Kadınlar ‘devlet eliyle şiddeti’ tartıştı

07:40

JINHA


AMED – Dün akşam SELİS Kadın Danışmanlık Merkezi tarafından Anıt Park’ta yapılmak istenen forum, polis engeline rağmen gerçekleştirildi. Kadınlar, devletin, parklarda her gün yapılan taciz, tecavüz, fuhuş, uyuşturucu ve esrar satışına ses çıkarmazken, bunlara karşı yapılan sohbetleri engellediğine vurgu yapıldı.


Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) bileşenleri tarafından her Pazartesi günü düzenlenen forum etkinliği, dün akşam da SELİS Kadın Danışmanlık Merkezi öncülüğünde Diyarbakır Valiliği karşısında bulunan Anıt Park’ta gerçekleşti. Forum kadına yönelik her türlü şiddet ve kültürel asimilasyona karşı kadınlar başta olmak üzere halkta farkındalık yaratmak amacıyla bir araya gelen kadınlara polis engel oldu. “Resmi kuruma yakın” gerekçesiyle izin verilmeyen forum, kadınların direnmesi ile beraber gerçekleşti. Fakat, polisin ses sisteminn parka girmesine izin vermemesi nedeniyle kadınlar, sinevizyon gösterimi gerçekleştiremedi. Forum nedeniyle parkın etrafına sivil polis araçları ve zırhlılar gelmesi dikkat çekerken, forum boyunca sivil polisler “kadınların başında(!)” bekledi. Bu haftaki forumun moderatörlüğünü ise, avukat Ruşen Seydaoğlu yaptı.


‘Slaytlarımız, devletin erkek şiddeti tarafından engellendi’


İlk konuşmasında parkta oturarak kadınlarla sohbet etmenin yasadışı değerlendirildiğini belirten Ruşen, “Biz sadece kadınlarla bir araya gelmek istedik. Slaytlar hazırlamıştık. Fakat onları izletmemiz, yine devletin erkeklik şiddeti tarafından engellendi. Hiçbir şeyimiz olmasa da şiddeti yaşayan kadınlar olarak, ona karşı mücadele eden kadınlar olarak söyleyecek sözümüz her zaman var demeliyiz belki de. Buradan yola çıkarak hem kendi kişisel hayatlarımızda yaşadığımız şiddet biçimlerini, mücadele ettiğimiz erkek hallerini, hem Kürt milleti olarak hem Kürt kadını olarak yaşadığımız şiddeti, eylemlerde, toplantılarda bir araya gelip tartışmak gerekiyor” dedi.


‘Tecavüze ses çıkarmayan devlet, sohbetimizi engelliyor’


Forumda söz alan kadınlardan Emine Yasavul, kendilerini bugün engelleyen zihniyetin, parklarda çocukları uyuşturucu ve esrara alıştıran, fuhuşa, tacize, tecavüze ses çıkarmayan ve bunlara izin veren bir zihniyet olduğunu vurguladı. Sadece sohbet etmek amacıyla parkta oturmak istemelerinin devlet tarafından engellendiğini kaydeden Emine, “Halkla birleşmemiz istenmiyor. ‘Valiliğe yakın’ gerekçesi ile engelleniyoruz. Şu açıktır ki; devlet bu sorunlara kendisi teşvik ediyor. Buna karşı olanları da yasaklıyor. Çünkü onlar topluma fuhuşu, uyuşturucuyu yerleştirmeye çalışıyor. Biz bunun önüne geçince de rahatsız oluyorlar. İletişimi, halkın uyanmasını istemiyorlar” şeklinde konuştu.


‘Kadın ve gençler, her sistemin hedefidir’


Ayrıca erkek egemen sistemin özellikle son zamanlarda kadın bedenine yönelik saldırıları da değerlendiren Emine, erkeklerin daha önce kürtaja ve sezaryene şimdi de hamile kadınların sokağa çıkmasına el attığını belirterek, Ömer Tuğrul İnançer’in söylemlerine tepki gösterdi. Kadın ve gençlerin, her zaman sistemlerin hedefi olduğuna dikkat çeken Emine, üzerlerindeki psikolojik baskı karşısında yılmayacaklarını ifade etti.


