Uluslararası Okur-Yazar Haftası ve Türkiye’den görünüm
13:14
Gülşen KOÇUK - JINHA
AGİRÎ / ANKARA – İçinde bulunduğumuz hafta Uluslararası Okur Yazar Haftası. Türkiye genelinde okur-yazar oranlarının dağılımındaki eşitsizliğin nedenlerine ilişkin konuşan Eğitim-Sen MYK Üyesi Betül Korkut, “Okur-yazar oranlarının bölgesel farklılık göstermesinin nedenlerinden birisi de anadilde eğitimdir. Bir çocuğun anadili dışında başka bir dilde eğitim görmek zorunda bırakılması, zeka ve duygu gelişiminin durmasına kadar giden sorunları doğuracaktır” dedi.
İçinde bulunduğumuz hafta Uluslararası Okur Yazar Haftası. Türkiye geneli okuma yazma oranlarına bakıldığında, okur-yazar oranlarının bölgelere ve illere dağılımında eşitsizliğin olduğu görülmektedir. Mekânsal anlamda eşitsizlikler olduğu gibi kadın erkek okur-yazar oranlarında da dikkatleri çeken bir farklılık gözlemlemek mümkündür. Her ne kadar son 10 yılda yürütülen kampanyalarla kadın okur-yazar oranlarında bir artış görülse de, yeterli değildir. Türkiye İstatistik Enstitüsü’nün de Türkiye’deki okur-yazar oranlarının cinsiyete göre dağılımını veren tablo, gözlemlenen kadın okur-yazar oranının düşüklüğünü doğrular niteliktedir. Uzmanlar, Türkiye’deki okur-yazar oranlarının dağılımı, neden ve sonuçlarını yorumladı.
‘Okur-yazar oranı en düşük olan ilin Ağrı olması, tesadüf değil”
Türkiye’de okur-yazar oranının her geçen yıl artmasına rağmen, bu artışın ülke genelinde eşit bir şekilde görülmediğini ifade eden Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası(Eğitim Sen) Genel Merkez MYK Üyesi Betül Korkut, okur-yazar oranını belirleyen birçok faktörün olmasının yanında en belirleyici faktörün anadilde eğitimin olduğunun altını çizdi. Türkiye bazında okur-yazar oranının en düşük olduğu illerin, anadili Kürtçe olan iller olduğunu ifade eden Betül, bu nedenle okur-yazar oranının en düşük olduğu ilin Ağrı olmasının tesadüf olmadığını belirtti. “Eğitimin hızla paralılaştırılması, sınav odaklı eğitim sistemi, öğretmen ve derslik yetersizliği gibi sorunlar da okuryazar oranlarını etkileyen önemli etkenlerdendir” diyen Betül, iktidarın cinsiyet eşitsizliğini derinleştirecek politikalarla kız çocuklarını eğitimin dışına çıkartmasının da Türkiye genelinde okur-yazar oranlarını etkilediğini ifade etti.
‘Yap-boz tahtasına dönmüş bir eğitim sistemimiz var’
Türkiye’deki eğitim sisteminin diğer ülkelere göre çok kısa aralıklarla ve sürekli değiştirilerek yap-boz tahtasına çevrildiğine vurgu yapan Betül, tüm olumsuzluklara rağmen, son yıllarda yürütülen kampanyalar ile okur-yazar oranının arttığının söylenebileceğine dikkat çekti. Türkiye’de okur-yazar oranlarına da dikkat çeken Betül Korkut, şöyle devam etti:
“Türkiye’de, 6 ve daha yukarı yaştaki nüfusun yüzde 95,13’ü okuma yazma biliyor iken, yüzde 4,87’si okuma yazma bilmiyor. Okuma yazma bilen erkeklerin oranı yüzde 98.30 iken, bu oran kadınlarda sadece yüzde 91,94. Okuma yazma bilmeyen erkeklerin bilenlere oranı yüzde 1,70 iken, bu rakam kadınlarda birden bire yüzde 8,06’ya çıkıyor. Yani erkek okur-yazar iken kadın değil…”
‘Kürt çocukları kendilerini baskı altında hissediyor’
“Bir ülkede resmi dil dışında kalan anadillerinde eğitim-öğretim yapılmaması ve tüm etnik kimliklere sadece resmi dilin öğretilmek istenmesi, ister istemez okur-yazar sayısı üzerinde etkili olmaktadır” diyen Betül, anadilin, bir çocuğun eğitim hayatının bütün basamaklarında başarılı olabilmesi için önemli bir belirleyici olduğunu dile getirdi. Betül, Kürt çocuklarının da anadilde eğitim göremedikleri için, okul hayatına başladıklarında Türk çocuklarına göre kendilerini daha çok baskı altında hissettiklerini ifade etti. Bir çocuğun anadili dışında başka bir dilde eğitim görmek zorunda bırakılmasının zeka ve duygu gelişiminin durmasına kadar gidecek sorunlar doğurmasına neden olacağının altını çizen Eğitim Sen Genel Merkez MYK Üyesi Betül Korkut, şöyle dedi:
“Anadilinde eğitim almayan çocuk, özgüvenini yitirir, eğitim sürecine daha başlangıç aşamasında yabancılaşır. Bunun sonucu olarak çocuk, okuldan kaçma, okula gitmeme, okulu sevmeme, öğrenmeye ilgisiz kalma, yanlış konuşmaktansa hiç konuşmama vb. tepkiler göstererek, kendi iç dünyasına çekilebilmekte ve eğitim sürecinin dışına itilebilmektedir.”
