‘Anadilde eğitim hakkının yasallaştırılmaması faşizan bir tutumdur’

08:37

 


Hicret ÇİFTÇİ-Mizgin TABU / JINHA


DERSÎM – “Anadilde eğitim”in anayasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirten Seramik Sanatçısı ayrıca çevirmen Kayuş Çalıkman Gavrilof, kültüre ilk darbenin Osmanlılar’da başladığını ve bu zihniyetin hala devam ettiğini söyleyerek, Anadilde eğitim hakkının anayasada yer verilmemesini faşizan bir tutum olarak değerlendirdi.


Anadilde eğitim talebine ilişkin başta okul boykotu olmak üzere çeşitli eylem ve etkinliklerle gündemdeki yerini korurken Anadil talebine ilişkin destek ise gün geçtikçe artıyor. Konuya ilişkin konuşan Ermeni asıllı Seramik Sanatçısı Kayuş Çalıkman Gavrilof, anadilde eğitimin en temel hak olduğunu belirterek, anadilin annenin çocuğuna verdiği şefkat ve sevgi dili olduğunu söyledi. Anadilin temellerinin atıldığı aile ortamından sonra okulun bunu destekleyen bir süreç olduğuna değinen Kayuş, Ermenileri, dil konusunda Kürtlerden, Süryanilerden ve diğer halklardan ayıran noktanın anadilinde eğitim hakkının olduğunu ancak uygulanan yoğun asimilasyon politikalarından kaynaklı bunu gerçekleştiremediklerini ifade etti.


‘Karma evlilikler dili eritiyor’


Çocukların dil öğrenmesi önündeki büyük engellerden bir diğerinin ise karma evlilikler olduğunu söyleyen Kayuş, karma evliliklerin dili eritip bitirdiğini ve bunu her söylediğinde büyük tepkilerle karşılaştığını söyledi. 3-6 yaş grubu çocuklara 6 seneden buna yana ders verdiğini belirten Kayuş, “Onun için bu durumu çok iyi gözlemleyebiliyorum. Başta 5- 6 öğrenci Ermeniceyi bilmiyorken şimdi 28 kişilik sınıfta sadece 2 öğrenci evde Ermenice öğrenmiş oluyor. Bunun en büyük nedeni bu çocukların karma evliliklerden olmasıdır” sözlerini ifade etti.


‘Kültüre darbe vuruluyor’


Genelde anne Türk olduğunda çocuğun hiç Ermenice öğrenmediğine dikkat çeken Kayuş, anne Ermeni olduğunda ise artık bu durumun annenin insafına kaldığını eğer anne kendi dilini kullanıyorsa çocuğun az çok Ermenice öğrendiğini söyledi. Bu durumun çocukların eğitim üzerinde olumsuz etki yarattığına değinen Kayuş, daha önce 3 ayda çocuklara Ermenice öğretebildiğini ancak şimdi sene bitmesine rağmen hiç Ermenice konuşamayan çocukların olduğunu dile getirdi. Toplum üzerinde farklı yollarla asimilasyon politikalarının yürütüldüğüne değinen Kayuş, bunda televizyon ve karma evliliklerin etkisinin yanı sıra kültürlerin yozlaşmasını ise “Osmanlıdan bu yana ardıl olarak yürütülen politika en çok darbeyi kültüre vurdu, bu da şimdi semeresini gösteriyor. Bu yüzden 70 bin Ermeni kaldık, kalmadık gibi bir şey bununda yarısı kendi dilini kullanmıyor” şeklinde yorumladı.


‘Devletin Anadil’e yaklaşımı faşizan bir tutumdur’


Anadilde eğitim hakkına anayasada yer verilmemesini faşizan bir tutum olarak gördüğünü söyleyen Kayuş, “Aslında çok başarılı bir uygulama devlet kendi uygulamalarında çok başarıya ulaşıyor. İstediğini yapıyor. Eğer devlet faşist bir devlet ise yaptığı uygulama da doğrudur” şeklinde belirterek ancak bunun kesinlikle kabul edilecek bir durum olmadığını söyledi. Bu sorunun önüne geçebilmek için inadına evlerde insanların kendi dilini kullanmasının önemini vurgulayarak, bu konuda en büyük sorumluluğun ise kadınlara ait olduğunu belirten Kayuş, “Kadın dilini çocuğuna öğretecek, çocuğu ile Ermenice, Kürtçe, Rumca ve Süryanice konuşmayan kadınlara karşı hiddetleniyorum” dedi. Sokakta çocuğu ile Ermenice konuşan kadınları görünce çok sevindiğini ve heyecanlandığını ifade eden Kayuş, “Hemen çocuğa gofret, şeker falan alırım. Neden mi? Çok az rastladığım bir durum. Ermenice konuşuyorlar ve bu benim hoşuma gidiyor” diye belirtti.


‘Herkes önce kendi dilini sonra komşusunun dilini öğrenmeli’


Büyük bir yozlaşmanın yaşandığını belirten Kayuş, bazen kadınlarla yaptığı sohbetlere değinerek, “Kadınlar, ‘çocuğum İngilizce öğrenmesin mi, koleje gitmesin mi?’ gibi  fazlaca yoz bir yaklaşımın içine giriyor. Çocuğun önce kendi dilini sonra da en yakın komşusunun dilini öğrensin” şeklinde tartışmaların geçtiğini dile getirdi. Kürtçe, Arapça, Rumca, Süryanice öğrenmediği için çok pişman olduğuna değinen Kayuş, çocukluğunun Rumların içinde geçtiğini ancak Rumca öğrenememesinin kendisini üzdüğünü belirtti. İnsanların komşularıyla dil alışverişinde bulunmasının önemine vurgu yapan Kayuş, aynı zamanda kendi dilini, kültürünü besleyen bir olay olduğunu ve kendi tarihini başka dilde yazılmış eserlerde bulabildiğini söyleyerek örnek olarak Ermeniler ile ilgili birçok bilginin Süryanice eserlerde bulunduğunu kaydetti.


‘İnsanlar kendi diliyle direnmelidir’


Halkların bir arada ancak her halkın kendi diliyle yaşamasının doğru bir karar olduğunu dile getiren Kayuş, “İngilizce, Fransızca, İspanyolca da öğrenilsin biz buna karşı değiliz. Ancak öncesinde yanı başındakinin dilini öğrenmek gerekiyor” dedi. Kürtçe ya da Ermenice bir şarkı dinlerken çoğu kez insanların duygulanarak ağladığını dile getiren Kayuş,  “Ancak ne diyor belki de komik bir şeyler söylüyordur ama sen müziğe bakarak ağlıyorsundur. Gülünç duruma düşersin. Ne söylendiğini anlamakta gerekiyor”  diye konuştu. Bütün kadınların, özellikle Türkiye coğrafyasında öteki olarak algılanan, yaşayan insanların direnme aracının dilleri olduğunu o yüzden dilin yasaklandığına dikkat çeken Kayuş, “Direneceksen önce kendi dilinle direneceksin. Ben çocuğumu ay minnoşum, ay nonoşum, karam, çirkinim gibi sözlerle sevemem bu bana sahte gelir. Değil kendi çocuğumu hiç tanımadığım bir bebeği bile severken bu sözcükleri kullanamıyorum kendi dilimle seviyorum” şeklinde konuştu.


Kamera: Mizgin Tabu


Fotoğraf: Hicret Çiftçi


(hç-mt/mg)