Rengârenk ulusal kıyafetleriyle Dersimli kadınlar…
11:43
Zehra Doğan /JINHA
DÊRSÎM – Coğrafik değişimle farklılık gösteren Kürt ulusal kıyafetlerinden Dersim yöresel kıyafetlerini anlatan ulusal kıyafet tasarımcısı Cemile Yıldız, “Doğayla yaşayan Dersimli kadınlarımız çiçekli kıyafetleriyle püsküllü gümüş taçlarıyla bilinir, fakat kadınlarımız tarihte yaşananları da kıyafetleriyle yaşatır ve ona göre de giyinir” dedi. Yıllara rağmen Dersim giyim tarzından ödün vermeden yaşamına devam eden 75 yaşındaki Kibar Ulus ise, “Ben bu kara kunduram, kara yazmamla bir mesaj veririm aslında o da anlayana… Kara yazmam tarihimdir. Dersim’in acılarıdır. Beyaz yazmam da barışı istememdendir” şeklinde konuştu.
Kürt ulusal kıyafetlerinin zengin coğrafik yapısından dolayı farklılık gösteren yöresel kıyafetler her bölgenin ekonomik ve coğrafik yapısına göre değişim gösterir. Dersim halkının da doğayla içiçe yaşantısıyla beraber, temel ekonomik faaliyetleri olan hayvancılığın yanında dokumacılık önemli yer alır. Her ne kadar yılların etkisiyle yöresel kıyafetlerin etkisizleşmesine maruz kalan Dersimliler, 1950’lerden bu yana ev dokumalarından yapılan geleneksel giysileri yaygın olarak kullanıyor. Alevi kültürünün özgünlüğüyle yaşamını sürdüren Dersimlilerin düğün, cenaze ve günlük yaşamlarına dair geleneklerini anlatan yöresel kıyafet tasarımcısı Cemile Yıldız, “Dersimli kadınlar, doğayla iç içe olmasından dolayı, rengârenk çiçekli kıyafetleri giymeyi sever” dedi.
‘Kadınlarımız, el işlemeli kıyafetleri sever’
Dersimli kadınların yöresel kıyafetlerinden söz eden Cemile, “Eskiden gençlerimiz, ince tülbent, oyalı yazma, yaşlılar da koyu renkli ipek başörtüleri, kış aylarında yünlü dokuma atkılar kullanırlardı. Dışarda siyah çarşaf giyilirdi. ‘Ev Bezi’ denilen beyaz bezden iç gömlek, alacasından da ucu büzgülü topuklara uzanan diz donu yapılır. Renkli dokumadan yapılan önden düğmeli içlik, ‘işlik’ üzerine üst giysisi olarak üç ya da dört etekli entari giyilir, ve bu ‘Peşli’de denilen bu entarilerin kol ağızları (zilek) geniştir. Bele kuşak, bunun üstüne de ‘kejik’ denilen ucu püsküllü şerit sarılırdı. Kış aylarında da çuhadan, sırma işlemeli salta ya da gocik ve hırka giyilir, şalvar, iş giysisi olarak kullanılırdı” şeklinde ifadelerde bulundu. Kadın ayakkabılarının yüksek topuklu nalçalı, “Kara kundura” olduğunu söyleyen Cemile, “Kara kunduralarımız, bileğimizi sarardı ve içine nakışlı el dokuması yün çoraplarımızı giyerdik. Dersimde yün çoraplara çakkala veya menemse denir” dedi. Cemile, başörtülerinin de pullu ve çiçek nakışlı olduğuna dikkat çekerek, “ Eskiden çarşaf dışarıda başörtüsü olarak giyilirdi, üstüne ince çit (yazma) bağlanmış fesler, bunun üstüne de ‘izar’ denilen beyaz bir örtü örtülürdü. Kadınlar bunun üstüne gümüşten pullar takardı. Kadınlarımız gümüş takıları çok severdi ve bilekler rengarenk boncuklar ve hışırtılı gümüş takılarla doluydu. Yazmalarımız da çiçek desenli rengarenk işlemelerle işlenirdi. Bu şimdi de böyle. Hala bana gelen kadınların çoğu sarı kırmızı ve yeşil renkten kıyafet diktirirler” şeklinde konuştu.
‘Musayiplik kardeşten ötedir’
“Düğünlerimiz Alevi inancına bağlıdır” diyen Cemile, Dersim düğünlerinin tarihten bu yana geleneklerine bağlı geçtiğini ifade ederek, “Düğünlerimizde gelinler renkli ipek çarşaf giyerdi. Düğüne katılan diğer kadınlar da siyah çarşaf giyerdi. Çarşafların altına piretuman adlı gömleklerimizi giyerdik. Yamalarımız da gümüş pul işlemeli ve üstüne de gümüş püsküllü taçları takardık ve hala aynı şekilde yaptığımız gibi düğünlerimizde varvara dediğimiz halaylarımızı çekeriz. Varvara bir başkaldırıdır, vararacıların giydiği kıyafetlerin beyaz olması da temizliği saflığı ifade eder. Düğünlerimizde yemeklerimiz, kavurma, bıskaşir ve sırımdır ” sözleriyle konuşmasına devam ederek düğünlerde ayrıca müsayiplik olduğunu ve gelin ile damadın müsayibi olan kişinin kardeşten öte olduğunu dile getirdi. Cemile, “Müsayiplik Alevi kültüründe çok büyük bir değerdir. Müsayip olan kişiler, birbirilerinin yedi sülalesiyle evlenemez ve gönül bağlayamaz. Normalde akrabalar evlenebilir fakat müsayiplere bu tür evlilikler haram kılınır. Müsayiplik çok kutsaldır. Ve bu yüzden bizim evliliklerimiz bu kadar kutsaldır” ifadelerini kaydetti.
