Kürt Konseyi Üyesi: Komşu ülkelerle dostça yaşamak istiyoruz (Dosya 3)
19:51
“Biz Kürtler komşu ülkelerle dostane yaşamak istiyoruz. Türkiye ile de dostça, birbirini tanıyan ve kabul eden biçimiyle görüşebiliriz. Komşular tarafından içinde bulunulan korkular, boş ve anlamsızdır. Türkiye’nin Batı Kürdistan’ın oluşumundan bu kadar korkmasının en önemli nedeni, “Bu gün Batı Kürdistan’ da yaşanan gelişme, yarın denetimimizde bulunan Kuzey Kürdistan’ a yansıyacak” düşüncesidir. Türkiye, Kuzey Kürdistan’da ki halkı, kendi kimliği ile tanımak zorunda kalmaktan korkuyor. Bu şekilde bir tavır takınmak yerine, Kürtlerin kimliğini ve haklarını tanıyarak, süregelen savaşı sona erdirmesi gerekmektedir.”
Haber: Hazal PEKER - JINHA
ROJAVA’DA KÜRT DEVRİMİ
ROJAVA - İlk defa Baas İktidarının kölelik rejiminden kurtulan Kadim topraklardaki Kürt halkı için yeni bir statü ihtiyacı doğdu. Elbette ki bu karara varmak Yüksek Kürt Konseyi’ nin alacağı kararla uygulanacaktı. Halkın Meclislerinin, Demokratik Kürt Kurumları, Akil İnsanlarında görüşü alınarak, Kürtler ve onlarla birlikte yaşayan halklarında özgür olmasını sağlayacak bir sistem olan Demokratik Özerkliğin yaşama geçirilmesine karar verildi. Kürt kurum ve kuruluşları bu statünün içini doldurmak için hızla ve büyük bir özenle çalışmalarını sürdürmektedir.
Kürtlerin neden Demokratik Özerklik sistemini tercih ettiğini, bu sistemin alt yapısının hangi aşamada bulunduğunu ve bölgedeki hegomonik güçlerin bu süreci nasıl karşıladığını Yüksek Kürt Konseyi Üyesi İlham Ahmet’ e sorduk.
Rojava Bölgesinde ki Kürtler ne istiyor? Bağımsızlık mı, federalizm mi, özerklik mi?
Şimdi bizim Batı Kürdistan’ da oluşturmaya çalıştığımız şey, Demokratik Özerkliktir. Devrimin başlamasıyla eş zamanlı, halkın örgütlenme çalışmaları da hız kazandı. Eskiden de Kürler olarak hedefimiz bu sistemdi. Şimdi de bu. Çünkü kan dökülmeden geliştirilebilecek en iyi sistem Demokratik Özerkliktir. Bu nedenle sorunuza şöyle somut bir cevap verebilirim. Kürt ne istiyor? Demokratik Özerklik istiyor. Sizde şu anda burada halkın arasında geziyorsunuz, tanık olmuşsunuzdur. İstenirse referandum olsun. Kürtlere sorulsun. Herkesten100’de 100 aynı cevabı alacaksınız. Kürtler burada oluşturacakları sistemle gösterecekler ki, en iyi yaşam Demokratik Özerklik sistemiyle geliştirilebilir. Halk, ancak bu yolla özgürleşecek. Dışımızda bazı farklı görüşler tartışılıyor. Mesela federalizm olsun, ya da farklı yönetim şekilleri denensin isteniyor. Ama Kürtlerin eğilimi nettir. Dünyaya da bunu en yalın şekliyle ifade etmiştir.
Peki Kürt halkı olarak, talep ettiğiniz Demokratik Özerklik Sisteminin alt yapısını oluşturdunuz mu?
Evet oluşturulmaya başlandı. Meclislerin oluşumundan tutun, kadın meclislerine, çok sayıda sivil toplum örgütüne, Doktorlar, Mühendisler, Öğretmenler, İşçiler birliğine kadar, toplumun her alanında ki insanlar örgütlerini oluşturdular. Birliklerini kurdular. Ekonomi konusunda, Ekonomi Komiteleri oluşturuldu. Ama bildiğiniz gibi içinde bulunduğumuz süreçte ağırlığı çok fazla ekonomiye veremiyoruz. Önceliklerin farklılığından dolayı. Ama önümüzdeki dönemde koşullar oluşunca, bu kez de ekonomiyi gündemimize alacağız. Zaten halkın ekonomi konusunda kendi kendisini, öz gücüne dayanarak nasıl idare edeceği noktasında projelerimiz hazır. Uygulamaya geçireceğiz. Sonuç olarak şunu ifade edebilirim ki, şu anda Demokratik Özerklik için gereken tüm alt yapı Kürt illerinde oluşturulmuş durumda.
‘Savunma pozisyonunda kalacağız’
Demokratik Özerklik sistemi inşaa aşamasında ve aktarımlarınız kadarıyla alt yapıda oluşturulmuş durumda. Bildiğiniz gibi statü kazanmaya başlayan bir Batı Kürdistan bölgesi, hem Türkiye hem de bazı Arap ülkelerinde panikle karşılandı. Bu yeni durum bölgenin diğer güçlerini nasıl etkileyecek?
