Yüksek Kürt Konseyi Üyesi İlham Ahmet: Suriye 3’ e bölünebilir (Dosya 2)
16:47
Konseya Bilind a Kurdan (Yüksek Kürt Konseyi) Üyesi İlham Ahmet: Bu keskin süren savaş, hesapları olan tüm ülkeler için bölgede yaratacağı etki nedeniyle önem arz ediyor. Her hegomonik güç, kendi çıkarları doğrultusunda Suriye’ de bir sistem oturtmak istiyor. Bir dış gücün, Suriye’ de sistemi kendi istediği gibi oturtamaması demek, o ülkenin artık Ortadoğuda etkisinin kalmayacağını gösterecek. Bu kadar gücün Suriye’ nin içişlerine karışması, büyük bir parçalanmaya da neden olabilir. Anlaşılan o ki Alevi cephesi Bahra Spî’ de, Sunni Cephesi Suriye merkezinde, bir de Kürt bölgesi kalacak.
Haber: Hazal PEKER - JINHA
Rojava’da Kürt Devrimi
ROJAVA - Suriye’de yaşanan çatışmalar devam ederken Kürt Bölgesi’nde başlayan halkın kendi kendini yönetme isteği, Suriye’ de bulunan Kürt Partileri’ne ortak hareket etmeyi gerektiriyordu. Batı Kürdistan Halk meclisi (MGRK - Meclîsa Gel) ile Suriye Kürt Ulusal Meclisi (ENKS- Encumena Nîştîmanî ya Kurdi li Sûriyeyê) 12 Temmuz2012’ de Hewler’de yapılan görüşmelerin ardından, güçlerini ortaklaştırma kararı aldı. Federal Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani huzurunda 7 maddede ortaklaşılan Hewler Anlaşması imzalandı. Bu maddelerin içeriği şöyle özetlenebilir:
“Tüm komitelerin 5+5 katılım esasına dayalı olması kararının yanı sıra, yine aynı katılım esasına dayalı 3 uzaman komitenin kurulması karara bağlandı. Bunlar ulusal ve dış ilişkiler komitesi, sosyal (kamu hizmetleri) komite ve yerel şubeleri ile güvenlik komitesi ve tüm il, ilçe ve köylerde ki şubeleri belirlendi. Bununla birlikte, bazı Kürt basın-yayım organlarında ki karşılıklı karalama kampanyalarına son verilmesi, Batı Kürdistan’ı istikrarsızlaştıracak tüm çaba ve şiddet olaylarının kınanması, reddedilmesi, Hewler Anlaşması çerçevesinde açık, şeffaf faaliyetlerin yürütülmesi karara bağlandı. Anlaşmanın imzalanmasından sonra 2 hafta içinde söz konusu komitelerin kurulması gerektiği vurgulandı”
Hewler Antlaşması sonrasında 24 Temmuz 2012 günü Rojava Bölgesi’ nin en büyük kenti olan Qamişlo’ da biraraya gelen Batı Kürdistan Halk meclisi ile Suriye Kürt Ulusal Meclisi, Konseya Bilind a Kurdan (Yüksek Kürt Konseyi) kuruluşunu ilan etti.
İlham Ahmet: Suriye Ortadoğu için çok önemli bir merkez
Suriye’de ki mevcut savaş, savaşın orada yaşayan halklara etkisi ve bölgedeki Kürtlerin durumuna ilişkin Yüksek Kürt Konseyi Üyesi İlham Ahmet sorularımızı yanıtladı:
Dünyanın gündeminde Suriye’ de yaşanan gelişmeler var. Suriye’de iktidarın değişmesi veya değişmemesi tüm dünya için neden bu kadar önemli?
