Silahların gölgesinde, barışı konuşmak!

15:22

JINHA


WAN – VAKAD tarafından düzenlenen “Toplumsal Barışın Siyasal ve Toplumsal Patikaları” konulu sempozyumda savaşların kadın üzerindeki tahribatları, hükümetin çözüm sürecine yaklaşımı ve anadil konularına dikkat çekilerek, silahların gölgesinde barışı konuşmanın Kürtlere kaldığı vurgusu yapıldı.


Van Kadın Derneği (VAKAD) tarafından düzenlenen “Toplumsal Barışın Siyasal ve Toplumsal Patikaları” konulu sempozyum Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) Tuşba Salonu’nda başladı. Birçok akademisyen, yazarın katıldığı sempozyumda kadınlar feminizm, İslamiyet ve Kürt kadınları penceresinden barışı tartışacak. Kadın derneği tarafından düzenlenen sempozyuma, yüze yakın kadın ve erkek izlemeye geldi. Sempozyum, “Kürt Kadınları Barışı Konuşuyor” başlığıyla avukat RojbinTugan Kalkan’ın moderatörlüğüyle başladı. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutlayan Rojbin, savaşın kadın üzerindeki tahribatlarına dikkat çekerek, savaşların, Kürtçenin, Kürt halkının içinde bir yara olduğunu belirtti. Rojbin, barışın kalpten istenmesi gerektiğini ifade ederek, Türklerin henüz Bölge halkının yaşadıklarını anlayamadıkların belirtti.


‘Kültürümüz, tarihin derin sularında kayboluyor’


Oturumda söz alan Yazar Suzan Samancı, Kürtçe konuşarak barışın ancak anadil eğitiminin gelmesiyle olacağını belirtti. Dünya Barış Günü’ne de değinen Suzan, insanlığın teknoloji, uygarlık anlamında iyi bir seviyede olduğunu fakat halklar arasında bir ahenk yaratılamadığına dikkat çekti. Suzan, halklar arasındaki mücadeleler nedeniyle birçok dilin, kültürün tarihin derin sularında kaybolduğunu ifade ederek, “Halklar, bu acıları yaşıyor, zalimin zulmü altında inliyor. İnsanın yaşadığı coğrafya önemlidir, yönetim de önemlidir. Yönetim ne ise toplumun, kadının ruhsal durumu da odur” dedi. Ortadoğu topraklarının bulunduğu durumu “kan revan” olarak değerlendiren Suzan, Osmanlı’dan Cumhuriyete dek resmi ideolojilerin unutturulmak istenildiğini ve farkındalığı az insanlar yaratılmak istendiğine işaret etti.


 ‘Medya ve yargı, iktidardan bağımsız değil’


 “İnsan özgürlüğe aşıktır” sözleriyle konuşmasına devam eden Suzan, medyanın, yargının iktidardan bağımsız olmadığını dile getirdi. Suzan, gelinen aşamada halkların kendi diliyle, kültürüyle yaşamak istediğinin altını çizerek, “Bir dil bir dilden, bir din bir dinden nasıl üstün olabilir? Demokrasinin en güzel tanımı, en küçük azınlığa tahammül gösterebilme biçimidir. Kadının ruhsal şekillenmesini de bu yönetim biçiminden bağımsız ele alamayız. Kadınlar her yerde var deniliyorsa mecliste neden bu kadar kadın var. Özgürlük hareketi, siyasal, sosyolojik açıdan ciddi ele alınmalı, feminist literatüre de girecektir bu mücadele. Mecliste sadece BDP’nin kadın kotası, eş başkanlık sistemi var. Reçetelerle bu işler olmuyor. Eğitim sistemiyle, yönetimle, ekonomiyle ilgili bir şey. Savaş sürerken, para çoğalacağı yeri arar, güvenli yer ister. Burada kalkınma, savaş bitmeden olmaz. Ne kadınların ne de çocukların durumu bu durumda iyileşmez. Biz kendi kültürümüzle bu yönetime ortak olmak ya da Kürtler olarak kendi kaderimizi tayin etmek istiyoruz. Bize gerekli olan kültürler, yaşayan dillerimizdir. Kadınlar söz sahibi olsaydı bu kadar savaş olmazdı” denildi.


