Tetiği çeken erkek, azmettiren devlet

10:25

 


Eylem Daş / JINHA


İSTANBUL - Türkiye'de güvenlik kurumlarının kadını korumadığını, yargının erkeği değil kadını yargıladığını, toplumdaki tüm organların aksak çalıştığını vurgulayan Gökkuşağı Kadın Derneği aktivisti Gülistan Taşkıran, “Devletin yürüttüğü tüm kadın politikaları alt üst olmazsa, toplumda kökten bir değişim olmaz” dedi.


Evde, sokakta, yalnız, kalabalık içinde,  karakol önünde ya da polis korumasından yoksun kadınlar öldürülüyor Türkiye' de. Her gün istatistiksel olarak kadın cinayetlerine bir yeni sayı daha eklenirken toplumsal bilinçte “bir kadın daha eşi, babası ya da kardeşi tarafından öldürüldü” cümlesi normalleşiyor. Kadınlar öldürülüyor! Altında çok ciddi bir hukuksal, toplumsal ve dinsel bir erkek egemen düşünce sarmalı kendini büyütüyor. Her gün şahit olduğumuz cinayet, toplumsal olarak da beslenen ve devlet tarafından desteklenen erkek hegemonyasını daha da güçlendiriyor. “Aslında kadınlar neden öldürülüyor”dan öte kadınlar öldürülürken devlet neden izliyor? sorusunun cevabı aranıyor.


'Biz kadınlar cenazelere sahip çıkmakla yetiniyoruz'


Türkiye’deki kadın cinayetleri üzerine değerlendirmelerde bulunan Gökkuşağı Kadın Derneği aktivisti Gülistan Taşkıran, temel sorunun tekil olmaktan ziyade sistemsel olduğunu ifade ederek, erkek egemen sistemin kadını köleleştirmek için her yolu denediğini belirtti.


Topluma yerleşmiş ahlak kurallarının, aile kurumunun, eğitimin kısacası erkek egemen sistemi oluşturan tüm etmenlerin kadını hiçleştirdiğini dile getiren Gülistan, kadının tüm bu sistemler bütününe karşı çıktığı zaman bedelini canı ile ödediğini kaydetti. Gülistan, “Bunun sonucunda biz kadınlar ne yapıyoruz? Biz kadınlar cenazelere sahip çıkmakla yetiniyoruz. Ama önemli olan bunun öncesi” ifadelerinde bulundu.


Erkek tecavüz ediyor kadın yargılanıyor


Türkiye'deki yargı sistemini de eleştiren Gülistan, erkek yargı sisteminin toplumun yarattığı ahlak kurallarından ve namus algısından bağımsız olmadığına işaret ederek, yargının bu olumsuzlukları değiştirip dönüştürmesi gerekirken aksine bunlardan beslendiğinin ve bu etmenlere dayanarak varlığını sürdürdüğünün altını çizdi. Bir tecavüz davasında erkek yargılanırken, kadına “Ne giydin? Saat kaçta dışarı çıktın? Oturuşun nasıldı?” gibi soruların yöneltildiğine dikkat çeken Gülistan, kadının erkeği tahrik etmediğini ispat etmek zorunda bırakıldığını vurguladı.


'Yargılanan erkek değil, küçük bir kız çocuğu'


Yargı sistemindeki 'tahrik indirimi'nin varlığına da değinen Gülistan, tecavüz davalarında erkeklerin tahrik indiriminden yararlandıklarını ve kadınların herhangi bir davranışından ötürü tahrik olduklarını ifade ettiklerini aktardı. Yakın tarihteki bir tecavüz davasını örnek gösteren Gülistan, "Diyarbakır’da 12 yaşındaki öğrencisine tecavüz eden öğretmen, çıkarıldığı mahkemede öğrencinin onu tahrik ettiğini dile getiriyor. Burada 12 yaşındaki küçük bir kız çocuğundan bahsediyoruz. Bir çocuk hangi çocukça hareketi ile bir erkeği tahrik edebilir ki? Aslında o öğretmenin pervasızca kendini bu şekilde savunmasının temelini Türkiye'deki yargı sistemi oluşturuyor. Yani yargılan erkek değil, yargılanan aslında küçük bir kız çocuğu oluyor" şeklinde konuştu.


