Amed’ten Roboski’ye ‘Vicdan’ arıyoruz….
09:06
İZLENİM
Bir bilgisayar oyunuymuş gibi gerçek olamaz der durur dilimiz. Yüreğimiz söz geçiremez bu acıya tarifi zor nasıl yola koyulacağız. Nasıl sayacağız, nasıl bakacağız duramayan göz yaşlarına. Nasıl resme değer gözümüz. Herşey ağır ve acı dolu. Ama biz yollardayız. Yıl bile geçmiş kurumuş kalpler belki kuruyan kalplere çekiçle artçı bir sarsıntı yaratırız depremlik halimize… Amed’ten Şırnak’a uzanan bir yol bizimkisi. Çok uzak değil hemen yanı başımızda, kalbimiz kurumuş izlemişiz sadece. Şırnak’ın asi dağları arasında geçip Kasriğin ihtişamı arasında adeta taş kesilmiş yeşil adamlar yolumuza duvar örmektedir. Karşımızda taş kesen adamlara inat yolculuğumuza devam ediyoruz.
Şırnak’ın güzel yüzlüleri bizleri karşılıyor. Sıcak bir muhabbetle bizleri karşılayarak yüreklerinin en derin ışığından bizleri gideceğimiz yolculuğa uğurluyorlar. Adını bile artık dile değdiremediğimiz büyük acıların kalbine varıyoruz. Havanın serinliği bile yanan ateşi söndürmeye yetmiyor. Acı o kadar büyük ki, hepimizi yakıyor. İçimiz acırken gülümsüyoruz. Acılara rağmen içimizde yürükten bir buluşma yaşıyoruz. Kürdistan’ın kalbinden başkentinden geldiğimiz söylense de aslında biz kendimizden çok uzaklaşmış kalpsizleşmişiz. Roboski öyle bir yara ki, uzaktan bile acısı dayanılmazken yakında durmak nasıl bir acıdır onu yaşadık. Annelerin, nişanlıların, kız kardeşlerin, ablaların gözlerinde derin acı hissediliyordu. Kardeşlerini, eşlerini, çocuklarını sanki bizde arıyor gibiydiler. Bakışlarda büyük bir yük bizleri beklerken kuruyan kalplerimize söz geçiremez halde bir hayal gibi yaşıyoruz o anları. Bu acıya kısa bir ara vermek gerek der içimiz. Ancak nasıl unutulur bu acı…
Roboski’de meydanda toplanırken takılır gözlerimiz resimlere acımız kat be kat bizi bağlar. Herkes susar resimler konuşur. Kalpler derin yaralarla hergün bu resimlerde kendini yeniler durur bu geceki gibi. Bu gecede ara zamanı der dururuz, gene de söz geçiremeyiz yüreğimize acır durur yüreğimiz. Yolculuğumuzda kendimize verdiğimiz söz vardır. Biz acıya acı katmak için değil, unutmamak ve unutturmamak için ordaydık. Birlikte bunun sözünü vererek Roboski meydanında def ile dile döktük ağıtlarımızı. Yüreğimizdeki yangın meydandaki ateşi alevlendirmeye yetti. Muhteşem bir ateşin etrafında dile dökülenler “Ez ji te têr nebum” sözleriyle bizlerde derin yaralar açarken güçlü bir dayanışmayı da beraberinde getirdi. Gece bitmeden yolculuğumuzun planında çocuklarda unutulmamıştı. Onlar için bir mekânın düzenlemesi için yürekler buluştu ve ortaya muhteşem bir kütüphane çıktı. Gecenin ilerleyen saatlerinde katır sırtında dönenleri derin bir oh çekişiyle karşılayan aileler ile karşılaşıyoruz. Her gün her an ölümle burun buruna yaşamak böyle bir şey sanırım… Gece sona eriyor.
Rojbaş Roboski diyerek, güne başlıyoruz. Bugün acıları taze çocukların kabrine yolculuğumuz. Kabirlerine giderken birlikte yan yana durduğumuz kadınların ellerindeki resimlere takılıyoruz. Bu bir oyun değildi ve vicdan aradığımız dağlarda vicdansızca bizden koparılmışlardı. Bizde yolculuğumuza çıkarken geride kalanlara Roboskide her an ölüm haberi bekleyen siyahlı kadınlarla dolu köyde vicdan arıyoruz. Kabirlerde rengarenk çiçekler vicdanlara seslenir gibi bize gülümsüyorlardı. Bir tek onlar renkliydi köyde herkes karalıydı. Roboski vicdan arıyor ey insanlık…
Ondan karalar bağlamış her gün resimlere unutmamak için bakıyor. Biz ise yolculuğumuza unutturmamak için söz vererek ayrılıyoruz. Ve and olsun ki, unutmayacağız. Unutursak kalbimiz kurusun diyerek Roboski’den ayrılıyoruz…
Makbule Altıntaş
29 Eylül 2013 Roboski