‘Hamile kadını tartışmak terbiyesizliktir’


Sultan Ak da “hamile kadının sokağa çıkması” tartışmalarına değinirken, bu tartışmaları ve söylemleri “terbiyesizlik olarak ele aldı. Artık cinsel taciz ve tecavüzün kurumsallaştığına işaret eden Sultan, buna örnek olarak İran rejimi tarafından yakalanan ve idam edilmeden önce de cennete gitmemesi için tecavüz edilen Şirin Elemhuli’yi de andı. Tecavüzü bir savaş suçu olarak ele alan Sultan, ayrıca evde şiddet gören kadına ulaşılması gerektiğinin altını çizdi. Kadınların bilinçli bir eğitimden geçmesi gerektiğine de vurgu yapan Sultan, “Kadın şiddete maruz kalıyorsa ve devlet sistemi bunun karşısında anayasal gelişme ve değişmeler gerçekleştirmiyorsa, bu demektir ki, devlet bunu hoşgörüyle karşılıyor” ifadelerine yer verdi.


‘Parklar neden var ve neden yapılır?’


Foruma katılan kadınlardan DTK Kadın Meclisi daimi üyesi Songül Morsümbül ise, konuşmasına polislerin halka açık bir alana girilmesine “Valiliğe yakın” gerekçesiyle engel olmasına dikkat çekerek başladı. “Parklar niye yapılır? Bir kentte park neden var?” sorusunu polislere soran Songül, parklar kadınların evin dört duvarından çıkıp gelerek, biraz nefes alabildikleri bir alan olmasından dolayı DÖKH olarak da tercih edildiğini belirtti. Kadın noktasında sadece emniyet güçleri ve askerlerin değil, evin içindeki erkeğin bile kadına bir yerden sonra “dur” dediğine işaret eden Songül, “Yani biz demliğimizi, çaydanlığımızı, mangalımızı alıp gelsek buraya aynı şey mi olacak diye gerçekten sormak istiyorum” dedi. Ama eminim onların da komik cevapları olacak.


‘Devlet, aldığı cezalardan hiç ders çıkarmadı’


Songül, devletin otuz yıllık savaş içinde kadın bedenini bir ülke bedeni olarak gördüğünü dile getirirken, şöyle konuştu:


“Şükran Aydın yıllar önce 400 tane emniyet polisi tarafından tecavüze uğradı. Ve Türkiye’nin AİHM’de ceza aldığı ilk dosyalardan biri. Ama ne yazık ki, devlet organları ya da güçleri bundan hiç ders çıkarmadılar. Kadına yönelik tecavüzü bir ülke toprağı olarak değerlendirdiler. Kadına tecavüzü asker, polis, korucu, imam ve devlet eliyle devam ettirdi. Hepimiz aile içinde de tacizler, tecavüzler yaşadık. Bununla mücadele etmesini bir şekilde kadınlar yan yana gelerek çözdüler. Ama devletin şiddetine karşı ya da devlet organlarının bize yönelttiği şiddete karşı gerçekten daha örgütlü ve daha güçlü olmamız, daha fazla sözümüzü birbirimizle paylaşmamız ve daha fazla dokunmamız gerekiyor. Bunu biraz başardığımızı düşünüyorum. Ama bu başarının artabilmesi için de gerçekten bizim sadece Amed merkezli değil Van’daki kadının sorununu da, Bingöl’de 8 asker tarafından tecavüz edilen kız çocuğunu da, Siirt’te belediye başkan yardımcısı kimliğiyle tecavüzü ve tacizi geliştiren kişiye karşı da, devletin bizzat polisinin gözaltında taciz ve tecavüzüne uğrayan Gezi Parkçı eylemcilerine de, Rojava’da Kürtlerin malları da kadınları da sizlere helaldir” diyen anlayışa karşı da gerçekten hepimizin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Kadınlar bir gün boyunca evin içinde hapsoluyorlar, dört duvar yaratılıyor kendilerine. Kendi duvarlarını aşmak için parkın duvarları içine giriyor. Parkın duvarları içinde yaşadığımız şiddeti de açıkça burada gördüğünüz emniyet yetkilileri şahsında da kınamak istiyorum. Bu ambargonun kalkması gerekiyor. Biz suç işlemiyoruz, herkesin yaptığı şeyi yapıyoruz. Bu suçsa yasalar var, gider davalarını açarlar. Lütfen bize gölge etmeyin.”