‘Düğünlerimiz gibi cenazelerimizin de anlamı var’
“Düğünlerimiz gibi cenazelerimizin de anlamı vardır” sözleriyle konuşmasına devam eden Cemile, “Cenazelerimizin hayatımızda ayrıca bir anlamı var. Evlenmeden yaşama veda eden bekar kadınlarımızın cenaze törenleri çok anlamlı geçer. Kadınlarımızı yıkadıktan sonra ellerine kına yakar ve bir avucunun içine elma koyarak onları defnederiz. Defnettikten sonra gelin olamadıkları için mezarlarının üstüne gelinlik asarız ve mezarlarına da rengarenk çiçekler eker üzerine ağıtlar yakarız” dedi. Cemile, erkeklerin mezarına damatlık astıklarını ve onların da ellerine elma ve kına yaktıklarını söyledi. Mezarlıkların yine bir yaşam alanı olarak gördüklerini belirten Cemile, “Mezarlıklarımızın ölümü andırsın istemiyoruz. Bu yüzden her mezara muhakkak çiçek eker, yan tarafına da gider mum yakarız. Mezarlıklarımızın hemen yanında şiir bölümleri vardır ve en anlamlı şiirler oraya yazılır” şeklinde ifadelerde bulundu. Cemile Dersim yaşam şeklinin inançla şekillendiğini dile getirerek, “Alevi inancımızda ne varsa onu yaşarız. Çarşamba günleri oruç tutar ziyaretlerimize gideriz. Gole Çetu’da mum yakar akşama kadar dua ederiz, Munzur babaya gideriz niyaz dağıtır orucumuzu açarız ve eve geliriz. Perşembe geceleri de pencereye mum yakarız. Sabaha kadar onun önünde durur yüzümüzü gökyüzüne çevirir Allah, Muhammed ve Ali’ye dua ederiz. Dualarımız hep çocuklarımız içindir. Bir daha acıları yaşamamak içindir. Bu anlamda tarihte yaşananlar kıyafetlerimize de yansıtır ona göre kıyafetlerimizi şekillendiririz” dedi.
‘Kara kunduram ve kara yamam anlayana bir mesajdır’
Yılların geçmesine rağmen Dersim giyim tarzından hiç ödün vermeden yaşamına devam eden 75 yaşındaki Kibar Ulus, “Dersimi çok seviyorum. Kültürümün kaybolmasını istemiyorum. Benim kültürüm çok güzel ve bunu yaşatmak istiyorum. Kıyafetlerimi çıkarıp neden başkasının kıyafetlerini giyip ona benzemek isteyeyim ki? Onun benden, Dersim’in unutulmaz değerlerinden ne fazlası var ki? Madem birilerine benzemek gerekiyor, onlar bize benzesin” şeklinde konuştu. “Ben bu kara kunduram, kara yazmamla mutluyum. Bu kara yazmamın anlamını bilene bir mesaj veririm aslında o da anlayana… Kara yazmam tarihimdir. Dersim’in acılarıdır. Beyaz yazmam da barışı istememdendir” dedi.
‘Dersimli kadınlar doğayı sadece sevmez onu yaşamına yansıtır’
Dersim’de el emeği boncuklarını satan Emine Aydın ise, “Ben aslında resim öğretmeniyim. Fakat her yaz aylarında buraya gelir boncuklarımı da satarım. Boncuklarımın satışını ekonomik gelir için yapmıyorum. Dersime ait işlemeleri ve boncukla içiçe yaşantısını yaşatmak istiyorum” diyerek, Dersimli kadınların renkli boncuk takmayı sevdiklerini söyledi. “85 yaşındaki nenemin bile boynunda ve ellerinde boncuklar vardı. Dersimliler boncuğu çok sever” sözleriyle konuşmasına devam eden Emine, Dersimli kadınların doğayla bağdaşan yaşam tarzını da anlatarak, “Burada çok önemli bir inanç var. Buradaki insanlar, Munzur’dan çıkan deniz kabuğuna benzer kabuk çeşidi olan korzik taşının içine köpek dışkısı koyar ve mumla üzerini kapatırlar. Bu kabuğu daha sonra bir beze sarar ve çengelli iğne ile çocukların omuzuna iliştirirler. Dersimliler böylece çocuklarını saldırılardan koruduklarına inanırlar” şeklinde ifadelere yer verdi. Emine ayrıca, “İstanbul’da oturuyorum. Eşimin annesi kış ayları bazen İstanbul’a yanımıza gelir. Fakat aklı hep evinde ve hayvanlarındadır. Bir kış ayı yine İstanbul’a gelmişti. Gece Dersim’e telefon açtı ve kar yağdığını öğrendi. O kış ahırın çatısını yenilememişti, sabaha kadar uyumadı ve sabah olur olmaz Dersim’e gitti. Dersimli kadınlar böyledir doğayı sadece sevmez, onu yaşamına katar” dedi.
Fotoğraf – Kamera : Ruken Çelik
(zd)

