‘Özgürlük ve Eşitlik için Feministler Mecliste’
09:51
JINHA
LEFKOŞA – Kuzey Kıbrıs meclis tarihinde ilk feminist vekil olan Doğuş Derya JINHA’ya değerlendirmelerde bulunarak, “Erkek egemenliğine karşı verilecek bir mücadelede feminist yol arkadaşları olmadan olmaz bence. Çünkü hiçbir iktidar, elinde tuttuğu erki altın tepside ezilen, ötelenen veya görünmez kılınan gruplara kolayca vermez. Bilakis, iktidar bozucu işlev gören her siyaseti imaj tahrifine uğratma, marjinalleştirme, karikatürleştirme ya da ötekileştirme yoluyla dışlamaya çalışır. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu anti-propagandadan en çok nasibini alan da erkek egemenliğine karşı mücadele eden feministler olur. Bu yüzdendir ki feminist dayanışma, demokrasi ve eşitlik yolunda açacağımız patikalar için elzemdir” şeklinde konuştu.
Kuzey Kıbrıs’ta 28 Temmuz’da yapılan erken genel seçimlerde 50 kişilik meclis için, toplam 5 partiden 250 aday gösterildi. Bu adaylardan sadece 47 tanesi kadın oldu ve bu kadınların 3'ü Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler’den (CTP-BG) biri ise Ulusal Birlik Partisi (UBP)'den çıktı. Meclisin yeni vekil kadınları Sibel Siber, Doğuş Derya, Fazilet Özdenefe Kürşat ve İzlem Gürçağ seçilirken, Doğuş Derya ayrıca meclis tarihinde ilk feminist vekil de olmuş oldu. Seçimlerden zaferle çıkan CTP-BG Lefkoşa listesinden meclise giren Doğuş, JINHA’ya konuştu. “Henüz kadına yönelik şiddeti engelleyecek bir yasamız yok” diyen Doğuş, “FEMA olarak bizim de destek vermeye çalıştığımız bir tek sığınma evi var” dedi.
‘Kadının adı yok kitabıyla başlayan feminist mücadele’
- Öncelikle kendinizden ve feminist mücadele ile başlayan yolculuğunuzdan söz eder misiniz?
Feminist mücadele ile ilk tanışıklığım 16 yaşında Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok” kitabını okumam ile başladı. Kitap beni çok etkilemiş, etrafımdaki tüm ilişkileri başka bir gözden sorgulamama mahal vermişti. Daha sonra üniversite eğitimimi almak için gittiğim İstanbul’da aktif olarak feminist siyaset yapan kadınlarla tanıştım. O dönemlerde yeni yayınlanmaya başlayan Pazartesi dergisi başta olmak üzere kadın haklarını, iktidar ilişkilerini, kadınların tarihini anlatan yazılı geleneğin gelişmesi de bizim gibi genç kadınların feminist düşünme tarzı ve kuram açısından da beslenmesine çok yardımcı oluyordu. Amargi, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği, KA-DER gibi örgütlenmelerin yaptıkları işleri yakından takip etmek de feminist yolculuğumu derinden etkiledi. Öğrencilik yılları bitip de ülkeme döndükten sonra, Kıbrıs’ta feminist siyaset anlamında yazılı ve örgütlü bir geleneğin olmayışının eksikliğini çok hissettim. Sanırım Feminist Atölye gibi bir aktivist grubun oluşması için inisiyatif almam ve çok çaba sarf etmemin temelinde bu eksikliği hissetmemin büyük bir yeri var. 2008 yılından beridir, FEMA aktivisti olarak, arkadaşlarımla birlikte Kıbrıs’ın kuzeyinde toplumsal cinsiyet eşitliği, LGBT hakları, ekoloji, anti-militarizm ve ırkçılık karşıtı bir mücadele vermeye çalışıyorum
‘Erkek egemenliğine karşı verilen mücadelede feminist yol arkadaşları’
- Feminist Atölye (FEMA) tarafından da desteklendiniz. Seçim sürecinde onlardan aldığınız destek size güç verdi mi?
