‘Devlet Türk, Sünni ve erkektir’
10:36
Gülşen Koçuk / JINHA
AMED – Batman M Tipi Kapalı Cezaevi’nde politik tutsak kadınlar olarak çıkardıkları yangının ardından cezaevi disiplin cezası aldıklarını belirten 10 Eylül’de tahliye edilen Necla Katanca, aynı olayla ilişkin Batman Savcılığının kendileriyle ilgili tekrar soruşturma başlattığını şaşırtıcı bulduğunu söyledi. Necla, “Bunun hukukta bir geçerliliği, bir mantığı yok. Sadece kuru bir intikam alma yaklaşımı olduğunu düşünüyorum” dedi. Avukat Reyhan Yalçındağ ise, “Devlet Türk, Sünni ve erkek olarak yaklaşımlarda bulunuyor” ifadelerinde bulundu.
Geçtiğimiz yıl Haziran ayında cezaevi koşullarını protesto etmek amacıyla tutsakların koğuş yakma eylemi ile 13 tutsak yaşamını yitirirken birçoğu da yaralanmıştı. Yine aynı yıl içerisinde 15 Temmuz’da Batman M Tipi Kapalı Cezaevi’nde ise siyasi tutsak kadınlar, hem Urfa’da yaşanan katliama, cezaevi koşullarına, 14 Temmuz’da BDP’nin yapmak istediği mitingde polisin halka sert müdahalesine ve PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkat çekmek amacıyla koğuş yakma eylemi gerçekleştirilmişti. Kadınların gerçekleştirdikleri bu eylemin ardından cezaevi disiplin soruşturması açarken, Batman Savcılığı ise “kamu malına zarar verme” suçundan dava açtı. Bir ay önce ise Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, kadınların cezaevinde bulunma sebepleri olan “Örgüt adına suç işleme, örgüt üyesi olma” suçlarından ikinci kez yeni bir dava açıldı. Dava 25 Ekim’de görülecek.
Yangın üç nedenle çıkartıldı
Batman Üniversitesi Tıbbi Dokümantasyon bölümünü okuduğu sırada 15 Şubat 2012 tarihinde KCK gençlik yapılanması adı altında tutuklanan ve Batman M Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan Necla Katanca, cezaevinde çeşitli nedenlerle çıkarılan yangını anlattı. Bir buçuk yıl cezaevinde kalan Necla, politik tutsak kadınlar olarak 14 Temmuz’da polisin halka şiddetli yönelimi, öncesinde Urfa Cezaevi’nde 13 tutsağın diri diri yanması ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecrit gerekçeleri ile yangının çıkarıldığını belirtti. Yangın eyleminin örgütsel bir nedenle çıkarılmadığını dile getiren Necla, “Kimse bir yerden talimat almadı. O dönem biz sürüldükten sonra AKP yanlısı medyada KCK’nin talimatıyla yangın çıkartıldığı söylendi. Ama yangından ziyade isyan kelimesini kullandılar. Bunun cezası da daha ağırdır. Herhangi bir talimat söz konusu değil. Bu tamamen devletin politikalarına dönük gerçekleştirilen bir eylemdi” şeklinde konuştu.
Yangının ardından politik tutsak kadınlarla görüşmek üzere cezaevine gelen ve aralarında Batman Valisinin de bulunduğu bir heyete taleplerini ilettiklerini ifade eden Necla, valinin, tutsakların taleplerini üst yetkililere ilettiğini kaydetti.
‘3’ü adli 29 kadın Ankara’ya sürüldü’
Necla, 33 kadının bulunduğu koğuşta çıkan yangının ardından 3’ü adli 29 kadının Ankara Sincan Cezaevi’ne sürüldüğüne işaret etti. Sürgünün olduğu gün sabah normal olmayan bir şekilde bütün cezaevi personeli ile arama yapıldığına değinen Necla, kendilerinin koğuştan çıkartıldıktan sonra koğuşa girmelerine izin verilmediğine dikkat çekti. Necla, kendilerinin Mardin ve Amed’e sürüleceklerinin söylendiğini fakat yola çıktıktan sonra Ankara’ya götürüldüklerini öğrendiklerini söyledi. Ayrıca Necla, cezaevi yönetimi ile görüşüldükten sonra eşyalarını toplayabildiklerini ekleyerek, sürgün edilirken yanlarına eşya almalarına izin verilmediğini dile getirdi.
‘Biz kaç defa örgüt üyesi olacağız?’
