Kadınlar siyasete özgür geleceğe…
08:34
Gülşen Koçuk/JINHA
ALMANYA – Almanya'da 22 Eylül tarihinde yapılacak Federal Parlamento seçimlerinde, Kürt kurumlarının ortak adayı olan Ayten Kaplan, taleplerin hepsini kadın eksenli olarak ele aldıklarını, savaşlarda en çok kaybedenin kadın ve çocuklar olduğuna dikkat çekerek, “Dolayısıyla kadınlar yaşamın her alanında verdikleri mücadelelerini siyasete de taşımalılar ki barışın, özgürlüğün dili olabilsinler. Çünkü savaşların bedelini en çok ödeyen biz kadınlar olduk. Barışlara vesile olmak için de konuşmamız ve politikada aktif yer almamız gerekiyor” dedi.
Almanya'da 22 Eylül tarihinde yapılacak Federal Parlamento seçimlerinde, Sol Parti (Die Linke) Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) Eyaleti listesinde, 11'inci sırada aday olan Kürt kökenli kadın siyasetçi Ayten Kaplan, seçim çalışmalarını göçmen kurum ve kuruluşlarına yaptığı ziyaretlerle sürdürüyor. 1970 yılında Adana’da dünyaya gelen Ayten, aslen Malatya’nın Kürecik İlçesinden. Kürt ve alevi bir ailenin çocuğu olduğunu belirten Ayten, politik bir ortamda büyüdüğünü söyleyerek, “Aslında hem Kürt, hem de Alevi bir ortamda büyümem, benim politikayla erkenden tanışmamı sağladı. Politika dediğin aslında haksızlığa başkaldırı, ezilenin yanında olmak demekse eğer, kimliksel olarak ezilen ve katliamlardan geçilen bir halktır Kürtler. 1970’li yıllarda çok küçüktük tabiki. Dıştalandığımızın farkındaydık ama küçük yüreğimiz ile bunu idrak edecek yaşta değildik” sözlerini ifade etti.
‘Halepçe Katliamı ilerlememin ana nedeni oldu’
Bundan 37 yıl önce işçi aile birleşiminden Almanya’ya gittiklerini kaydeden Ayten, “Burada da ailemizin siyasal düşünce yapısı devam etti. Kendimizi her Cumartesi günü Köln' deki ünlü Dom Kilisesi’nin önünde bir eylemde bulduk. Babam bizim bireysel kimliğimizin oluşmasında da rol sahibidir. Tabi çocukluğumuzdan itibaren siyasetin içinde olunca, gençlik döneminde siyasetten kaçış gibi bir dönem yaşadım. 1988 yılındaki Halepçe Katliamı benim siyasi kimliğimde ilerlememin ana nedeni oldu. Halkımızın talep ve istemlerini dile getirmek benim Ulusal Kurtuluş Mücadelesi ile tanışmamı ve bugüne gelmemi sağladı. İlk etaplarda savaş sonucunda buraya gelen mülteci Kürtlere tercümanlık yaptım. Derken Kürt derneklerinin Dış ilişki komisyonları, yöneticiliğinden sonra, Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu ve Yek-Kom'un yürütme kurulunda yer aldım. Uzun yıllar yaptığım Yek-Kom çalışmasından sonra, son 3 yıldır da Ceni Kadın Barış Bürosu’nda sivil toplum boyutlu çalışmalarımı devam ettirmekteyim” şeklinde konuştu.