Elbette, FEMA’daki arkadaşlarım olmasaydı, seçim sürecini bu kadar dirayetli götüremezdim sanırım. İçinde yaşadığımız kültür, oldukça eril ilişki ağları içerisinden şekillenen bir kültür olduğu için ve ataerkil sistem dediğimiz sistem, cinsiyetler arasında kurulan eşitsiz ilişkileri dünyanın en normal ilişkileri gibi doğallaştırdığı için, erkek egemenliğine karşı verilecek bir mücadelede feminist yol arkadaşları olmadan olmaz bence. Çünkü hiçbir iktidar, elinde tuttuğu erki altın tepside ezilen, ötelenen veya görünmez kılınan gruplara kolayca vermez. Bilakis, iktidar bozucu işlev gören her siyaseti imaj tahrifine uğratma, marjinalleştirme, karikatürleştirme ya da ötekileştirme yoluyla dışlamaya çalışır. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu anti-propagandadan en çok nasibini alan da erkek egemenliğine karşı mücadele eden feministler olur. Bu yüzdendir ki feminist dayanışma, demokrasi ve eşitlik yolunda açacağımız patikalar için elzemdir. FEMA, seçim dönemi boyunca, gerek toplumsal taleplerimizi ortaya koymak açısından, gerekse “Özgürlük ve Eşitlik için Feministler Meclise” adıyla yürüttüğü kampanya ile çok önemli bir iş başardı. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletini sağlamak açısından çok somut plan ve projeler önerdi; cinsiyetler arasındaki eşitsiz iktidar ilişkilerinin aslında diğer siyasetlerle ne kadar ilişkisel olarak inşa edildiğini anlattı. Bu dönem, Kıbrıs’ta ilk defa böyle bir kampanya yürütülmesi ve feminist taleplerin çok billur bir şekilde, yaygın olarak paylaşılması açısından da önemliydi.
- Feminist bir kadın olarak yer aldığınız ve çatısı altında seçildiğiniz parti olan CTP ile feminist ideoloji, hangi noktalarda ortaklaştı?
Doğrusunu isterseniz, Kıbrıs’taki birçok siyasi parti gibi CTP için de feminist siyaset oldukça yeni. Bu siyasetin kuramsal ve pratik önermeleri ile ilgili CTP içinde pek bir tartışma/düşünme süreci olmadığı gibi, feminist siyaseti hala “gereksiz/önemsiz” olarak görme eğiliminde olanlar da var. Gerek tabanda gerekse yönetici kadrolarda feminist siyasetin önermelerini yaygınlaştırmak için çok çalışmamız gerekiyor. Lakin içinden geçtiğimiz toplumsal süreçler, özellikle genç kesimin feminist siyasete daha fazla bir ilgi ile baktığını da görüyorum, bu da beni umutlandırıyor.
- Meclise seçilen dört kadından birisiniz ve ilk ve tek feministsiniz. Sizce meclise bir feministin girmesi, mecliste, egemen anlayışta ne tür değişimler yaratacak?
Şu anda nasıl bir meclis süreci ile karşılaşacağımı tam bilemesem de, biraz sancılı ve zor bir süreç olacağını hissedebiliyorum. Toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili politikalar bugüne dek tali meseleler olarak görüldüğü için çok ihmal edildi. Bu yüzden yapacak çok iş var. Mesela henüz kadına yönelik şiddeti engelleyecek bir yasamız yok. Şiddete maruz kalan kadınların başvurabilecekleri merkezler yok. FEMA olarak bizim de destek vermeye çalıştığımız bir tek sığınma evi var. Bu evi de Sosyal Riskleri Önleme Vakfı adlı bir oluşum kendi imkânları ile oldukça zor yürütüyor. Devlet bugüne dek Sığınma Evi ile ilgili hiçbir girişim yapmadığı gibi, Kıbrıs’ta kadına yönelik şiddet olduğu gerçeği ile de henüz yüzleşmedi. Ben kısa vadede yapılması gereken kurumsal ve yasal düzenlemeler yanında, uzun vadede milliyetçi ve militarist öğelerin toplum içerisinde yeniden üretimini mümkün kılan çatışma kültürünün de ortadan kalkacağı farkındalık ve duyarlılık programlarının yürürlüğe girmesi için çaba göstereceğim.
