‘Bizim, sokak lambası kadar da mı değerimiz yok!’
08:31
Sarya Şakar-Gülşen Koçuk / JINHA
WAN – Depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen hala yaralarını sarmaya çalışan Vanlı depremzedeler, bu kez kaldıkları konteynırlardan çıkarılma sorunuyla karşı karşıya. Konteynırlardan çıkmak istemeyen depremzedelerin su ve elektriğinin kesilmesi üzerine yurttaşlar açlık grevine girdi. Konteynır kent sakinlerinden Hanife Tuci, “Yanı başımızdaki caddenin sokak lambaları yanıyor. Bizim sokak lambası kadar da mı değerimiz yok?” sözleriyle Van Valiliği’ne sitem etti.
Van’da 23 Ekim 2011 günü meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki depremin ardından kent yaralarını çoğunlukla sarmış olsa da, kentin dışında bir köşede bırakılmış konteynır kentte depremin izlerini yoğun şekilde görmek mümkün. Van, kendisini hızlı bir şekilde toparlarken, Anadolu konteynır kentlerde yaşayan insanlar, hala deprem sonrası sıkıntıları çekiyor. Zor koşullarda yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanların sıkıntılarına şimdi de ikinci bir sıkıntı eklendi. Depremzedelerin barındığı konteynırların, valilik tarafından boşaltılmasının istenmesi, konteynırlarda yaşayanlar tarafından tepki ile karşılandı. Suriye’den Türkiye’ye kaçan mültecilere gönderileceği iddia edilen konteynırların şimdilerde, elektriği ve suyu da kesildi. Ev kiralamaya dahi imkanları olmayan aileler, “ya konut verin ya da konteynırlarımıza dokunmayın” diyor.800 konteynırın bulunduğu alandan imkanı olanlar ayrılırken, imkanı olmayan 120 aile ise hala bir çözüm yolu bulunmasını bekliyor.
‘Deprem sonrası gelen yardımlar bize ulaştırılmadı’
Konteynır kent sakinlerinden Piltan Şahbaz ise, konteynır kentlerden çıkıp kiralık ev tutabilecek ekonomik gücünün olmadığını dile getirdi. Deprem sonrası gelen yardımların kendilerine ulaştırılmadığını kaydeden Piltan, yardımların zenginlere ve kamu çalışanlarına gittiğini ifade etti.Konteynırlarla birçok kalp, şeker ve tansiyon hastasının olduğuna dikkat çeken Piltan, elektrik olmadığı ve dolaplar çalışmadığı için ilaçların bozulduğuna işaret etti. “Bize devletin değil, sadece halkın yardımları ulaştı” diyen Piltan, şu ifadelere yer verdi:
“Elektrik kesik olduğu için yaktığımız mumdan kaynaklı, üç aylık bir bebeğinde içinde olduğu bir konteynır yanmak üzereydi. Yangında insanlar ölebilirdi. Biz destek bekliyoruz. Eşim açlık grevine girdi.Grevde olan kadınlardan ikisi baygınlık geçirdi. Güneşin altında herkes hastalanıyor ateşimiz, tansiyonumuz yükseliyor. Çocuklarımız okula gideceği zaman ne yapacağımızı, nasıl onları okula yazdıracağımızı, ne yapacağımızı bilmiyoruz. 15 gündür elektriklerimiz kesik, 12 gündür de açlık grevindeyiz. Eşim kalp hastası ve açlık grevinde çok zor dayanıyor. Yoksulluğun kötü tarafı insanların hastalanmasına neden olmasıdır.”
Piltan, “Devletin, bize yardım etmesi lazım.Gidip de Avrupa’dan Amerika’dan yardım isteyecek halimiz yok” sözleriyle konteynırlarda yaşanan sorunlara sessiz kalınmasına tepki gösterdi.
Elektriğin olmaması nedeniyle ilaçlar bozuluyor
Konteynır kent sakinlerinden Suna Ceylan da elektrik ve suyun kesilmesi ile mağdur olanlardan. Eşi ve oğlu hasta olan Suna, oldukça pahalı olan ilaçların elektriğin olmaması nedeniyle bozulduğunu dile getirdi. Kış ile birlikte okul sezonunun da geldiğine dikkat çeken Suna, “Kanalizasyonun, mikrobun içinde ne yapalım? Devlet sesimizi duysun artık, bir çare bulunsun. Eşim de günlerdir yemek yemiyor, hasta haliyle açlık grevine girdi. İş adamları, devlet, kim görüyorsa halimizi el uzatsın” dedi.
‘Devlet halkına değil, başkalarına bakıyor’
11 yaşındaki Esra Tuci ise, karanlıkta önünü göremeyince konteynıra çarptı ve kafası yarıldı. Esra, devletin konteynırı verdiğini fakat elektrikleri kestiğini söyleyerek, “Bu kadar insana yazık. İnsanlar zor durumda oldukları için çıkamıyorlar kiraya. Okul sezonu açılırken, heyecanını yaşayamayan çocuklardan Sedanur Şahbaz da, artık temiz giyinmek ve banyo yapmak istediklerini dile getirdi. Aynı şekilde Derya Besi ve Büşra Çiçek de ev istiyor. Sadece haklarını aradıkları için açlık grevine girdiklerini belirten çocuklar, “Hakkımızı arıyoruz. Devlet kendi halkına bakmıyor, Suriye’ye, başka yerlere bakıyor” şeklinde konuştu.
