Katliamlara göğüs geren atalarımızın mirası anadilimiz…
08:42
Ruken Çelik – Zehra Doğan/ JINHA
DERSÎM – UNESCO’nun yok olan diller arasında yer alan Kirmackî’ye ilişkin konuşan Tiyatro sanatçısı Gül Kapan, “Bunca Alevi, Ermeni, Süryani ve Kürt kanallarımız varken Türkçe yayın yapmadıklarından dolayı halkımız bu kanalları izlemiyor. Bu ciddi bir tehlikenin işaretidir. Aileler, çocukların bilinçaltına anadili aşılamalı, çocuklar hayal güçlerini kendi dilleriyle zorlamalı oyunları dilleriyle oynamalı. Ancak bu şekilde atalarımızın katliamlara rağmen bize miras bıraktığı bu tılsımın gerçek mirasçıları ola biliriz” dedi.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) yayımladığı Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre 6 bin dilin yüzde 43'ü kaybolma tehlikesi yaşıyor. Bu rakamın yüzde 3'ü de 1950'den bu yana hiç konuşulmuyor. Kesin bir rakam verilemese de Avrupa ve Asya'da 75, ABD'de ise son 2 yüzyılda en az 115 dilin kaybolduğu belirtiliyor. Türkiye’de de kaybolma tehlikesi yaşayan birçok dilin arasında yer alan Kirmackî’nin ölmemesi için Yılmaz Canşare’nin yönetmeliğinde Kirmackî oyunlarıyla sahne alan Kırma Çek (Areya Kay) Tiyatro Grubu’nun oyuncusu Gül Kapan Asimile edilen anadilin yaşama dahil edilmesiyle hayatta kalabileceğini belirterek, “Dilimizi sanata ve günlük yaşama yaydıkça yaşata biliriz” dedi.
‘Görevim anadilimi aktarmaktı’
Kirmackî’nin UNESCO’nun kaybolan diller arasında yer aldığını dile getiren Gül, “UNESCO’nun 2009 raporuna göre, Kirmackî 30 yıl içerisinde yok olacak. Anadilimin yok olmaması için üzerime düşen görevi yerine getirmem lazımdı. Bu yüzden tiyatroya başladım” dedi. Tiyatroya başladığı yıllardan söz eden Gül, “Elimde bir mirasım vardı o da dilimdi. Bunu geride kalanlara aktarmalıydım. Arkadaşım Yılmaz Canşare’nin Kirmackî üzerine bir projesi vardı ve bana oyuncu olma teklifinde bulundu. Çekinerek başladığım tiyatro hayatına kısa sürede alıştım. Bu sayede dilimi çok iyi bir şekilde konuşacağım bir platforma sahip oldum” şeklinde ifadelerde bulundu. Oyuncu kimliğiyle zorluk yaşamadığını belirten Gül, “Sahnede oynadığım Dersimli kadın rollerinin hepsi ailemden kişiler. Sahnede bazen annemi bazen de ninemi oynuyorum. Fakat en önemlisi kendimi oynuyorum. Ben kültürümün ve dilimin yok olmaması için bu işi yapıyorum ve bu yüzden sahnede sıkça oynadığım yaşlı kadın aslında benim birkaç yıl sonraki halimdir” diye belirtti.
‘Dilimizi heba ediyoruz’
“Gençlerin anadillerini anlayıp fakat konuşmamaları bahanesi beni çok üzüyor” diyen Gül, mevcut şartlarda Kirmackî’nin UNESCO raporunun belirlediği 30 yıldan daha önce yok olacağına işaret etti. Gül, anadilini konuşamayan insanların sıkça bahane ürettiklerine dikkat çekerek, “Ben 30 yıl boyunca memleketimden ayrı ve yalnız yaşadım. Fakat dilimi yine de konuştum. Çünkü anadilimle yazılmış kitapları okuyordum. Anadilimin yok olmaya yüz tutmuş akıntısında bir yerlere sıkıca tutunup dilimi kurtarmaya çalıştım” dedi. Dil asimilasyonun farklı dile mensup kelimelerle anadilini konuşmayla başladığını ileri süren Gül, bu vesileyle yılların anadili silip süpürdüğünü ifade ederek, “Bizim dilimizde baba yok, bawo var. Anne yok, daye var. Ekmek yok, non var. Güzelim dilimize farklı kelimeleri koyarak heba ediyoruz” şeklinde konuştu.