- Kıbrıslı kadınlar, yasalarla, mecliste feminist bir kadının oluşunu hissedecek mi?
Kadınların bunu hissetmesi için hayatlarına doğrudan dokunan, yaşamımız içindeki adaletsizlikleri yok eden veya minimize eden icraatlar görmeleri lazım. Mesela kadınlar üzerine yüklenen bakım hizmetleri, temizlik vb. ev içi rollerin yarattığı dezavantajlı konumun kadınların hayatını birçok anlamda doğrudan etkilediğini biliyoruz. Bu yüzdendir ki kadın emeğinin hem ücretsiz ev içi emekte, hem de ücretli emek süreçlerinde sömürülmesini engellemek için uğraşacağım. Bakım evleri, kreşler, ev kadınlarının sosyal güvenceye kavuşturulması gibi düzenlemeleri çok önemsiyorum. Bunlarla bağlantılı olarak, kadınların ekonomik olarak güçlenmesini teşvik edecek meslek kazandırıcı eğitimler, kooperatifleşme ve mikro kredi imkânları sağlamak, işsizliği azaltıcı, çalışabilir yaştaki kadın işgücünün atıl kapasite olarak kalmasını engelleyici, kadın girişimciliğini teşvik eden programların oluşması için uğraşacağım. Belli bir nüfusun üstündeki bölgelerde, o bölgede görev yapan belediyeler ile birlikte Sığınma Evleri ve Rehabilitasyon merkezleri açılması gerekiyor. Sadece şiddete maruz kalan kişilerin değil, şiddeti uygulayan kişilerin de rehabilite edilip topluma kazandırılması oldukça önemli. Irkı, dili, dini, sınıfsal konumu, fiziksel durumu, cinsiyeti ya da cinsel yönelimi dolayısı ile ayrımcılığa maruz kalan kişilerin hukuki servis alabileceği Bilgi Noktalarının hayata geçirilmesi yanında, ayrımcılığı önleyecek yasal çerçevenin de oluşturulmasını önemsiyorum.
‘Toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletini sağlamak için çoğul bir mücadele izleği takip etmemiz şart’
- Bu kazanım, sizce diğer alanlardaki feminist hareketlere nasıl güç verecek?
Feminist siyaset her an ve her koşulda operasyonda olan bir iktidar ağına, eril tahakküm dediğimiz iktidar ağına karşı çok boyutlu mücadele etmek zorunda olan bir siyaset. Mücadele edilmesi gereken meselelerin çoğulluğu mücadele mevzileri ve stratejilerinin de çoğul olarak düşünülmesini gerektiriyor. Bence feminist olmak demek, sadece kadın hakları ile ilgili bir adalet ve eşitlik talep etmek değil. Aynı zamanda militarizme, ırkçılığa, ekolojik yıkıma, homofobiye karşı da mücadele etmek demek. Bu yüzdendir ki, toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletini sağlamak için çoğul bir mücadele izleği takip etmemiz şart. Ben bunun adına “Ahtapot Feminizm” diyorum. Yani sokaklar da, yazdığımız yazılar da, evimizin içi de, kuruduğumuz ilişkiler de… hepsi bir mücadele alanı. Bu bağlamda meclisi de, tek değil fakat diğer mücadele alanları gibi bir alan olarak görüyorum. Benim meclise girmem, feminist siyaset yapan başka arkadaşlarımı da bu mücadele alanı içinden iş yapmak konusunda umutlandırabilir. Ama dediğim gibi, meclis bu alanlardan sadece bir tanesi.
- Vekil oldunuz. Kıbrıs’ın en büyük sorunlarından olan fuhuş ve mülteci sorunlarına, kadınların sömürge haline gelmesi sorununa yönelik çalışmalarınız olacak mı?
