Sıfata, statüye ve cinsiyete göre yargı sistemi!
08:50
Gülşen Koçuk – Mizgin Tabu / JINHA
AMED – Kadın, çocuk, LGBT gibi dezavantajlı gruplara yönelik işlenen suçlara ilişkin şimdiye kadar ciddi bir yasal değişiklik yapılmadığına dikkat çeken kadın hukukçular, mevcut yasaların kişilerin sıfatına, statüsüne, cinsiyetine ve konumuna göre uygulandığını belirterek, yargı sisteminin dezavantajlı gruplara yönelik işlenen suçlarda “gerçeği yansıtmayan gerekçelerle” kararlar aldığını söyledi.
Çözüm süreci içerisinde her dönem yeni bir yasa paketi karşımıza çıkarken, bu paketlerde kadın, çocuk, LGBT gibi dezavantajlı guruplara yönelik işlenen suçlar için yasalarda herhangi bir değişiklik yapılmıyor. Mevcut yasalar temelinde işlenen suçların cezai yaptırımlarının olmasına rağmen, verilecek cezanın, sanığın ve mağdurun statüsüne, cinsiyetine, sıfatına göre değişime uğradığı da E.A. davası gibi emsal davalarda görülüyor. Bingöl’de görülen E.A. davasını hatırlatan Avukat Kezban Yılmaz, “Dosya kapsamında yargılanan 8 uzman çavuş mesleki sıfattan kaynaklı olarak tutuksuz yargılanıyor. 8 sanığın gerçekleştirdiği iddia edilen fiiller ile ilgili olarak TCK’da da öngörülen ceza miktarlarına bakıldığında çok da hafife alınacak cezalarla yargılanmadıkları da ortadadır” dedi.
‘Topluma değil, sisteme göre yasa’
Türkiye’de bugüne kadar yapılan yasalarda toplumun neye ihtiyacı olduğundan çok, sistemin nasıl bir yasaya ihtiyacı olduğu üzerinden yasalar çıkarıldığını ifade eden Avukat Kezban, bu nedenle de kanunların hazırlık aşamasında sivil toplum örgütleri ya da barolar gibi kurumlardan hiçbir şekilde görüş istenmediğini dile getirdi. Paketin dışa yansıyan söylemler kadarıyla kadın, çocuk ve LGBT’lere yönelik işlenen suçlara dair bir değişiklik içermediğine değinen Kezban, “Demokratik olarak zikredilen bir paketin içerisinde çok da kadın ve çocuklara ilişkin düzenlemenin olduğuna inanmıyorum. Olabilecek bir düzenleme varsa da genel geçer, ufak, bir kısım düzenlemeler olabileceği kanaatindeyim” dedi. Kadın ve çocukların her zaman arka planda bırakıldığını vurgulayan Kezban, bu şekilde toplumun içerisinde var olan sorunların görülmediğini söyledi.
Ağır cezalara rağmen tahliye
Topluma, kadın, çocuk ve LGBT’lere dönük suç işleyen faillere ve bu istinatlarla yargılanan kişilere karşı ciddi anlamda bir yasal düzenlemenin olmadığının altını çizen Kezban, mevcut yasaların da uygulayıcılar tarafından yargılanan kişilerin ya da mağdur olan kişilerin sıfatına, statüsüne, cinsiyetine, konumuna göre uygulamakta olduğuna dikkat çekti. Konunun son örneklerinden olan Bingöl’de görülen E.A. davasını hatırlatan Kezban, “Dosya kapsamında yargılanan 8 sanığın mesleki sıfattan kaynaklı (uzman çavuş) olarak tutuksuz yargılandıkları gibi; mevcut yasa açısından da bakıldığı zaman sekiz sanığın gerçekleştirdiği iddia edilen fiiller ile ilgili olarak TCK’da da öngörülen ceza miktarlarına bakıldığında çok da hafife alınacak cezalarla yargılanmadıkları da ortadadır” şeklinde konuştu.
