzerinde sokağı seçiyor. Çocuklarda, korkunç bir devlet ve polis algısı var. Eyleme çıktıklarında polisle karşı karşıya gelebileceklerini biliyorlar. Onlara göre, devlete karşı mücadele etmenin yolu, aynı zamanda asker ve polisle mücadele etmekten geçiyor. Cezaevine girmiş ve çıkmış çocuklarla da görüştüm. Çocuklar ilk gözaltı sürecinden, tahliye sürecine kadar her yönden sistematik bir şekilde işkence görmüşler. Buradaki görüştüğüm çocuklardan birisi TMK nedeniyle içeri giren çocukların fotoğraflarına baktığımda, bana onların şimdi ne yaptıklarını anlattıklarında çok etkilendim. O çocukların çoğu ya gerillaya katılmış, ya da eve kapanıp hiç kimseyle konuşmuyormuş. Bunu artık son yol olarak görüyorlar. İlk yol sokaklarda eyleme katılmak oluyor. Gerillaya katılan çocuklardan bir tanesi olan Mazlum Erenci, geçen sene yapılan operasyonlarda öldürüldü. Bütün bu nedenler, aslında onların kendileri için en bilindik mücadele etme yöntemi sokaklarda gösteri yapmak oluyor.
‘Şiddet ve ayrımcılık, yeni bir çocukluk doğurdu’
- Araştırmanızda ‘yeni çocukların kurdukları çocukluk’tan bahsediyorsunuz. Bu kavramı kullanmanızın nedeni nedir?
Tüm dünyada, çocukların pasifize oldukları ile ilgili yanlış algı var. Çocukların politika gibi karmaşık bir olguya cevap veremeyeceği ve dolayısıyla politik düşünemeyecekleri gibi bir düşünce var. Bu algı tüm çocuklara yutturulmuş durumda. Türkiye’de çocuklara dair yapılan etkinlikler 23 Nisan gibi sembolik günlerdir. 23 Nisan’da etkinliklere, televizyona baktığımızda pırıl pırıl çocuklar görürüz. Bilmem ne kolejinden piyano çalan çocuk, üstün zekaya sahip olan çocuk. İstiklal Marşı’nın on kıtasını ezbere bilen beş yaşındaki çocuk, diye sıra sıra çocuklar görürüz. Aslında bir düşünmek lazım, ‘çocukluk bu mudur?’ diye. Kürt çocukların çocukluğu bu değil. Amed çocukları kendi tanımlarıyla ‘Amed çocukları başka çocuklara benzemez’ diyorlar. Bölge çocukları genel olarak diğer çocuklar gibi ‘normal koşullarda’ sosyalleşmiyor. Siz yaşamınızı şiddetten kurguladığınız an, başka bir var oluş biçimi yaratırsınız. Çocuklar, kendilerini benim çalışmamda, sürekli olarak batılı çocuklarla kıyasladılar. ‘Biz diğer çocuklar gibi tatile gidemeyiz. Onlar gibi oyun oynayamayız. Batılı çocuklar gibi bilgisayar sahibi olamayız. Saatlerce çizgi film karşısında duramayız. Çünkü biz sokağa çıkmak zorundayız’ dediler. Bunun da iki nedeni var. Çalışmak ve çatışmak için. Temel olarak yapılan bu şiddetten ve ayrımcılıktan yeni bir çocuk şekli ortaya çıkıyor. Dolayısıyla buradaki çocuklar çok politik. Buradaki çocuklar için direniş, benim ‘Ankara’da bir haksızlığa karşı eyleme gitmeliyim’ kurgusundan daha doğaldır. Yaşamlarının en normal parçasını direniş oluşturuyor. Buna göre de hayatlarının kurgusunu kuruyorlar. Çocuklar aslında birbirilerini tanıyor ve aralarında inanılmaz büyük bir örgütleme var. Sonrasındaki yaşamlarını sokaktaki eylemlerine göre kurguluyorlar. Kürt çocukların yeni bir hayat kurguladıkları benim açımdan yanlış görülmüyor. Biz barışı inşa ettikten sonra, çocukların şiddet ortamından en uzak şekilde tutmak tabi ki görevimiz. Fakat bütün bu açık şiddet ortamında çocukların bunların pasif kurbanları olması yerine direnişin aktörleri olmasında hiçbir sakınca görmüyorum. Çeşitli meslek uzmanları ve BDP, mitinglerinde ‘biz çocukları engelleyemiyoruz’ deniliyor. Düzen medyasında ise ‘PKK çocukları öne sürüyor. Aileler çocuklarını kullanıyor’ deniliyor. Bence bu tamamıyla geçersiz bir düşüncedir. PKK, istese de çocukları kontrol altına alamaz. Çocuklar, kendi aralarında örgütlenmişler. Kendi durdukları nokta üzerinden yaşıyorlar.