Tabii Suriye’nin tarihi bir konumu var. Suriye’ de ki gelişmeler gösteriyor ki, önümüzdeki süreç birçok değişikliği de beraberinde getirecek. Bölge içerisinde hegomonik güçlerin yarattığı değişikliklerin, Suriye açısından önemi bulunuyor. Özellikle Suriye’ de ki sistemin değişmesi, diğer bölgeleri de etkileyecek. Şimdi şunu bilmek gerekiyor. Sermaye sistemi ve dış güçler, Ortadoğu’ ya ilişkin projelerini ilk olarak Irak savaşında başlatmışlardı. Bunun arkasından diğer ülkeleri de bu sıraya koydular. Fakat özellikle Suriye’de bir değişiklik olmasının bölgeye etkisi çok daha fazla olacaktır. Suriye de ki değişikliğin bölgeye etkisi, örneğin bir Mısır’ da ki değişikliğin yarattığı etkiden çok daha fazla olacaktır. Hakeza Libya’ da ki bir değişiklikte, Suriye kadar etkili olmayacaktır. Çünkü Suriye, öyle bir ülke ki herkesin onun üzerinde bir hesabı var. Tarihi ve coğrafik konum olarak oldukça önemli bir ülke. Bunun için şimdi Suriye’de ki savaşı yorumlarken, bu savaşın göründüğü gibi olmadığını bilmek gerekiyor. Sadece halkın değil, dış güçlerinde müdahalesi ile devam eden bir durum söz konusu. Rusya cephesi, Avrupa cephesi gibi dış güçler nedeniyle savaş devam ettiği için bu kadar kanlı geçiyor. Bu keskin süren savaş, hesapları olan tüm ülkeler için bölgede yaratacağı etki nedeniyle önem arz ediyor. Her hegomonik güç, kendi çıkarları doğrultusunda Suriye’ de bir sistem oturtmak istiyor. Bir dış gücün, Suriye’ de sistemi kendi istediği gibi oturtamaması demek, o ülkenin artık Ortadoğu’ da etkisinin kalmayacağını gösterecek. Mesela Ortadoğu’daki ekonomik çıkarlardan artık faydalanamaz. Bunun için dış güçlerin kendi amaçlarını gerçekleştirmede büyük ısrarları var. Bu kadar gücün Suriye’ nin içişlerine karışması, büyük bir parçalanmaya da neden olabilir. Kimi Alevi Arapların, kimi Sunni Arapların, kimi diğer Hıristiyan yada Kürtleri destekleyerek Suriye’ nin parçalanmasına neden olabilirler. Bunların bu çabasından dolayı herkesin yorumladığı şekliyle, görünen o ki Suriye parçalanmaya doğru gidiyor. Anlaşılan o ki Alevi cephesi Bahra Spî’ de, Sunni Cephesi Suriye merkezinde, bir de Kürt bölgesi kalacak. Tüm yorumlar gösteriyor ki bu çerçevede olacak. Önümüzde ki günlerde dış güçlerin tutumu, çok önemli olacak.
‘Baas Rejimi, halklar üzerinde ince bir asimilasyon politikası uygulamıştır’
Suriye’de yaşayan Kürt, Arap, Dürzi, Asuri, Ermeni, Alevi, Hıristiyan halklarının üzerinde, bu savaş nasıl bir etki bırakıyor?
Bugüne kadar toplum burada Asuri, Suryani, Hristiyan ve diğerleri tarihten bu yana hep bir arada ve kardeşçe yaşadılar. Aralarında kan dökme veya çatışma olmadı. Hafız Esad’ ın Suriye’ de uyguladığı politika, ince bir dokuyla işlenerek hem halkların haklarını talep etmemesine neden olurken, hem de halkların sanki özgürlermiş gibi hissetmelerine neden oldu. Mesela evlerde Kürt dili yasak değildi. Kürtler çarşıda, pazarda Kürtçe konuşabilirdi. Kürt yöresel elbiselerini giyebilirdi. Bu konuda kimse baskı yapmazdı. Ama ‘Arap Kuşağı’* adı altında uygulanan politika, Kürtler tarafından büyük tepkiyle karşılanıyordu. Bu nedenle asimilasyon ve eritme siyaseti, çok ince bir politika şeklinde halka uygulandı. Oysa halklar kendi arasında kardeşliği yaşadılar. Barışçıl bir yaşam aralarında vardı. Mesela Cizre Bölgesini örnek olarak verirsek, Qamişlo, Derik gibi yerlerde, Asuriler, Ermeniler, Araplar ve Kürtler birlikte yaşıyor. Yaşamları o kadar iç içe geçmiş ki, halkın hepsi Kürtçe konuşuyor. Kürtler de diğer halkların dillerini ve geleneklerini biliyorlar. Fakat ağırlıklı olarak Kürtlerin kültürünün ve dilinin diğer halklar üzerinde etkisi var. Bu da diğer halkları rahatsız etmiyor. Neden? Çünkü Kürtler, dillerini ve kültürlerini zoraki dayatmadılar. Komşuluk ilişkileri doğrultusunda gerçekleşen bir kültürel alışveriş bu. Bu nedenle Suriye’ de ki halklar arasında çok güzel bir denge var.
Kürtler, Suriye’de savaş-kaos ortamında yaşadıkları bölgelerde denetimi kan dökmeden ele geçirdi. Halk, kendi kendini yönetmek istediğini açıkladı. Kürtlerin bu durumu, ne tür siyasal sonuçlar doğuracak?