‘Sadece Diyarbakır Barosu’na kayıtlı 300’ün üzerinde dava var’
Kadına yönelik işlenen suçlara ilişkin dava dosyalarının sayısının yüksek olduğuna işaret eden Kezban, infaz rejiminden ve yasada öngörülen ceza miktarlarının yetersiz olmasından kaynaklı olarak gün geçtikçe bu tür vakaların sayısının artarak karşımıza çıktığını ifade etti. Sadece Diyarbakır Barosu’na kayıtlı 300’ün üzerinde kadın ve çocuklara yönelik suçlara ilişkin var olan dava dosyaları üzerine görüşünü belirten Kezban, “Bunların dışında kendisini özel avukatlarla temsil ettiren birçok kişi var. Bizim elimizdeki bu rakam, CMK uygulama servisi, hukuki müdafilik sisteminden faydalanmış olan kişilerin talepleri sonucunda çıkarılmış olan bir istatistik. Yine mağdur olan kişilerin yaşlarının küçük olması sebebiyle zorunlu müdafilik kapsamında kendilerine vekillik atanması sonucunda elde edilmiş olan verilerdir. Sayı aslında 300’ün çok üzerindedir” açıklamasında bulundu.
‘Mahkemeler, şiddeti meşrulaştırıyor’
Kadınların örgütlenerek ve kendi öz savunmalarını oluşturarak yasalar karşısında yaşadıkları sorunları aşacaklarını dile getiren Avukat Ruşen Seydaoğlu, “Ama diğer yandan da şu anda biz kadınlar özgünlüğünde düşman hukuku uygulayan bir Türkiye Cumhuriyeti var karşımızda. Bu mahkemelerde kadın düşmanlığı, şiddeti, erkeklerin gerçekleştirdikleri katliamı meşru kılmaya çalışan kararlar veriliyor. Bu anlamda kadın avukatların, kadın örgütlerinin müdahillik talepleri sürekli reddediliyor” diye konuştu. Ruşen, yargı sisteminin “gerçeği yansıtmayan gerekçelerle” dezavantajlılara dönük suçların faillerinin yargılamalarında ceza indirimleri, beraatler gibi durumların oluştuğunu kaydetti.
‘Ceza indirimleri, suç artışına neden oluyor’
Mevcut davalarda caydırıcı cezalar verilmemesini de yine kadın ve çocuklara yönelik işlenen suçların artışını beraberinde getirdiğini belirten Ruşen, artık kadınların şiddet gördüklerinde ne yapacaklarını bildiğini vurgulayarak, kadınların örgütlenerek şiddetin karşısında durduğunun altını çizdi. “Kadınlar daha yüksek sesle konuşuyor” diyen Ruşen, kadınların güçlü duruşlarının karşısındaki erkek egemen mekanizmanın da yeni saldırı yöntemleri gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Ruşen, “Yaşadığımız sorun, bütün ekonomik sınıflara ait kadınların yaşadığı sorunların temelidir” dedi.
‘Saldırılar, erkeklik olgusundan geliyor’
Demokratik özerklik içerisindeki temel gücün kadının özerkliği olduğunu söylerken karşıdan gelen saldırıları erkeklik saldırısı olarak değerlendirmek gerektiğini söyleyen Ruşen, “Kadın gücünün örgütlenerek daha da büyüyerek kendi öz savunmasını oluşturması gerekiyor” sözlerine yer verdi. Ruşen, şiddet, tecavüz fark etmez çocuğa, kadına, LGBT bireylere kime gelirse gelsin saldırıların “erkeklik”olgusundan geldiğini belirterek, “Devlet LGBT, kadın hareketlerine, çocuklara sistematik olarak saldırı düzenliyor. Çünkü devlet özgün bireylerin olmasını istemiyor” şeklinde konuştu.
Ayrıca Ruşen, dezavantajlı gruplara dönük hukuksuzlukların yasa değişiklikleri ile değil, ancak kadın bakış açısı ile hazırlanan bir anayasa ile mümkün olduğunu dile getirerek, kişilerin tekelindeki yasa uygulamalarının asla özgürlük mücadelelerinde bir karşılığı olmayacağının altını çizdi.
(gk/mg)