‘Taciz ve tecavüz bir soykırımdır’


Songül’ün ardından konuşan BDP Kadın Meclisi Üyesi Sakine Kayran ise, taciz ve tecavüzleri soykırım olarak ele aldı. Kadının doğurganlığı, anne olması ya da o güzel duygularıyla tüm insanları bir araya toplayıp öncülük yapmasının güzel ve özgür bir toplumun da gebesi ve öncüsü olduğunu gösterdiğine değinen Sakine, bu güzelliğin yok edilmek istendiğine vurgu yaptı. Kadın iradesinin 6 bin yıllık örgütlülüğüyle kendisini kurumsallaştıran erkek egemen zihniyet tarafından kırılmak istendiğine dikkat çeken Sakine, özgürlük, eşitlik, birlik, beraberliği isteyen herkesin yok edilmesi için egemenler tarafından mücadele verildiğini belirtti.


‘Güçlü yasalar olsaydı bu kadar vaka yaşanmazdı’


Sakine, “Bu nedenle daha çıkarsız ama daha birlikte yaşama, daha yok eden değil daha var eden, işgale değil birlikte yaşamaya dayanan özgür bir dünya istiyoruz” dedi. Evlerde küçük özgürlük alanları yaratılıyorsa, bunun toplumda da yaratılabileceğini kaydeden Sakine şöyle devam etti:


“İradeli insanlara kimse bir şey yapamaz. Ama iradesiz olursan herkes sana ilişkin söz söyleme hakkına sahiptir. Bu açıdan tecavüz bir kültürdür. ‘Akıllı, uslu olun ve evinizde oturun. Kuyruğunuzu sallamayın, yoksa siz de tecavüze uğrarsınız’ demek, bir yaklaşımdır, kadını eve kapatmaktır. Bir bebek tecavüze uğruyor. Ne yasal devreye giriyor, ne de toplum sesini yükseltebiliyor. Benim kapımdan uzak olsun da kime gelirse gelsin” demek bir katliamdır. Fakat her birimiz, yanımızdakine atılan bir tokadı hissederek mücadele etmeliyiz. Fakat bu vakalar, aile içinde, komşuluk ilişkileri içinde gizleniyor. Caydırıcı, güçlü yasalar olsaydı, bugün bebekler tecavüze uğramaz, bu kadar vaka yaşanmazdı.”


‘Geciken adalet, adalet değildir’


Son yıllarda ölen kadınların hemen hepsinin çantasında bir koruma talebi olduğuna dikkat çeken avukat Ruşen, koruma taleplerinin emniyete intikalinin dahi on gün sürdüğüne dikkat çekti. Bir koruma talebinin hemen yerine getirilmesi gerektiğine vurgu yapan Ruşen, “Geciken adalet adalet değildir” dedi.


Ayrıca kadınların, forumda aldıkları “Bingöl’de E.A.’ya tecavüz eden 8 uzman çavuşun askerlikten atılması” haberi, alkışlarla karşılandı. Bu kararı ise Ruşen, “Kadın mücadelesinin bir sonucu olarak bu karar çıkmıştır” dedi.


(gk)