Yapılan mücadele gösterdi ki, biz Kürtler Suriye’ de 3. büyük gücüz. Birinci hat, dışarıdaki güçler. Yani Avrupa gibi.. Bir diğeri de iç muhalefet. Yani İslami çizgiyi izleyen güçler. Bunlar çok güçlü bir siyaset uyguluyorlar. Biri de Kürtler. Biz Kürtlerin yürüttüğü mücadele doğru bir çizgidir. Sistem de muhalefette kanlı bir yol izledi. Ama Kürtlerin yürüttüğü mücadele barışçıldı. Demokratik Suriye’yi esas aldık. Biz Suriye devletini ortadan kaldırmak istemedik. En baştan beri “Silahlarımızı alıp, sisteme doğrultalım” demedik. Çünkü barışçıl yollarla haklarımızı almak istiyoruz. Bu yüzden devrimin başlangıcından beri bize birçok ithamda bulunuldu. Bize diyorlar ki “Neden silah kaldırmıyorsunuz? Neden direnmiyorsunuz? Niye siz de kan dökmüyorsunuz?” Biz bu ithamlara karşı, izlediğimiz siyasetin doğru olduğunu belirttik. Çünkü Ortadoğu, kan dökmelerle tanınan bir bölge. Biz Kürtler tarihte bir ilki ispat etmek istiyoruz, bu da: İnsanlar kan dökmeden haklarını alabilirler. Kürtler stratejik bölgede bulunmaktadır ve uygulayacağı sistem diğer ülkelere de örnek oluşturabilir. Şimdi görüyoruz ki, bizim yürüttüğümüz bu siyasetten, hem muhalefet, hem de dış güçler etkileniyor. Bu nasıl bir siyaset ki “Kürtler kan dökmeden haklarını alıyorlar?” deniliyor. Kürt illerinin yönetimlerini ele geçirdik. Devlette şok oldu, dış güçlerde şok oldu. Eskiden de mücadelemiz bunun üzerineydi. Suriye devleti, bu siyasetimizi kabul etmedi. Bize yaklaşımları her zaman korkulu ve şüpheliydi. “Kürtler, Suriye’ yi parçalayacak yada bölecek” diye düşünüyordu. Türklerle aralarında ki ilişki iyi olsun diye, insanlarımızı tutukladılar, zindana attılar. İşkence yaptılar. Bir çok kişi zindanda şehid oldu. Halk tarafından “Biz hakkımızı istiyoruz” denildi diye, halkımıza baskı ve işkence yapıldı. Buna karşıda Kürtler ne Suriye sistemine karşı bir silahlı saldırıda bulunda, ne insanları kaçırdı, ne de sistem için bir tehdit oluşturdu. Bu halkın istediği, kendi dili ve kültürüyle yaşamak. Ama Suriye bunu bir türlü kabul etmedi. Eğer Suriye mantıklı yaklaşsaydı, Kürtlerin haklarını alması konusunda sorun çıkartmazdı. Ama akıllı yaklaşmadı. Yine inkar-imha ve asimilasyon politikasına devam etti. Şu anda Kürtler ne yaparsa yapsın karışmıyor. Diyor ki “Biz Araplar içinde ki sorunu çözelim, sonra zamanı geldiğinde Kürtlerle ilgilenirim” Bu inançla yaklaşıyor. Nasıl ki daha önce şehirlerimize girip, saldırdılar, şimdide istedikleri an öyle yapabileceklerini düşünüyorlar. Bilmiyorlar ki, o dönemler eskide kaldı. 2012 yılındayız ve Kürtler için birçok şey değişti. Birbirinden çok farklı koşullar ve iki farklı dönem. Bu nedenle diyoruz ki, Suriye’ nin yürüttüğü siyaset yanlıştır. Kesin kaybettirecektir. Tüm dertleri iktidarı ele geçirmek. Şu anda hem mevcut rejim, hem de muhalefet, büyük hata yapıyor. Kürtler esnek bir yaklaşım ve barışçıl yöntemlerle kendi bulundukları illeri kontrolleri altına alabiliyorlar.
(*) Arap Kuşağı: Batı Kürdistan’da bir diğer şekliyle Suriye sınırları içerisinde ikamet eden Kürtlere 1962 yılından beri vatandaşlık hakkı tanınmamaktadır. Devlet, aynı zamanda Kürt bölgesini Araplaştırmak için Arap Kuşağını inşaa etmeye çalışmış ve 1963 yılında Baas Patisi Hükümeti de “Cezîr-e’ nin Araplığını Koruma” sloganını kullanarak Araplaştırma politikasını sürdürmüştür. Bu olaya Arap Kuşağı denilmektedir.
Foto – Kamera: Hazal PEKER
(hp)
Devam Edecek…
YARIN: Kürt Konseyi Üyesi: Türkiye, Kuzey Kürdistan’ın kimliğini tanımak zorundadır

