İşkence gören kadınlar, en çok cinsel tehdit ve tacizleri unutamıyor

00:16

 


Zehra DOĞAN - JINHA


AMED - Dünyanın her yerinde çok sayıda kadın, karakollarda, ev baskınlarında ve sokak gösterilerinde polislerin ya da askerlerin cinsel işkencelerine maruz kalıyor. Yapılan araştırmalarda, kadınların, işkencelerden en çok cinsel tehdit ve tacizleri unutamadıkları ortaya çıkıyor. Kadınların gözaltı ve cezaevi dönemlerinde çırılçıplak soyunma, kaba dayak, elektrik ve askıya alma gibi işkencelerden geçtiklerini belirten TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Necdet İpekyüz, “Eğitim düzeyi değiştikçe yapılan şiddetin boyutu ve yapılış şekli de değişiyor. Kişi artık kaba şiddetten etkilenmediğinde, işkenceciler, cinsel tehdit ve psikolojik şiddete başvuruyor” diyor.


 


Kadınlar, karakollarda, ev baskınlarında ve sokak gösterilerinde polislerin ya da askerlerin cinsel işkencelerine maruz kalıyor. Cezaevlerinde müdür ve infaz koruma memurlarından kaynaklı mağduriyetleri de söz konusu.  Yapılan araştırmalarda, kadınların, işkencelerden en çok cinsel tehdit ve tacizleri unutamadıkları ortaya çıkıyor. İşkenceye maruz kalan kadınların cezaevi ve gözaltı sonrası oluşan travmayı atlatabilmeleri için henüz ciddi anlamda devletin sağladığı bir kuruluş ise bulunmuyor.


Diyarbakır Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na  (TİHV) gelen kadına yönelik şiddet başvurularının son üç yılda giderek arttığını belirten TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Necdet İpekyüz,  kadınların büyük çoğunluğunu, etnik köken olarak Kürt sorunu ve siyasi nedenlerden dolayı tutuklandığını söylüyor. Kadınların, artık saç çekme ve tokat atma gibi uygulamaları işkence olarak görmediklerini belirten Necdet, gelen başvuru sonucunda kadınların daha çok psikoloji bozmaya dönük şiddete uğradıklarının altını çiziyor.


‘Eğitim düzeyi değiştikçe şiddetin boyutu da değişiyor’


Gelen başvurular arasında İran ve Suriye’de tutuklanan kadınların da olduğunu söyleyen Necdet, “İran ve Suriye’de tutuklanan kadınlar, aklınıza gelebilecek her türlü kaba ve cinsel şiddeti görmüş oluyor. Onlarla konuşmak ve yaşadıklarını beraber paylaşmak bizim için de çok zor oluyor” diyor. Uzun dönem cezaevinde kalan kadınlarla görüştüklerinde, cezaevi dönemlerinde ilk olarak çırılçıplak soyunma, kaba dayak, elektrik ve askıya alma gibi işkencelerden geçtiklerini aktardıklarını belirten Necdet, “Eğitim düzeyi değiştikçe yapılan şiddetin boyutu ve yapılış şekli de değişiyor.  Kimi zaman bir insanın kaba dayakla psikolojisi bozulmazken, ailesi ile ilgili tehditler sonucunda kendini kötü hissedebiliyor. Bunu yapanlar da bu durumu çok iyi bildiklerinden dolayı, kime nasıl davranacaklarını çok iyi biliyorlar. Tutuklu artık kaba şiddete bir tepki vermediğinde, psikolojiyi bozmaya dönük işkenceye başvuruluyor” diyor.


‘Şiddetlerin çoğu cinsel kimliğe yönelik’


Günümüz koşullarında cinsel şiddetin sadece işkence açısından olmadığını, yaşamın her alanında kadının,  cinsel obje olarak görüldüğünden dolayı bu tür tacizlere uğradığını dile getiren Necdet, “Bize başvuran politik tutukluların, yaptığı açıklamalar sonucunda, yapılan şiddetlerin çoğu cinsel kimliğe yönelik olduğu saptandı. Kadına yapılan şiddet çağrışımı olan uygulamalar küfür, taciz gibi olaylardır” diyor. Kadının işkence sonrası babaya ve erkek kardeşe karşı güvensizlik duygusunu ve erkeklere karşı nefret duygusunun oluştuğuna dikkat çeken Necdet, “İşkence sonrası kadınlarda, içe kapanma, ağlama isteği, küfür etme, yaşamdan kopma gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Bu da, tam anlamıyla kadının verimli olduğu dönemlerde kendisini içe kapatmasına neden oluyor. Ona işkenceyi yapan kimliğe ve etnik kökene karşı nefret duygusunu oluşturmasına neden oluyor” diye belirtiyor. Kadınının travmayı atlatabilmesi için çevresine büyük bir görev düştüğünün altını çizen Necdet, “Bu destekler artıkça sorunlarla baş edebilme mekanizmaları daha da başarılı oluyor.  Kadının cinsel obje olarak görülüp ve bu yönden ona zarar vermeye çalışmaları, bir hak savunucusu olarak beni çok üzüyor. Bazen kendime çok kızıyorum. Onun problemini neden tam olarak çözemiyorum? Ona yeterince yardımcı olamıyorum diye kendimi suçlu buluyorum” diyerek duygularını aktarıyor.


‘Devletin özür dileme gibi bir yaklaşımı yok!’


Kadınların cinsel tacizi dillendirmede zorluk çektiğine işaret eden Necdet, “Bize gelen başvuruların iki veya üçüncü görüşmelerin sonrasında cinsel işkenceye maruz kaldıkları konular üzerine konuşabiliyoruz. Maalesef feodal yapının etkisi altında kalmış bir toplum olduğumuz için kadının, gözaltı süresince başına gelen cinsel tacizleri aile bir türlü kabul edemiyor. Bazı aileler bu konuyu aşmış olsa da maalesef çoğu aile buna henüz hazır değil. Bu yüzden bize gelen kadınlar, taciz durumunu anlatmak istemiyor. Travmanın atlatılması için yardımlarımız bazen geç olabiliyor. Zaten tarihe baktığımızda bu tür işkenceleri yapanlar, henüz cezalandırılmadığı gibi bu gün yeni görevlendirmelerle karşımıza çıkıyor. Devletin özür dileme gibi bir yaklaşımı olmadığından kadın, ‘böyle gelmiş böyle gidecek’ diyerek bu tür cinsel işkenceleri pek dillendirmiyor” diye konuşuyor.


‘Cinsel işkenceyi yapanlar cezalandırılmalı!’


‘Kötü muameleye tabi olana yönelik ne yapabiliriz’ diye düşünmekten ziyade, ‘kötü muameleyi uygulayanlara yönelik ne yapabilir?’ diye düşünmemiz gerektiğini söyleyen Necdet, “ Geçmişte bu tip işkenceleri uygulayanlar şu an çok iyi durumda ve görevlerine devam ediyorlar. Bu büyük bir sıkıntıdır. Bu sorun Türkiye’nin sorunudur. Bunların cezalandırılması için bir şeyler yapılmalı” diyor.


Foto-Kamera: Zehra DOĞAN


(zd/hp)