Anadilimin tohumlarını köyümün tarlalarına serpiştirmek istiyorum

10:15

Zehra Doğan / JINHA


DERSÎM -  Zorunlu göç ile beraber kentin kuytu mahallerinde yaşama zorlanan yurttaşlar artık köyüne dönmek istiyor. “Köyüme dönüp dilimin tohumlarını toprağıma yeniden serpiştirmek istiyorum” diyen 65 yaşındaki Dersimli Hatice ana, büyük kentlerde ilk olarak anadilin yok olduğunu söylüyor.


Büyük kentlerin küçük gecekondularında yaşamaya terkedilen yurttaşlar PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın başlattığı çözüm süreciyle berber köylerine dönmek istiyor.  Doksanlı yıllarda oldukça yoğun bir şekilde bölgede yaşanan zorunlu göç mağduru yurttaşlar kentlerde ötekileştirilerek gecekondularda yaşamak zorunda bırakılmayı istemiyor, köylerinde kendi kültürleriyle yaşamak istiyor. Büyük zorluklarla kentlerde yaşama tutunan yurttaşlar, işsizlik, ötekileştirme sorunlarıyla beraber, kültür ve inanç asimilasyonuna maruz kalıyor. “Köyüme dönüp dilimin tohumlarını toprağıma yeniden serpiştirmek istiyorum” diyen 65 yaşındaki Dersimli Hatice ana, büyük kentlerde ilk olarak anadilin yok olduğuna dikkat çekiyor.


Çapayı toprağa vuran kadının bereketli elleri


“Munzura canımı feda ederim” diyen Hatice ana, Dersim kültürünün Osmanlı döneminden bu yana başa gelenlerle yok edilmeye çalıştığına dikkat çekerek, “Şimdi de Tayyip Erdoğan bizi yok ediyor. Elimizi kolumuzu bağlıyorlar gelen vuruyor, giden vuruyor” dedi. Dersim halkının inancına ve kültürüne bağlı olduğuna dikkat çeken Hatice ana, “Jara Gola Çeto bizim için değerlidir. Orası  Xızır’ın evidir. Her Perşembe niyaz dağıtır mum yakar dilek tutarız. Devlet bunu kabul etmedi Xızır’ın evini yıktılar. Sular altında kalan evini barajın üstüne taşıdılar. İnancın evi taşınır mı? “ diye sitem etti. Alevi inancında eşitliğin olduğunu kadın ziyaretlerden anlaşıldığını belirten Hatice ana, “Bizim birçok ziyaretlerimiz kadındır. Kadının doğayla bütün olduğuna inanırız. Kadınlar bizim için toprağı bereketi temsil eder bu yüzden kadınlar kutsaldır. Kadın doğurgandır bereketlidir. Elleriyle tuttuğu çapanın her darbesi toprağa bereket verir. Kadın sayesinde ekinimiz biçeriz” diyerek kadının iki küskün arasını yapan elçi görevi gördüğünü de belirtti.


‘Gitti kutsal Dersim’imin ağaçları diye feryat ediyorum’


“Ağaç, toprak, ekin su benim için kutsaldır onlar olmadan yaşayamam. Bu tüm Dersimliler için geçerlidir. Bizler doğaya inanırız sabah şafağında güneşin değdiği yeri, gece de ayın yansıdığı yeri öperiz.  Bu bizim inancımızdır. Perşembe geceleri pencerede mum yakar, sabahlara kadar dua ederiz. Güneş doğduğunda da değdiği yeri öper uyumaya gideriz. Bizim için her iki nehrin birleştiği yer kutsaldır. O suyun önünden geçerken başparmağımızı öper başımıza koyarız. Biz buyuz doğamızı seviyor ve ona anlam biçiyoruz. Bu inancımıza rağmen birileri bizi dikkate almıyor ve operasyon bahanesiyle ağaçlarımızı yakıyor, ormanlarımızı yok ediyor. Her yangın çıktığında yüreğim yanıyor. Gitti kutsal Dersim’imin ağaçları diye feryat ediyorum. Fakat elden ne gelir sadece izliyorum” şeklinde konuştu. Doksanlı yıllardan önce köyde yaşadığının bilgisini veren Hatice ana, “Köyümüzün dört bir yanını asker çevirdi. Kapılarımız kırılırcasına vuruldu. Kapıyı açtık ve ayağında postallarıyla askerler evimize girdi. Evimizden zorla şehirlere doğru gönderildik. Kimimizin sabaha yetişecek parası yokken yeni bir hayata sürüklendik. Koca binaların kuytu, güneş görmeyen daracık sokaklarındaki, minnacık evlerimize doğru yalın ayaklarımızla yol alıyorduk. Her gün ekin biçtiğimiz, çiçeklerinden bal elde ettiğimiz topraklarımıza terörüz diye bir daha dönmemek üzere gittiğini bilmek çok acıydı. Ben şanslıyım. Dersim’e geldim. Kimi aileler, büyük şehirlere kimi ise Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı. Bazılarımız da yasağı çıktı dönemedi” diye ifadelerde bulundu.


‘Dilimizi öğretemedik, korktuk…’


Dersim’in yok edilmeye devam ettiğini söyleyen Hatice ana, “Önce bizleri inancımızla yok etmeye çalıştı. Bizleri katletti. Şimdi ise aynı katliam yine oluyor. Bu defa dilimizi katlediyor. Dilimiz yok olmak üzere. Gençlerimiz dilimizi konuşamadı. Şehirlerde onlara öğretemedik. Korktuk… köyüme giymeyi istiyorum. Yıllardan sonra köyüme gittim baktım ki, hiçbir şey kalmamış. Her şey talan olmuş. Ekilecek ekin yaban bitkilerle dolmuş. Ben şimdi ne yapayım, nereye gideyim? Bize olanak sağlansın ve yeniden doğduğumuz topraklara gidelim. Köyüme gidip, topraklarımda anadilimin tohumlarımı serpiştirmek istiyorum” sözleriyle konuşmasına son verdi.


Fotoğraf – Kamera: Zehra Doğan


(zd)