'Tutsaklar ölüme terk ediliyor'

13:09

Zehra Doğan / JINHA


AMED – Hasta tutsakların serbest bırakılmasıyla ilgili yapılan değişikliğe Adli Tıp raporu şartına ilişkin değerlendirmelerde bulunan İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Av. Muhterem Süren, 122hasta tutsağın Adli Tıp sırasında beklemesine karşın sadece 9'unun tahliye edildiğini ve 4’ünün de yaşamanı yitirdiğini belirtti. Muhterem, “Adli Tıp’ın bu yaklaşımı ideolojiktir” dedi. "Tutsaklarımızın serbest bırakılmaması, ölüme terk edildiklerinin anlamına geliyor" diyen hasta tutsak yakını Maşallah Alıcı ise, ailelerin tutsakların sağlık durumuna ilişkin kaygılarının olduğunu belirtti.


5275 sayılı kanunun 16’ncı maddesinde yapılan değişiklikle “Ağır bir sakatlık veya hastalık nedeniyle, ceza infaz kurumu koşullarında, hayatını yalnız idame ettirememesi durumunda hükümlünün infazı ertelenebilir'' şeklinde bir düzenleme getirildi.  Ancak bu maddenin devamında Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen ya da Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurulları tarafından düzenlenip, Adli Tıp Kurumu’nun onayladığı rapor üzerine infazın geri bırakılacağı maddesi de eklendi.  Cezaevlerinde sayıları giderek artan hasta tutsakların serbest bırakılması gerektiğini dile getiren hasta tutsak yakını  Maşallah Alıcı (60) "Tutsakların serbest bırakılmaması, ölüme terk edildiklerinin anlamına geliyor" dedi.


‘Hasta tutsak sorunu giderek büyüyor’


5275 sayılı kanunun 16’ncı maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin değerlendirmelerde bulunan İnsan Hakları Derneği  Cezaevi Komisyonu üyesi Av. Muhterem Süren, “Hasta tutsaklarla ilgili sorunların giderek daha da büyümesi, durumun Adli Tıp’a bağlanmasından dolayıdır. Cezaevi güvenlik tedbirlerinin İnfazı hakkındaki 16’ıncı maddesinde;  hasta tutsağın, hastalığı açısından ölümüne neden olacak durum karşısında tahliyesine karar veriliyordu. Bunun yanında Adalet bakanlığının belirlediği tam teşekküllü bir hastaneden rapor çıkması gerekiyordu. Fakat bu durumun hastaların tahliye olduğunu göremedik. Bu raporlar çok da adil değildi. Bundan sonra 6 bin 411 maddeyle beraber hastalık kavramı çıkarıldı ve yerine sakatlık ve ağır hastalık kavaramı getirildi. Bu olumlu bir gelişmeydi. Bu durumda hasta raporu aldıktan sonra tahliye ola bilecekti.  Fakat bu durumda da bu defa Adli Tıp’ın ideolojik durumunu  ve eski düzenlemenin yine olduğu gibi kaldığını gördük” dedi. Tam teşekküllü bir hastaneden çıkan raporun tekrar Adli Tıp’a onaylatılması durumunun hekimler arası hiyerarşi durumunu yarattığına dikkat çeken Muhterem, belirli sınavlardan geçen bir hekimin raporunu yeterli bulmayıp Adli Tıp hekiminin onaylatılmasının hukuka uymadığını dile getirerek, “İki hekimin de düzeyi aynıdır. Yapılan uygulama bilimsel değildir”  ifadesini kullandı. “Şu an Adli Tıp kapısında onlarca hasta tutsak bulunuyor” sözleriyle konuşmasına devam eden Muhterem, hastaneye götürülen tutsakların çoğunun felçli olmalarına rağmen ringlerle götürüldüğünün altını çizerek, yapılan uygulamanın işkence olduğunu ve insan haklarına uymadığını belirtti.