Yangının üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen ilk günden bugüne kadar verilen cezaların ve açılan davaların bekletildiği kaydeden Necla, yangından dolayı cezaevinin verdiği disiplin cezasına dikkat çekti. Ceza infaz kanunlarında bir suç için en fazla 20 günlük ceza verilebildiğini belirten Necla, protesto eylemine katılmadığına dair dilekçe veren kadınların da aynı suçtan dolayı 40 gün hücre cezası aldığını vurguladı. “ Hücre cezalarından ikincisi hala beklemedeyken, ardından Batman Savcılığı tarafından ‘kamu malına zarardan’ dava açıldı’ diyen Necla, bir ay önce ise Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “örgüt üyeliğinden ve örgüt adına suç işlemekten” kendilerine yeni bir davanın açıldığını ifade etti. Necla, “Bu hem yandaş medyanın kışkırtmalarının, hem de cezaevi yönetiminin olayı kişiselleştirmesinin etkisidir. Çünkü o dönem adli bir kadına tecavüz olayı vardı. Biz duyarlılık gösterip basına verdik. Basında adı geçen arkadaşa cezaevi müdürü dava açtı. Zaten hemen hemen hepimiz örgüt üyeliğinden yatıyorduk. Biz kaç defa örgüt üyesi olacağız? Bunun hukukta bir geçerliliği, bir mantığı yok. Sadece kuru bir intikam alma yaklaşımı olduğunu düşünüyorum” ifadelerine yer verdi.
‘Devlet Türk, Sünni ve erkektir’
Batman M Tipi Cezaevi’nde kalan politik tutsakların, devlet politikalarına karşı yaptığı protesto gösterisinde Türkiye devletinin Türk, Sünni, erkek olmayana karşı bakış açısının yüzyıldır aynı olduğunu belirten Avukat Reyhan Yalçındağ Baydemir, devletin “Türk, Sünni ve erkek” olarak topluma yaklaştığının altını çizdi.
‘Gayri insani koşullara tepki, örgüt üyeliği olarak algılanıyor’
Reyhan, Batman Cezaevi’nde bulunan siyasi tutsak kadınların 15 Temmuz 2012 tarihinde gerçekleştirdiği koğuş yakma eylemi nedeniyle açılan davanın “devletin malına mülküne zarardan” öteye götürülerek “örgüt adına suç işlemek ve örgüt üyeliğinden” açıldığını dile getirdi. 33 kadının cezaevindeki kötü koşullar ve 14 Temmuz’da BDP’nin yapmak istediği mitinge yönelik sert müdahaleyi protesto etmek için bu eylemi gerçekleştirdiklerini ifade eden Reyhan, “O mekanda yaşadığınız gayri insani her türlü muameleye karşı çıkmak istemeniz ya da Urfa’da birçok insanın yanarak can vermesine yol açan bir olayla ilgili tepki ortaya koymanızı yasadışı bir faaliyet gibi addetmek, bununla bir bağlantı kurmak kabul edilebilecek bir şey değil” şeklinde konuştu.
Kadınlar ve muhalifler söz konusu olunca ortaya konulan tepkilerin yasadışı addedilerek ceza istenebildiğini vurgulayan Reyhan, davanın ilk duruşmasının 25 Ekim’de Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüleceğini kaydetti. Aynı tutumun tecavüzcülere karşı da uygulanmadığına dikkat çeken Reyhan, Türkiye’de günde 3-5 arası sayısı değişen kadınların rahatlıkla öldürülebildiğini söyleyerek şu ifadelere yer verdi: “Devletin ‘kendi güvenliği için’ gösterdiği bu depo hassasiyet, niçin bir kadının yaşam hakkı ya da bir çocuğun cinsel istismara uğramaması ile ilgili bir tutum olduğunda aynı reaksiyonu, tepkiyi ortaya koymuyor? Yasal bağlamda da, uygulamada da, mantalitede de böyle. Bu büyük bir çelişkidir. Bu çelişkinin ortadan kalkması gerekiyor. Ancak o zaman Başbakan meydanlarda demokrat olduğunu söyleme hakkına sahip olur. Diğer şekilde bu, diktatöryal bir tutumdur ve bu mantalite kabul edilemezdir. Senden olmayan her türlü örgütlenmeyi düşman olarak addedersen, bu ülkede çoklu bir demokrasiden bahsetmemiz mümkün olmaz.”
(gk/zd)