'Kadın emeği, kimliği ve bedeni sömürü altında'


Kadının aile içerisinden başlayarak tüm bir toplumda bir birey olarak görülmekten ziyade ikinci sınıf bir insan olarak görüldüğüne dikkat çeken Gülistan, kadınların bu şekilde görülmeye devam ettikçe her türlü şiddet tecavüz ve katliamların devam edeceğine vurgu yaparak, sistemin kendisinde var olan zihniyetin kökten değişmesi gerektiğini belirtti. Kadın emeğinin, kimliğinin ve bedeninin sömürü altında olduğunu söyleyen Gülistan, "Kadın, toplumda sadece nefes alıp veren, çocuk doğuran, erkeğin her türlü ihtiyacını karşılayan, hizmet eden ve bu toplumun devamlılığını sağlayan bir nesne durumunda" dedi.


Gülistan, güvenlik kurumlarının kadını korumadığını, yargının erkeği değil kadını yargıladığını, eğitimin toplumsal cinsiyet gözeterek yapılmadığını kısaca toplumdaki tüm organların aksak çalıştığını vurgulayarak devletin yürüttüğü tüm kadın politikaların alt üst olmazsa toplumda kökten bir değişim olmayacağına işaret etti.


'Kadınlar yaşadıkları şiddetin farkında oldukları sürece özgürleşir'


Kadına karşı ayırımcılıkta farkındalık yaratılması gerektiğini ifade eden Gülistan, kadınların her türlü ayırımcılığa karşı mücadele ettikleri ve kadın cenazelerine sahip çıktıkları zaman kadın katliamlarının ve her türlü şiddetin sorgulandığına dikkat çekti. "Kadınlar yaşadıkları şiddetin farkında oldukları sürece özgürleşir" ifadelerini kullanan Gülistan, bu sebeple kadınların bu gidişe bir dur demeleri gerektiğini kaydetti. Gülistan, tek sorunun yargı sistemi olmadığına değinerek, sözlerine şöyle devam etti:


"Kadınlar şiddete uğradıkları zaman karakola gidiyor. Ancak burada aile kurumuna zeval gelmesin diye barıştırılarak evlerine gönderiliyor ve kadın bir nevi celladına teslim ediliyor. Örneğin, kadın sığınakları kadınların denetiminden alınarak ŞÖNİM (Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezi) denilen farklı bir sistem getiriliyor. Ancak bu kurumlar, tamamen şiddeti meşrulaştıran ve devamını sağlayan merkezler haline geliyor. Aile kurumundaki şiddet bu şekilde engellenemez. Böyle yaparak devlet, aile kurumunun devamını sağlamaya hizmet eder hale gelir."


Medya, kadın bakışına sahip olmanın bilincini taşımalı


Kadın cinayetleri konusunda medyaya da çok iş düştüğünü belirten Gülistan, "Medyanın kadına bakışın değiştirilmesi gerekiyor. Mesela kadın cinayetini veriş biçimi erkeğin kadını öldürmesini gerekçelendiren tarzda olmamalı, kadın bakışıyla verilmeli" diyerek Türkiye'deki hiçbir kadın cinayetinin medyadan bağımsız olmadığını kaydetti.


Dini yorumlayan erkek kadını şiddet cenderesine sokuyor


Toplumda dinin bile yorumlanırken kadını baskı altında tutan ve şiddet cenderesine sokan anlayış ile yorumlandığının altını çizen Gülistan, dinin dahi erkek bakış açısı ile yorumlandığını ve topluma bu şekilde lanse edildiğini sözlerine ekledi.


Şimdi örgütlenme zamanı


Gülistan, kadınların çantalarında savcılıktan koruma kararı varken sokak ortasında öldürülmelerinin ve kadın katliamlarının toplumun gözünde meşrulaşmasının önüne geçmek için kadınların örgütlenmeleri gerektiğine işaret ederek, “Hep birlikte örgütlü mücadeleye!” sözleriyle kadınlara örgütlenme çağrısında bulundu.


Fotoğraf: Eylem Daş


(ed/gk)