Yani dış güçler neden Kürt bölgesinin özgürleşmesinden korkuyor? Aslında Türkiye, Batı Kürdistan’ın da güneyde ki Federal Kürdistan Bölgesi gibi bir konuma geleceğinden korkuyor. Mesela şimdi Federal Kürdistan Bölgesi ile Türkiye hükümeti arasında görüşmeler var. Oysa en başta Federal Kürdistan Bölgesi oluştuğunda, Türkiye ciddi tepki gösteriyordu. Türkiye yakın sürece kadar Güney Kürdistan’da bulunan Kürtleri resmi anlamda tanımıyordu. Türkiye’ nin oradaki Kürtlerin statü kazanmasını kabul etmesine ne neden oldu? Güney Kürdistan’ı kabul edip, O’nu, diğer bölgelerde ki Kürtlere karşı kışkırtmayı hedefledi. Bunda diğer bir etkende, Kuzey Kürdistan’ da ki Kürtlerin mücadelesiydi. PKK’nin mücadelesinin etkisi büyük önem arz eder. Kuzey Kürdistan’ da ki direniş olmasaydı, Güney Kürdistan’ ın kazanmış olduğu statüde Türkiye tarafından o kadar kolay kabul görmeyecekti. Bunun için Türkiye, Kobanê ilinde başlayan devrime korkuyla yaklaştı. Şöyle düşündü: “Şimdi Kobanê’ nin sınırında ki yerleşim yerleri Kürt, sınırın diğer tarafında ki de Kürt, biz ne yapacağız” Herhangi bir saldırı olduğunda iki tarafta Kürt olunca Türkiye nereye gidecekti? Tüm korkusu buydu. Türkiye o kadar korkuyor ki, bayrakları bile karıştırmış durumda. Mesela burada önemli bir halk oluşumu olan TEVDEM bayrağı yükseldiğinde, hemen ayağa kalkıyor diyor ki “Bu PKK bayrağıdır.” O kadar kafası karışmış ki, PKK ve TEVDEM arasında ki farkı anlayamıyor. PKK, bir zamanlar buradaydı, doğrudur. Bir zamanlar Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ da buradaydı. Burada güçlü bir mücadele ve örgütlenme zemini yaratıldı. Binlerce ailenin şehidi var. Bunların hepsi mirastır. Türkiye kendini yerden yere vursa da, bu mevcut zemini ortadan kaldıramaz. Şehit ile anne-babası arasına kim mesafe koyabilir ki.. Türkiye şunu iyi bilsin ki, burada çok güçlü bir zemin yaratılmış. Bundan dolayı girdiği panik, burada silahlı güçlerin olduğu iddiasından kaynaklanıyor. Ama böyle bir şey yok. Adana’ da ki Suriye ve Türkiye arasında gerçekleştirilen ittifak zamanında, burada birçok PKK kadrosu vardı. Bunların birçoğu Türkiye’ ye teslim edildi. Bir diğer şeyde burada çalışan PKK’ liler, bunlar ya zindanlara attı, ya da sürgün ettiler. Suriye, Türkiye’ yi memnun etmek için Kürtlere çok zulüm yaptı. Burada oluşturulan var olma mücadelesi ve yaşanan örgütlenme, PKK tarafından değil, toplum tarafından gerçekleştiriliyor. TEVDEM adıyla bir örgütlenmemiz var. Biz Kürtler, burada örgütlülüğümüzün zirvesindeyiz. Biz şunu söylüyoruz: Kürtler hiçbir zaman kendilerine düşman yaratmamışlardır. Her zaman dış güçler Kürtlere düşmanca yaklaşmışlardır. Çünkü Kürtler oldukça barışçıl bir halktır. Bu yüzden Kürtlerin komşularına saldırması mümkün değildir. Ama Kürtler kendilerini korumaya da hazır. Savunma pozisyonunda kalacağız. Mesela biz hiçbir devlet kurumuna saldırmadık. Girdik ve barışçıl yöntemlerle el koyduk. Biz Kürtler komşu ülkelerle dostane yaşamak istiyoruz. Türkiye ile de dostça, birbirini tanıyan ve kabul eden biçimiyle görüşebiliriz. Komşular tarafından içinde bulunulan şüpheler ve korkular, vesveseler boş ve anlamsızdır. Türkiye’ nin Batı Kürdistan’ ın oluşumundan bu kadar korkmasının en önemli nedeni, “Bu gün Batı Kürdistan’ da yaşanan gelişme, yarın denetimimizde bulunan Kuzey Kürdistan’ a yansıyacak” düşüncesidir. Türkiye, Kuzey Kürdistan’ da ki halkı, kendi kimliği ile tanımak zorunda kalmaktan korkuyor. Oysa Türkiye’ nin bu şekilde bir tavır takınmak yerine, Kürtlerin kimliğini ve haklarını tanıyarak süregelen savaşı sona erdirmesi gerekmektedir.
Foto-Kamera: Hazal PEKER
Devam Edecek..
YARIN: ‘Kürtler şunu gördü ki ‘Yekîti’ (Birliktelik) çok güzel bir şey’
(hp)