122 hasta tutsak arasından 9 tahliye


Yasal değişiklikle beraber sadece dokuz tutsağın hastalığıyla beraber tahliye edildiğini dile getiren Muhterem, “122 acil tahliye edilmesine rağmen bu yasayla sadece 9 hasta tahliye edilirken 4 tutsak ta cezaevinde yaşamını yitirdi. Bu durum adaletin nasıl işlediğine dair bir göstergedir” dedi. “Adli Tıp Kurumu taraflıdır, objektif değildir” diyen Muhterem, tutsakların cezaevinde ölüme terk edilmesinin üzücü olduğunu söyleyerek, Adli tıp engeli nn ortadan kaldırılması gerektiğini belirtti. “Yine 6 bin 411 sayılı yasada değişen değişiklikle beraber hasta tutağın toplum güvenliği açısından güvenliği oluşturmama engeli de getirildi” sözlerine yer veren Muhterem  hasta tutsağın toplum güvenliğinin açısından tehlike arz etmemesi durumunun da Cumhuriyet Savcılığına bırakıldığını belirterek “Yüzde 70 hastalığı belirlenen birinin topluma verebilecek zararı düşünmek komik” dedi.  “Bu düzenleme devletin kendini savunmaya almadır” diyen Muhterem,  hükümetin bu tür paranoyasından vaz geçmesi gerektiğini ve ömrünün son demlerini yaşayan hasta tutsaklara bu tür tehlike arz ede bilecek algısıyla yaklaşımın yanlış olduğunu belirtti.


'Çözüme rağmen tutsaklarımız hala içerde'


Çözüm sürecinin başlamasıyla beraber, başta hasta tutsaklar olmak üzere siyasi tutsakların serbest kalması gerektiğini söyleyen Maşallah, "Çözüm süreci başladı ama hala tutsaklarımız içerde. Cezaevinde bulunan akrabalarımızın çoğu hasta ve yaşlı. Buna rağmen serbest bırakılmıyor. Serbest bırakılmaları için devlet Adli Tıp Raporu istiyor. Rapor ise bir türlü verilmiyor. Tutsaklarımıza yalancı muamelesi yapılıyor. İnsanlar içerde ölüyor fakat Adli Tıp, hastalıkla ilgili herhangi bir rapor vermiyor.  Her gün birinin haberini alıyoruz. Sağlık durumlarından endişeliyiz" diyerek hasta tutsakları serbest bırakılmamasını tutsakları cezaevinde ölüme terk etmek isteminden olduğunu vurguladı. Kürt'lerin hükümete çözüm süreciyle beraber barış elini her zaman uzattığına dikkat çeken Maşallah, "Türklerle beraber huzurlu bir yaşam istiyoruz. Bu yıl bunun için adım atıldı. Abdullah Öcalan mesajında artık silahların susması ve masaya oturulması gerektiğini söyledi. Kürtler de bunu yaptı. Zaten biz de bunu itiyoruz. Türklerle karşı bir düşmanlığımız yok. Dağdaki gerilla da asker de bizim evladımızdır. Asker annesinin acılarıyla mutlu olmak insafsızlıktır. Asker annesinin acısı bizim de acımızdır. Artık bu savaş bitsin, tutsaklarımız serbest bırakılsın. Her gün biri hastalıktan ölüyor" şeklinde konuştu.


'Hizbullah'ı da gördük faili meçhulları da'


Bölge halkının yıllardır süre gelen baskılara maruz kaldığının altını çizen Maşallah, "Bizler bu topraklarda Hizbullah'ı a gördük, Faili meçhuları da. Ailemizin çoğu faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Batıya okumaya giden çocuklarımızın çoğundan haber alamadık. Özellikle Hizbullah döneminde çok acılar yaşadık. Evden dışarı çıkamaz hale gelmiştik. Kardeşim Veysi Alıcı Hizbullah tarafından öldürüldü" dedi.


‘İki defa gözaltına alındım’


"Bir aileden biri tutuklanmışsa  o aileni artık başı dertten çıkamaz demektir" ifadeleriyle konuşmasına devam eden Maşallah kardeşinin ölümünden ve akrabalarının tutuklanmasından sonra evlerinin sürekli polis tarafından basıldığını belirtti. Maşallah, "Babam çok yaşlı olmasına rağmen sürekli işkenceye maruz kalıyordu. Babam her gözaltına alındığında 'Ben bu devlete dört yıl askerlik yaptım' dese de, onu kimse dinlemiyordu" dedi. "Ben de iki defa gözaltına alındım" sözlerini vurgulayan Maşallah, "Amed ve Silvan'da barış yürüyüşlerine katıldım diye beni iki defa gözaltına aldılar. Fotoğrafımı çekip kameraya kaydettikten sonra ifademi aldılar. Ben de sadece barışı istiyorum dedim. Bana, 'Seni hapse atarız' dediler. Ben de kimseyi öldürmedim evladım niye beni hapse atacaksınız ki? ben barış gelsin mutlu olalım beraber yaşayalım istiyorum dedim ve beni serbest bıraktılar" diyerek annelerin üzülmemesi için Türkiye'de barışın sağlanması gerektiğini ifade ederek sözlerini sonlandırdı.


Fotoğraf: Sarya Şakar


Kamera: Zehra Doğan


(sş/zd)