‘Barış tehdit ve şantaj unsuru olarak karşımıza çıkıyor’


Suzan’ın konuşması ardından söz alan Fazilet Çuha ise, “Tarihi yalan, coğrafyası yalan, dili yalan bir coğrafyada yaşıyoruz” dedi. Türkiye’de başlatılan çözüm sürecinde barış söyleminin sıkça kullanıldığını dile getiren Fazilet, barışın sadece yaşama hakkı olarak sınırlandırıldığına işaret ederek, “Barış huzur, güven, sevdiklerinin hayatının planlanması, önünü görmek, çiçek ekmek demektir” dedi. 1 Eylül Dünya Barış Gününde içi boşaltılmış bir barışı konuştuklarının altını çizen Fazilet, “Bizler artık en ilkel yaşama dürtümüze kilitlendik. Öfkelerimizi bu coğrafyada beklemeye aldılar. Bizim ömrümüze sığan da kötü bir tarih. İktidar anlamında barış, bütün sinir uçlarıyla oynanmış bir toplumda bekleme anlamına geliyor. Barış aynı zamanda tehdit ve şantaj unsuru olarak karşımıza çıkıyor. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde içi boşaltılmış bir barış konuşuyoruz. Bu anlamda önce kendimiz ne kadar barışı istiyoruz diye kendimize dönüp sormalıyız. Taleplerimiz konusunda ne yapacağımızı, bu salonda tartışmalıyız” şeklinde konuştu.


‘Devlet farklılıkları etme çabasında’


Çözüm sürecinde hükümetin sunduğu barış kavramının içinin boş olduğunu söyleyen Araştırmacı-Yazar KejêBêmal, “ Barışın üzerinden konuşmakta zorlanıyorum. Emperyalistler de yeni sınırlar çizerek dünyaya jandarmalık yaparken, onların silahının gölgesinde barışı konuşmak ne yazık ki bize kaldı. Barış için savaşmamız gerekebilir. Kürtlere de bu düştü” dedi. Gerçek anlamda barışın konuşulması için özgürlük uğruna yaşamını yitirenlerin mezarlıkların ziyaret edilmesi gerektiğini vurgulayan Kejê, “Anneler, babalar, Kürdistan’a statü istedikleri için çocuklarını gömmüştü o mezarlara. Hükümetin adım atmamakta ısrarından dolayı artık hiçbir Kürt kadını bu barışa inanmıyor. Hükümet Kürtlerin tüm kavramlarıyla oynadığı gibi barış kavramıyla da oynadı. Savaş nedeniyle ciddi göçler yaşandı. Türkiye zaten ulus devlet mantığıyla kuruldu. Devlet her zaman bu ülkede var olan farklılıkları yok etmek için çaba sarf etti. Ama yine de Kürtleri topraklarından koparamadı” sözlerini ifade etti.


‘Kendi demokrasimizi inşa edebiliriz’


“Çözüme dair atılan tek adımın olmamasının yanı sıra hükümet, ateşkesi barış süreci olarak sunamaz” sözleriyle konuşmasına devam eden Kêje, hükümete seslenerek,“ Önce halka karşı işlediğiniz suçları, jenositleri kabul edin. Geldiğimiz noktada bizden tek kimlik isteniyor. Kimliksiz insana herşey yapılır. Anneler mezar bekçisi olur. Önce dil. Dile sahip çıkılmalı. Bana gelen kültürel aktarımın önüne geçildi. Benim lorinlerim, çiroklarım içimdeydi. Ama yabancılaştırıldım. Okuma yazmaya geçemeyen çocuğu zeka özürlü olduğu düşünülmüş ve rehabilitasyon merkezlerine konuşması öngörülmüş. Bu hata düzeltilmeli. Bilinmelidir ki adiliyle eğitim alan çocuk daha çok mutlu ve başarılı olur. Önce bu dili kabul etmelisiniz. Çocuklara yönelik dil çalışması yaptı. Biz bu toprakların yerli halkı olarak sadece savunma halinde olmamıza rağmen hükümet bize terörist dedi. Bizler bu coğrafyanın kadim halkları olarak, kendimiz kendi demokrasimizi inşa edebiliriz” dedi.


Konuşmaların ardından ara oturuma ara verildi.


(gk-sş/zd/mg)