Aslında Kıbrıs’ın kuzeyinde var olan insanlık ayıbına “fuhuş” demek bence biraz hafif kaçıyor. Çünkü gece kulübü olarak düzenlenen yerlerde yapılan iş, dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan seks işçilerinin yürüttüğü meslekten çok farklı. Sek işçilerinin çalıma saatleri bellidir, örgütlenme hakları vardır, sosyal sigorta kapsamındadırlar vb. Yani seks işçisi olmak demek, diğer işçilik türlerine benzer bir şekilde bazı hak ve özgürlüklere sahip olabildiğiniz bir meslek icra etmek demektir. Oysa Kıbrıs’ın kuzeyinde seks işçiliği değil, seks köleliği var. Gece kulüplerinde “konsomatris” adıyla çalıştırılan kadınların hiçbir hakkı olmadığı gibi, pasaportlarına da polis tarafından el konuluyor. Bu insanlık suçunun durdurulması için ya seks işçiliğinin bir meslek olarak kabul edilmesi ve kadınların yasal haklarına kavuşması lazım, ya da gece kulüplerinin kapatılması lazım. Bu konuyla ilgili sivil toplum örgütleri ile birlikte geniş tabanlı bir platform oluşturarak gerekli düzenlemeleri yapacağız.
- “Kadınlar size oy vermez” algısına karşılık feminist bir kadın olarak vekil seçildiniz. Bu algının kaynağını nasıl tanımlayabilirsiniz?
Sanırım kadınlar yazdığım ve konuştuğum şeylerde, kendi gündelik hayatlarından kesitler buldular. Seçim süreci boyunca kadınlar olarak hepimizi etkileyen şeyleri, her gün yaşadığımız şiddeti, eşitsizliği ve sömürüyü dile getirirken dışarıdan ve birileri “adına” konuşan bir pozisyondan değil, ataerkil adaletsizlikten bilfiil nasibini alan bir birey olarak kendimi ifade etmeye çalıştım. Hani genelde siyasetçiler ya da siyasetçi namzetleri birileri “adına” konuşur ve karar verir, ancak o “adına” konuştuğu kişiler ile birlikte durmaz, hep mesafesini korur ya… Ben feminist bir kadın olarak bu mesafenin olmadığını, birileri adına konuşmanın “farazi” bir hiyerarşi olduğunu gösterdim sanırım. Etnik köken, yaş, siyasi duruş vb. konularda farklılığımız olsa bile, kadınlar olarak bizleri birleştiren ortak paydaları ve sorunları dile getirdim. Sanırım bizi birleştiren şeyleri göstermek, bizleri ayıran şeylerin tamamen olmasa da bir yere kadar önemsizleşmesine neden oldu.
‘Adalet, eşitlik ve özgürlüğe duyduğumuz aşktır’
- Kadın mücadelecilerine, kadın hareketlerine, vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Feminist olmak demek, her şeyden önce koskocaman bir yalnızlığı göze almak demektir bence. Bu yalnızlık, dayanışma ile azalır o yüzden dayanışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Zaman zaman bizi karamsarlığa sürükleyen de çok şey yaşarız bu yolculukta ve karamsarlığımızı azaltacak yegane şey adalet, eşitlik ve özgürlüğe duyduğumuz aşktır bence. Ne olursa olsun, bu aşk, mücadele iradesi verir. Aklımızın karamsarlığı, irademizin iyimserliği ile… yola devam.
Doğuş Derya kimdir?
1978 yılında Lefkoşa’da doğdu. 1999’da İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. ÜTK başkanlığı ve Kıbrıslı Gençlik Platformu'nun (KGP) kurucu üyeliğini yaptı. Türkiye’de çeşitli kadın örgütlerinde çalıştı, Kıbrıs’ta Feminist Atölye'de (FEMA) aktivist olarak çeşitli faaliyetlerde bulundu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Mekanizması'nın (TOCEM) kuruluş çalışmalarını yürüttü. Kıbrıs Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Bölümü’nde doktora öğrencisidir. Gönyeli Belediyesi Sosyal Aktiviteler Merkezi (Gönyeli SAM) koordinatörü olarak görev yapmaktadır.
(gk/pk/zd)