‘Devlet vatandaşına bakmak zorunda’
İki yıldır konteynırlarda kalan Xeyal Aslan, elektriklerin olmaması nedeniyle yemeklerini ateşte pişirdiklerini ve çok fazla duman altında kaldıklarına dikkat çekti. Xeyal, “Günlerdir burada perişanız. Küçük çocuklarımız kirli, duman kokusu geliyor üstümüzden. Bir damla suya hasret kaldık. Bu bir devlettir. Bizim sorunumuza bir çare bulmalılar. Devlet vatandaşına bakmak zorunda. Yabancılara bakıyorlar madem, o zaman bize de bakacaklar” sözleriyle yetkililere çağrıda bulundu.
‘Makarna değil, ev istiyoruz’
Hasta haliyle açlık grevine girdiğini dile getiren Senem Çınar, devletin zorla verdiği ayrıca küçük bir kızı da olan Senem, kızı geceleri karanlıkta korktuğu için ailesinin yanına gönderdiğini dile getirdi. Kadın, erkek, hasta, yaşlı, herkesin sorunlar nedeniyle açlık grevine girdiğine işaret ederken, şunları kaydetti:
“Biz sadece derdimize bir çare istiyoruz, bir şey istemiyoruz onlardan. Mültecileri bizden fazla seviyorlar. Konteynırlarımızı neden bizden alıyorlar? Burada deprem olduğunda o kadar para, eşya geldi. Nerede? Biz, sizin verdiğiniz kuru bir konteynıra da razı olduk. Onu da şimdi alıyorsunuz. Ben kaç kere AFAD’a gittim, beni ve kızımı kovdular. ‘Biz yardımcı olamayız. Git baban, kardeşin yok mu?’dediler. Bana makarna, mercimek vermesinler, istemiyorum. Bir ev istiyoruz biz. 20 gündür karanlıktayız. Hiçbir şeyimiz kalmadı. Kapıların önündeki tahtaları yakmaya başladık. Onlar da bitiyor. Devlet, bizim günahımızdan nasıl kurtulacak?”
Hanife Tuci ise, günlerdir yemeklerini odunlarını yakarak yaptıklarını söyledi. Elektrik ve su kesintisi nedeniyle, çocuklarının da bitlendiğine dikkat çeken Hanife, “Yanı başımızdaki caddenin sokak lambaları yanıyor. Bizim sokak lambası kadar da mı değerimiz yok?” dedi.
‘Deprem geçti, sıkıntıları kaldı’
Konteynır kentte kadınların sözcü olarak belirlediği Özlem Çiçek, depremin geçmesine rağmen depremin acılarının hala devam ettiğini dile getirdi. Başbakanın herkesi eve yerleştireceği sözüne rağmen sadece ev-arsa sahiplerinin eve çıktığını ifade eden Özlem, “Burada yaşayan insanların çoğu hastalandı. Birçoğumuz dar gelirli, kimilerinin hiç geliri yok. Aylık 200 TL’ye çalışanlar var ve kışın iş imkânları daha da azalıyor. Burada yedi çocuğuyla bir konteynırda yaşayan aileler var. Düzenimiz yok, çocuklarımızı gönderebileceğimiz bir okul yok. Sorunlar yaşandığı için aileler de parçalanıyor” ifadeleriyle yaşadıkları sorunları dile getirerek, bir an önce çözüm bulunmasını istedi.
‘Gelen yardımlarla Van 3 kere yıkılıp yapılırdı’
Konteynır kentteki sorunlar nedeniyle depremzedeleri ziyaret eden Barış İçin Kadın Girişimi aktivisti Hüda Kaya, günlerdir elektrikleri kesilmiş olan 120 ailenin zor durumda olduklarını belirtti. Elektriklerin kesilmesi nedeniyle çocukların korku içinde olduklarına vurgu yapan Hüda, göl kenarında olması nedeniyle sinek, yaz veya kış koşullarında ciddi olumsuzluklar yaşandığını belirtti. Hüda, Van depremi ardından gelen yardımlar için, “Van en az 3 kere yıkılıp yeniden yapılırdı” diyerek, yardımların nereye gittiğinin de araştırılması gerektiğini kaydetti. Ayrıca Hüda, depremzedelerin kiraya çıkabilecek durumlarının dahi olmamasına rağmen konteynırlardan çıkarılmaya zorlanmamaları gerektiğini ifade etti.
‘Yardımlarla yapılan TOKİ’ler neden ticari araç olarak görülüyor’
Konteynırların boşaltılarak sınır kentlerdeki Suriyeli mültecilere gönderilmek istenmesinin daha üzücü bir durum olduğuna işaret eden Hüda, “Bu insanlar ‘Biz mülteci bile değiliz. Hangimiz Türkiye vatandaşıyız?’ diyorlar. Seslerini, feryatlarını duyuramamanın acısını yaşıyor bu insanlar. Bu yardımların nereye gittiğinin araştırılması gerekiyor. Öğrendiğimiz kadarıyla, yarısından fazlası boş olan TOKİ kentler var. Peki neden bu dar gelirli insanlar oralara yerleştirilmiyorlar? Depremzedelere gelen yardımlarla yapılan TOKİ’ler, neden bir ticaret aracı olarak görülerek devlet bunları satabilmeye cesaret edebiliyor? Bunun gibi cevaplandırılması gereken araştırılması gereken çok meseleler var” şeklinde konuştu.
Hüda, depremzedelerin acil olarak yardım paralarıyla yapılan konutlara yerleştirilmesi gerektiğini söyleyerek, “Bizim onların sesi olmamız gerekiyor, feryatlarını kamuoyuna duyurmamız gerekiyor” dedi.
(gk-sş)