Faili meçhul kayıplardan sonra kadınlar, Kürt halkının özgürlük mücadelesinde önemli bir yere sahipler. Şimdi de buna çocuklar da katıldı. Bu mücadelede artık çocukların da önemli bir rolü vardır. Kürt halkına dokunmamış ve Kürt meselesiyle ilgilenmemiş insanlar ‘Bunlar çocuk değiller. Erken büyüdüler’ söylemleriyle yeni bir çocuk yaratılıyor. Ben şunu ısrarla söylüyorum, bu çocuklar erken büyümediler. Onlar hala çocuk. Fakat farklı çocuklar.
‘Onlar polise değil, sisteme taş atıyor!’
- Kürt çocukları toplumsal gösterilerde taş atar. Bu taşı kime- neden atar?
Çocuklarla görüştüğümde, bu soruyu onlara çok sık sorarım. Polise taş atıyormuş görünseler de, aslında o taşı polise değil, sisteme atıyorlar. ‘Bana bunları yaşatan sisteme taş atıyorum’ diyorlar. ‘Taş atıyorum çünkü özgür değilim. Taş atıyorum çünkü ana dilimi konuşmak istiyorum’ diyorlar. Taş atmayı, Kürt çocuklarına özgü bir kullanma biçimi olarak değerlendiriyorum. Taş atma, molotof kullanma, silahlı mücadele için şunu söylemek mümkün: Bunlar için elinize bir pankart alın ve eyleminizi yapın denilebilir. Fakat şiddetin ne olduğunu oturup bir konuşmak gerekir. Bir çocuğun evindeki asılı fotoğraflardaki yakınlarının polis tarafından Kürt olduğu için ve gösteriye katıldığı için öldürüldüğünü bilmek, çocuğu da o yöne itiyor. Çocuk bunu öğrendiğinde, bir şekilde mücadele etmesi gerektiği için bir yer arıyor. Konuştuğum bir çocuk ‘iki taraf da insan ve ben taş atmak ya da eylem yapmak istemiyorum’ dedi. Ona hiç polisle karşı karşıya geldin mi diye sorduğumda “Bir sabah markete ekmek almaya gidiyordum. Polis gelip beni saçımdan tutup “Ne işin var? Neden olaylara katılıyorsun?’ dedi. Eyleme katılmadığımı söylediğimde ise, ‘O zaman dışarıda olmayacaksın, çabuk evine’ dedi. İşte o zaman taş atan arkadaşlarımı çok iyi anladım” dedi. Bunun bize katışıksız olarak verdiği çok önemli bir mesaj var. Çocuklar ellerindeki taşı kendi yaşamlarını, onurlu bir şekilde sürdürebilmek için tek çare olarak algılıyorlar. Bu ‘niye’ sorusuyla alakalı bilimsel araştırmalar sarmalı olarak iki şeyi gösteriyor. Ciddi biçimde şiddet yaşıyorsanız, şiddetten kurtulmanın iki yolu var. O şiddeti içe ya da dışa yansıtmak. Kürt çocuklarında ikisini de görüyoruz. Kürt çocuklarında kendini ateşe verme eylemiyle çok karşılaşıyoruz. Bunların hiçbiri magazinsel değil. Şiddetten kurtulmanın tek yolu, onu kendi bedeninde sonsuz bir şekilde uygulamak. Bir diğer olumlu yolu ise onu dışarıya bir mesaj olarak vermek. Bir çocuk bana şunu söylemişti: ‘Gelip bize neden taş atıyorsunuz diye soruyorlar. Televizyonlarda bizi kötü gösteriyorlar. Okulda tartışma konuları açılmıyor. Zaten hiç bilmediğin ve benimsemediğin bir dili konuşmak zorunda kalıyorsun. Bizim olmayan bir tarihi ve değerleri işlediğimiz bir yerde ‘Ben, Andımızı okumak istemiyorum’ diyemiyoruz. Bizim politik mücadelemizi sürdürebilmemizin tek meşru yolu gösterilere katılmak oluyor. Fakat bu gösteriler, polis tarafından provoke edilince geriye tek yol kalıyor: Onlara taş atmak…’ diyorlar. Temelde kendi halklarının hayatlarının bu kadar inkar ve imhaya tabi tutulduğunda doğal yurttaşlık hakkı olan gösterileri sokakta taş atmakla yapmış oluyorlar.