Tehditler arasında Türkçe eğitim
Tarihten bu yana Kürtlere Türkçe konuşulmasının dayatıldığını dile getiren Gül, “Okullarda tehdit edile edile zorla Türkçe konuşmaya zorlandık. Kürtçe konuşmaktan utandık ve korktuk. Önceleri anadilini konuşamayanlara bir nebze hak veriyorum fakat artık eskisi gibi değil. Bazı haklarımızı geri aldık. Artık sokakta rahatlıkla dilimizi konuşa biliyoruz. Ben bunu yapıyorum. İnatla çabalıyorum, artık rüyalarımı bile Kirmackî görmeye başladım. Sahneye çıktığımda avazım çıktığı kadar kendi dilimde haykırıyorum. Ruhumla oynamak beni rahatlatıyor” ifadesinde bulundu. Hayatta her zaman zorlukların üzerine gidilmesi gerektiğinin altını çizen Gül, “Bu tiyatroyu kurduğumuzda hiç paramız yoktu. Şimdi de yok. Fakat inat ettik. Bir kişi de kalsak, sahneye çıkacağız, ve anadilimizi her yere yayacağız” dedi.
‘Borcumuzu, çocuklarımıza dilimizi öğreterek ödeye biliriz’
“Benim tek derdim dilim, politika yapmayı istemiyorum ama barışın gelmesini çok istiyorum” sözleriyle konuşmasını sürdüren Gül, “30 yıldır çocuklarımız ölüyor dağdakiler çocuklarımız askerler de çocuklarımız, gençlerimiz ölmesin. Ülkede genç kalmadı. Başbakanın 3 çocuk söylemi de bu yüzden çünkü gençlerimiz kalmadı ölüyor. Artık Dersimliler ne istediğini biliyor, onlar barışı istiyor. Yaşlılarımıza gıptayla bakıyorum çünkü acılara rağmen dilini ve kültürünü inkar etmedi ve bize devretmek için bir çok zorluğa göğüs gerdi. Şimdi sıra bizde, bu borcu çocuklarımıza dilimizi öğreterek ödeyebiliriz” şeklinde ifadelerde bulundu.
‘Çocukların bilinçaltına anadilimizi aşılamalıyız’
Gül konuşmasına şöyle devam etti: “Sahnede sürekli söylediğim gibi, Zazaki üzerine ne bir kurs, ne de okul var. Ailelerin en büyük görevi oturup çocuklarına dil öğretmektir. Aileler Türk kültürünü çocuklarına aşılamaktan vaz geçsin. Türk kültüründe katliam var, asimilasyon var. Çizgi filmler ve televizyon programları asimilasyon araçlardır, buna dikkat etmeliyiz. Bunca Alevi, Ermeni, Süryani, Kürt kanallarımız varken Türkçe yayın yapmadıklarından dolayı halkımız bu kanalları izlemiyor. Bu ciddi bir tehlikenin işaretidir. Aileler, çocukların bilinçaltına anadili aşılamalı, Çocuklar hayal güçlerini kendi dilleriyle zorlamalı, kendi dilleriyle oyunlar oynamalı. Ancak bu şekilde atalarımızın katliamlara rağmen bize miras bırakmak istediği bu tılsımın gerçek mirasçıları ola biliriz” sözleriyle konuşmasına son verdi.
‘Daha iyi bir Türkçe için dilimi öğretmediler’
Ailelerle beraber çocukların da Anadillerini konuşmak istemediklerine değinen tiyatro ekibinin ışık ve ses sorumlusu Seda Doğan, “ Dersim gibi bir yerde bile anadil konuşulmuyor. Dün gece aynı oyunu sahnelediğimiz bir sırada küçük bir çocuk sahneye tırmanmaya çalışıyordu ve dönüm babasına, ‘Baba bunlar neden köy dili konuşuyor’ dedi. Aslında o çocuk bizim gerçekliğimizin en büyük örneğidir. Anadilimiz, artık köy dili diye biliniyor” dedi. Kendisinin de Kürtçe bilmediğini belirten Seda, “Aileler büyük şehre göç etti ve bu şehirlerde dilimizi bize öğretmekten korktu. Hatırlarım annem ve babam daha iyi Türkçe konuşa bileyim ve dışarda dışlanmayayım diye benimle anadilimle konuşmadılar. Yanlış yaptılar. Keşke kendi dilimi bilseydim. Bu bana yeterdi” şeklinde konuştu.
(tt-rç/zd)