‘Anadilde eğitim, en temel haktır!’
Türkiye’de okur-yazar oranının artırılması için ilk yapılacak girişimin, herkese parasız ve eşit eğitim hakkı tanınması olduğunu kaydeden Eğitim Sen Genel Merkez MYK Üyesi Betül Korkmaz, bireylerin anadilde eğitim haklarının da yasal güvence altına alınması gerektiğini ifade etti. “Anadilde eğitim, eğitim biliminin ve evrensel insan haklarının en temel ilkesidir” diyen Betül, anadilde eğitime karşı çıkmanın aslında, bilime ve bilimsel düşünceye karşı çıkmak olduğuna dikkat çekti. Diğer taraftan Betül, okur-yazar oranlarının artırılması ve bölgelerarası gelişmişlik farkının ortadan kalkması için özellikle kadınlara yönelik okuma yazma kursları gibi etkinliklerin artırılması gerektiğine vurgu yaptı.
‘Baba, her şeyin en iyisini bilmez!’
Türkiye’nin okur-yazar oranları sıralamasında en son sırada yer alan Ağrı’nın bu durumuna ilişkin konuşan Bazid Kadın Derneği’nden Sosyolog Özlem Arıcı, eğitim konusunun Ağrı’nın ‘kanayan yarası’ olduğunu ifade etti. “Önemli olan, okuyup yazmaktır” diyen Özlem, Ağrı’da okur-yazar oranlarının düşük olmasının okul ve öğretmen eksikliği, ‘kız çocukları okutulmaz’ zihniyeti, ekonomik yetersizlik, coğrafik koşullar gibi nedenlerden kaynaklandığını dile getirdi. Çözümcül yaklaşıldığı takdirde Ağrı’daki eğitim sorununun ortadan kalkabileceğinin altını çizen Özlem, “‘Baba, her şeyin en iyisini bilir’ felsefesini yaşatan bir zihniyet var ve bu zihniyeti değiştirmek için eğitim şart!” dedi. Sadece kadınlar taban alındığında Türkiye genelinde okur-yazar oranlarının yüksek olmadığını belirten Özlem, okur-yazar istatistiklerinden kadınlarının durumunun bölgede daha vahim bir noktada olduğuna dikkat çekti.
‘Bölgemizde çocuklarımız hayata, Kürtçe ‘Merhaba’ diyor’
Anadilde eğitimin de okur-yazar oranlarını önemli ölçüde etkilediğine değinen Sosyolog Özlem Arıcı, gündelik hayatlarını Kürtçe sürdüren kentlerde, özellikle anadilde eğitimin olmamasından kaynaklı olarak okur-yazar oranlarının düşük olduğunu üzerinde durdu. “Bölgemizde çocuklar hayata, Kürtçe merhaba diyor. Daha sonra ise anadili asimile edilmek isteniyor” şeklinde konuşan Özlem, Kürt çocuklarının okullardaki ilk iki yılı, sadece Türkçe kelimeler öğrenmekle geçirdiklerine dikkat çekti. Anadilde eğitimin olmadığı bir sistemde başarı elde etmenin mümkün olmadığını söyleyen Özlem, bölgedeki okuma yazma oranlarının bu şekilde bilinçli olarak düşürüldüğünün altını çizdi. Eğitim sisteminde anadilin yer almamasından en çok kadın ve çocukların etkilendiğine vurgu yapan Özlem, “Tek dilli okur-yazarlık sisteminden vazgeçilmelidir. Anadilde eğitimle okuryazarlık oranı daha üst seviyelere çıkabilir” dedi.
‘Bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı’
Okur-yazar oranlarının belirlenmesinde sosyal bilinçlendirme ve anadilde eğitimin önemli olduğunu belirten Özlem Arıcı, sosyal bilinçlendirme için çalışmalar yapılması gerektiğini ifade etti. Anne ve babaların çocukların eğitimleri konusunda bilgilendirilmeleri gerektiğine dikkat çeken Özlem, bu çalışma için, o bölgenin anadilini bilen gezici eğitimcilerin bölgeyi dolaşarak insanların bilgilendirilmesi gerektiğine değindi. Özlem ayrıca, eğitim aşamasındaki çocukların görsel içeriklerle zenginleştirilmiş, teoriden çok pratik bir eğitimden geçirilmeleri gerektiğini söyledi.
(gk/hp)