- Neden böyle bir çalışma yapma gereği duydunuz?
Ben Ege’de doğdum. Bölgeyle bir bağım yok. Son on yıldır ege bölgesi, ulusalcı, milliyetçi değerleri maalesef yükselen bir yer oldu. Benim için her zaman yaşamın tek çaresi birlikte yaşamak oldu. Bu sadece Kürtler için geçerli değil. Alevilerle ve LGBT’lerle beraber yaşamaktır. Türkiye’de en önemli sorun Kürt sorunudur. Her gün çok açık bir şekilde insanlar ölüyor. Lobilerde faaliyet sürdürmek yerine Kürtlerle omuz omuza olmak benim için daha doğru. Ben bir akademisyenim. Benim yapacağım iş, bilgi üretmektir. Kendi işimi yaparken de Kürtlerle omuz omuza olmanın en iyi yolu, Kürtleri daha iyi anlamak ve onların sesini batıya duyurmaktır. Kürt hareketi içinde en çok anlaşılmaz olanların çocukların olduğunu düşünüyorum. Benim yaptığım çalışma neredeyse tek. Yeni yeni bu gibi çalışmalar yapılmaya başladı. Bu çalışmayla birlikte aslında Doğu’yu, Batı’ya daha doğru bir şekilde aktarmak gerektiğini düşünüyorum. Bu çalışmam batı tarafından pek benimsenmedi. Kendi çalıştığım üniversiteden de yine aynı tepkileri aldım. Çünkü bu çalışmam ezberi bozuyordu. Çalışmamdaki sonuçlara katılmak demek buradaki, çocukların taş atma eylemlerine hak vermek demektir. Bu da kimsenin işine gelmez. Hala yapılacak çok şey var. Ben bu işin daha çok başındayım. Akademik anlamda yanımda olan kimse yok. Ben Amed’deyken TMK mağduru çocuklar için bir toplantı oldu. Bu toplantıya çocuklar da katıldı. Saatlerce konuşuldu. Benim zorlamamla en sonunda çocuklara da konuşma şansı verildi. Çocuklar, ‘Bize artık bunları anlatmayın. Bize bunlar artık çok boş geliyor. Biz rehabilitasyon istemiyoruz. Biz maddi ve psikolojik destek istemiyoruz. Bunların hiçbiri bizim işimize yaramıyor. Hukuki destek istiyoruz. Fakat avukatlar bizimle ilgileniyor veya ilgilenmiyor oradaki sıkıntılarımızı anlattılar. Biz yolumuzu kaybettik. İstanbul’da üniversite okuyup, yaşamımıza orada mı devam etmeliyiz? Ya da burada kalıp mücadelemize mi devam etmeliyiz’ dediler. Orada anladım ki Kürt çocukları için yapılması gereken başka bir şey varmış. Ben çok dışarıdan biriyim. Fakat Kürt çocuklarla çalışan, onlardan olan ve onlarla beraber yaşayan profesyonel meslek uzmanı onları anlayamamış. İşte bu yüzden bu çalışmamı sürdürüyorum. Çocukların istediği başka bir şey var. Bunu biliyorum. Kendimce yıllar sonra dönüp baktığımda zor bir şey seçmişim diyebilirim ama önüme koyduğum bir misyonum var. Burada yaptığım çalışmaların burada kalmasını istemiyorum. Kürt halkının mücadelesi sadece bölge içerisinde yapılan eylemlerle olmayacak. Bunun bir de Türkiye boyutu var. Yasal statü diye bir konum var. Onların da bundan haberdar olması gerekiyor. Buradaki sorunları adım adım belli bir dil ve yöntem kullanarak götürmek gerekiyor. Ben bu çalışmaya başladıktan sonra çalıştığım üniversitedeki öğrencilerimle ilişkim farklı bir boyut kazandı. Birbirimizi daha iyi anladık. Ben artık buraya gelip çalıştığımda eskisi gibi yalnız değilim. Ben belki hiç duyulmayan bir sesi oraya duyurmuş oldum. Temel olarak istediğim şey: Burada neler oluyor? Çocuklar ne istiyor? Bunlara açıklık getirmektir…
Foto – Kamera: Hazal PEKER
(gk/nb/hp)