‘Benim için önemli olan doğru temsiliyettir’
Kürt dernekleriyle uğraşırken dış ilişki boyutuyla Alman partileri ile ilişkilenmelerin olduğunu kaydeden Ayten,
“Ülkesini savaştan dolayı zorunlu terk etmiş halkımızın istemlerini tartıştığımız Alman partilerinden biri de Sol Parti’ydi. Sol Parti, mülteci olarak ülkelerine gelen bir milyona yakın Kürt halkının istem ve taleplerini görmezden gelemezdi. Dolayısıyla Kürt federasyonu ile ilişkilendiler. Daha önceleri de Kürtlerin önerdiği birkaç tane Kürt milletvekili de Sol Parti’den aday oldu ve Kürtlerin desteğiyle kazandılar. Benim için salt önemli olan milletvekilliği değil, önemli olan halkını doğru temsil etmektir. Mesela 1990’lı yıllarda Die Linke’nin önerisini geri çevirmiştim. Çünkü ben Almanya’da büyüyen biri olarak, Kürdistan ve burada Kürtlerin yaşadığı sorunları iyice anlamak ve çözüm yollarını aramak istiyordum. O yüzden bu dönem yapılan Federal Almanya milletvekilliği adaylığını kabul ettim” dedi.
‘Kürtler kimlik mücadelesi verdi’
Aday olduğu Kuzey Ren Vestiflya Eyaleti hakkında bilgi veren Ayten, “Ağırlıklı göçmenlerin yaşadığı bir eyalet olması ile birlikte çok kültürlü bir yapılanmadır. Eyaletin özellikle demir-çelik ve maden kaynakları bakımından zengin olduğu için gelen Kürt göçmenler, 1960’lı yıllardan itibaren buralara yerleşmişlerdir. Kürtlere yönelik etnik kimlik, kriminalizasyon, entegre ve asimilasyon politikaları, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Almanya'da da devam etmektedir. Almanya’daki Kürtler özellikle 1993 yılında de kriminalize politikaları ile karşı karşıya kaldı. Verdikleri kimlik mücadelesi burada da devam etti. Mesela, Rojava ve Güneydeki Kürtler burada Arap, Doğu Kürdistanlı Kürtler Fars ve Kuzey Kürdistanlı Kürtler de Türk olarak kabul edildi. Hatta Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da bundan olsa gerek bunu Almanya’da siyasi bir baskı olarak kullandı. Kürdistan’da kimlik mücadelesini veren Kürt halkı Almanya'da da kimlik mücadelesine devam etti. Kürtler kimlikleriyle yaşamın bir parçası olmak için büyük mücadele verdi ve vermeye devam ediyor” diye konuştu.
‘Savaşların bedelini en çok kadınlar ödüyor’
Sol Parti’nin 2009 yılında yapılan seçimlerde yüzde 11,9 oy alarak, 42’si kadın olmak üzere 75 parlamenteri meclise göndermeyi başardığını belirten Ayten, son olarak şunları belirtti:
“Tabi projelerimizi yaşamsallaştırmak için temel hedeflerimizden biri de 2009 yılındaki seçim hedefini tutturmaktır. Bunun yanında, taşeron firmaların lav edilerek emeğin görünür kılınması, yaşamın idame edilmesi için asgari ücret ve emeklilikte yaşamını sürdürecek kadar para, eşit eğitim ve sağlık hakkı, silah satışlarının durdurulması, sosyal ve kültürel hakların geliştirilmesi hedeflerimizdendir. Bu taleplerin hepsini kadın eksenli ele alıyoruz. Bağlı bulunduğum Kürt Kadın Bürosu Ceni adına birçok kadın sivil toplum örgütleri ile çalışmalarımız devam etmekte. Bu çalışmalar aynı zamanda Almanya sınırlarını da aşmakta ve ortak platformlarda bir araya gelen dünya kadınları kucaklaşmaktayız. Savaşın kazananı olmaz, ama tüm savaşların en çok kaybedenleri kadınlar ve çocuklardır. Dolayısıyla kadınlar yaşamın her alanında zaten verdikleri mücadelelerini siyasete de taşımalılar ki barışın, özgürlüğün dili olabilsinler. Çünkü savaşların bedelini en çok ödeyen biz kadınlar olduk. Barışlara vesile olmak için de konuşmamız ve politikada aktif yer almamız gerekiyor.”
(mg)

