‘Halka sorulmazsa, 14’üncü yargı paketi de bizi bekler’
08:50
Gülşen Koçuk / JINHA
AMED – Önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşılacak olan Anayasa taslağı merakla beklenirken konuya ilişkin görüşlerini aktaran Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Dayanışma ve Uygulama Merkezi Koordinatörü Avukat Halime Sanli, Türkiye’nin tepeden inme yasalarla iş gördüğünü, insanların talepleri doğrultusunda düzenlemelerin yapılmadığını söyleyerek, bu şekilde devam edilmesi durumunda değil 4’ncü 14’ncü yargı paketini de görebileceklerini kaydetti.
Aylardır hazırlık aşamasıyla birlikte Anayasa üzerine birçok tartışma yürütüldü. Bu tartışmaların ardından son olarak hazırlanan Anayasa taslağı 30 Eylül’de kamuoyuyla paylaşılacak. Hazırlanan yeni Anayasa taslağıyla birlikte kadın, çocuk ve LGBT’lere yönelik gerçekleştirilen şiddet, taciz, tecavüz, istismar ve katliam olaylarının cezai boyutuna ilişkin ne tür düzenlemeler yapılacağı da merakla bekleniyor. Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Dayanışma ve Uygulama Merkezi Koordinatörü Avukat Halime Sanli, bugüne kadar yapılan birçok düzenlemelerde yetersizliklerin olduğunu vurgulayarak, mevcut yasal mevzuatta geçen en büyük eksikliklerden birisinin, çocuk cinsel istismarlarında “rıza” ve “ruh sağlığının bozulup bozulmadığına” ilişkin sorular sorulabildiğine ve bunun da sanığın lehine kullanıldığına işaret etti.
‘Müdahillik taleplerimiz reddediliyor’
Bölge mahkemelerinde görülen taciz, tecavüz, şiddet davalarında mahkemenin tutumuna ilişkin konuşan Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Dayanışma ve Uygulama Merkezi Koordinatörü Avukat Halime Sanli, Baro Kadın Merkezi adına yapılan müdahilliklerin genelde yargı tarafından reddedildiğini dile getirdi. “Hukuksal ve yasal zemini olmasa da gerekçelerimiz ‘zarar görmediğimizden’ bahisle reddedilmektedir” diyen Halime, insanlara yönelik her türlü hak ihlallerinde baroların davaya müdahil olarak mağdurun savunma mekanizmasına yardımcı olma görevi üstlendiğine işaret etti. Hem yasal mevzuatta hem de uluslararası arenada imzalanmış sözleşmelerin birçoğunda da müdahillik hakkının yer aldığını kaydeden Halime, yasal dayanaklara rağmen taleplerinin reddedildiğini belirtti. Halime, “Bizler yine de yetki belgeleri alarak davanın takibini yapıyoruz” dedi.
‘Ruh sağlığının bozulup bozulmadığını sormak hukuka aykırıdır’
Çocukların cinsel istismar davalarında yaşanan sorunlara da dikkat çeken Halime, iki yıl öncesinde tecavüze uğramış bir çocuk dosyasının mahkeme aşamasına gelene kadar uzun bir süre geçtiğini ifade etti. Tecavüz olayının üstünden uzun süre geçtikten sonra mahkemenin çocuğun ruhsal hasar görüp görmediğine ilişkin rapor alması için Adli Tıp’a gönderildiğini söyleyen Halime, bu talebin dava gidişatında da sorun olduğuna ruhsal tahribata ilişkin raporun hukuken tamamen ortadan kaldırılması gerektiğinin altını çizdi. Halime, bir insanın nasıl ve kim tarafından tecavüze uğramış olursa olsun ruh sağlığının bozulup bozulmadığının sorulması ve işlem yapılmasını hukuka aykırı bulduğunu dile getirdi. Her haliyle tecavüzün ağır bir ihlal olduğunu ifade eden Halime, “Siz ruh sağlığının bozulup bozulmadığını sorarken o ihlale, ‘Ruh sağlığın bozuldu mu bozulmadı mı? Ben ona göre ceza vereceğim’ diyebilme cesareti ile yargılama yapıyorsunuz. Bu da çok sağlıklı değil” şeklinde konuştu.
18 yaşından küçüklerden, çocuklardan rıza soruluyor
“Eğer 18 yaşından küçük olanları çocuk olarak yasal mevzuata yazılıyorsa, resmi işlemlerde irade kabul edilmiyorsa ve bazı yaptırımlarda bulunulabiliyorsa, 15-18 diye bir ayrıma girip, rızası varsa, ben tecavüzü rıza doğrultusunda farklı yönlendirir, ‘Sanığın lehine kullanırım’ diye, işin içerisine girerseniz orada kesinlikle problem yaşarız” açıklamasında bulunan Halime, eğer 18 yaş çocuk kabul ediliyorsa 18’in altında hiçbir şekilde tecavüz, istismar ve benzeri konularda rıza aranmaması gerektiğini vurguladı.
‘Kanun yapıcılar fikir alma ihtiyacı gütmüyor’
Yasal mevzuatta kadına dönük ‘koruma’ mantığıyla yapılan düzenlemelerin de yeterli olmadığını ifade eden Halime, düzenlemeler yapılırken özellikle kadın ve çocuk boyutuyla tartışılabilecek konuların eksik kaldığını dile getirdi. Halime, kanun yapıcıların, kanunu birebir çıkardığı şahıslara yönelik yaparken, fikir alma ihtiyacı gütmediğine işaret ederken, alınan yetersiz fikrin de kanun yapıcıların istediği çerçevede ele aldıklarını kaydetti. Son dönemlerde yasal mevzuatlarda yapılan değişikliklerin dışarıdan baskı sonucu gerçekleştirildiğine dikkat çeken Halime, bunların yeterli olmadığını söyledi.
‘Türkiye, tepeden inme yasalarla iş görüyor’
Hükümetin 30 Eylül’de açıklaması beklenen Anayasa taslağına ilişkin konuşan Halime, ‘Devrim niteliğinde yasal düzenleme getiriyorum’ denilerek merkezi sistemle yasal düzenleme yapılamayacağını dile getirdi. Yasal düzenleme için yerele dağılarak fikir almak gerektiğini kaydeden Halime, “Biz her zaman tepeden inme yasalarla iş gördük. Ceza yasamızı bir yerden, medeni hukukumuzu bir yerden, Avrupa’dan getirdik. Fakat bizim Avrupa ile ne düşünsel anlamda ne de yaşamsal anlamda ilgimiz yok. Bu nedenledir ki, Cumhuriyetten bu yana her yıl, sürekli kanunların bir yerlerini değiştirmek zorunda kalıyoruz” ifadelerine yer verdi. Hala da Türkiyeli insanlarına yönelik bir yasanın olmadığına dikkat çeken Halime, insanların talepleri doğrultusunda düzenlemeler yapılmadığını belirtti. Halime, “Bu şekilde gidilirse dördüncü değil 14’üncü yargı paketini de buluruz. Her bir yasanın her bir cümlesinde bir değişiklik yaparsanız bunun sonu gelmez. Asıl yapılması gereken başta, kendi ülkene adapte edebileceğin bir yasadır. Dışarıdan getirme olmamalı” dedi.
(gk/mg)

