Emeğim, Kimliğim, Bedenim Bana Aittir Dokunma!

09:30

 


Eylem Daş / JINHA


İSTANBUL - Siyasal bir simge olarak erkeklerin ana hedeflerinden birinin kadını beden olarak kontrol altına almak olduğunu ifade eden Hülya Gülbahar, “Kadınların kontrol altında olması, toplumun kontrol altında tutulması anlamına gelmektedir” dedi.


Ramazan nedeniyle TRT 1 ekranlarında yayınlanan ‘Ramazan Sevinci’ programına konuk olan tasavvuf düşünürü ve Avukat Ömer Tuğrul İnançer’in, hamile kadınlara ilişkin ayırımcı ve aşağılayıcı yorumlarına tepkiler sürüyor. Kadına yönelik şiddete karşı mücadelede tanınan isimlerinden Avukat Hülya Gülbahar bu yorumlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.


‘Kadın, erkek cinsinin çoğalmasını sağlayan kuluçka makinesi değildir’


Dinin ataerkil yorumunun Türkiye için çok ciddi bir problem olduğunu dile getiren Hülya, “Ne yazık ki kamuoyunda sözcülük yapan din insanlarının ezici çoğunluğu tasavvufu bile ataerkil, faşist düşüncelerine alet ederek kadınların sosyal yaşamdan dışlanması propagandası yapıyor” dedi. Kadını erkek cinsinin çoğalmasını sağlayacak bir kuluçka makinesine indirgemek isteyen zihniyetin varlığına dikkat çeken Hülya, bu zihniyetin son yıllarda her türlü fikir ve ifade özgürlüğü sınırını zorladığını ve kadınlara karşı açık bir düşmanlığa dönüştüğünün altını çizdi.


‘Bu ifadeler kadına karşı işlenmiş bir suçtur’


“Gebe kadınlara ilişkin son açıklama, bunun en sansürsüz halidir” diyen Hülya, bu açıklamanın bir hukukçu tarafından dile getirilmiş olmasının çok ciddi bir mesleki disiplin suçu anlamına geldiğini belirterek, bu yaklaşımın Türkiye’nin tarafı olduğu tüm uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu vurguladı. Hülya, ayrıca bu ifadelerin kadınların sosyal yaşama katılma, toplumda özgürce hareket etme hakkına karşı ayırımcılık olduğunu da kaydederek, kadınlara karşı aleni olarak işlenmiş bir suç olduğunu söyledi. Hülya sözlerine şöyle devam etti:


“Dinin ataerkil yorumlarının egemen yaşam biçimi olduğu ülkelerin sokaklarında sadece son derece yaşlı ve ağır hasta kadınların görülüyor olması bu zihniyetin tipik uygulamalarından biridir. Gebelikle başlayan sokağa çıkma yasağının bir adım sonrası gebe olsun olmasın kadınların yanlarında erkek refakatçi olmadan sokağa çıkmasını yasaklamaktır.”


‘Baro, üzerine düşen görevi yapmalıdır’


Baronun ayırımcılık suçu işleyen bu hukukçuya yönelik derhal bir disiplin cezası uygulaması gerektiğini ifade eden Hülya,  “Avukatlık kimliği ile bağdaşmayan, kadınlara karşı ayırımcılık ve kadın cinsine yönelik aşağılama içeren bu sözler cezasız kalmamalıdır” dedi.  Bu ayırımcı dili sadece bir iki erkeğin kullanmadığını ifade eden Hülya,  devlet kademelerinin ve akademi dünyasının en üst sözcülerince eril dilin yaygın bir şekilde kullanıldığına dikkat çekti.  Ayrıca Hülya, Türkiye’ de kadın hakları açısından bu durumun vahim olduğunu kaydetti.


‘TRT yönetimi de bu ayırımcı görüşleri paylaşıyor’


TRT’nin devlet kaynakları ile çalışan, halkın vergileriyle oluşturulmuş bir kurum olduğunu belirten Hülya, “Anayasal olarak özerk davranması gereken bu kurum, spikerinin hislerine tercüman oluyormuş gibi davranması, TRT yönetiminin bu spikere karşı kendi iç denetim mekanizmalarını derhal harekete geçirmemiş olması, TRT yönetiminin de bu görüşleri paylaştığı anlamına gelir” açıklamasında bulundu.


‘Bülent Arınç gereğini yapmadıkça suça ortak olacaktır’


Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) kurumundan sorumlu hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın da geçmişte kadın siyasetçileri aşağılayan ve yer yer tacize varan söylemlerini hatırlatan Hülya Gülbahar, Bülent Arınç’ın derhal kendine bağlı bu kurumlardan bu zihniyeti silmesi gerektiğini belirterek, “Bu propagandalara izin verdiği takdirde kadına yönelik aşağılama ve ayırımcılık suçunu Bülent Arınç’ın da işlemeye devam ettiğini tespit ederiz” ifadelerini kullandı.


‘Erkeğin üstünlüğü fikri yeniden inşa ediliyor’


1 Ocak 2002 yılında yürürlüğe giren yeni Medeni Kanun’da ‘aile reisliği’ ve ‘karı-koca’ kavramlarının temizlenmesine dikkat çeken Hülya, buna rağmen ‘kadın eş’e ‘hanım’, ‘erkek eş’e de onun ‘beyi’ sıfatlarıyla seslenildiğini dile getirdi. Hülya,  hukukun öngördüğü objektif ve cinsler arasında hiyerarşi içermeyen ‘kadın eş’, ‘erkek eş’ kavramlarının tersine, ‘bey’ kavramıyla aile içinde erkeğin üstünlüğü fikrine dayalı bir hiyerarşinin yeniden üretilmesi çabasının var olduğunu sözlerine ekledi.


Hülya, Medeni Kanun’daki tanımların aksine tanımlar üretmek ve ailede ‘reislik’ müessesesini yeniden tesis etmeye çalışmak bir hukukçu için var olan hukuk düzenini tanımamak anlamına gelmektedir şeklinde konuştu. Hülya sözlerini şu şekilde sürdürdü:


‘Beyin arabası, kocanın arabası…’


“1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren yeni Türk Medeni Kanunu uyarınca evlilik içersinde edinen mallar eşlerin ortak paylaşması gereken mallardır. Evlilik de ‘beyin arabası’, ‘kocanın arabası’ gibi kavramları kullanırken bir hukukçunun hukuk kurallarını hiçe saymaması gerekir. Kadınlara, kerameti kendinden menkul bir takım din adamlarının tayin ettiği saatlerde (örneğin, kimsenin görmediği akşam saatlerinde) eşlerine arabayla dolaştırmayı teklif etmeleri de aynı ayırımcı yaklaşımın bir diğer tezahürüdür.”


‘Toplum aile üzerinden hiyerarşik tarzda bölünüyor’


Temel amacın bütün bir kadın cinsine toplumsal hayatın dışına çekmek, evlere hapsetmek olduğuna vurgu yapan Hülya, böylelikle ataerkil aile modelinin yani kadın ve çocuklar üzerindeki erkek egemenliğinin kadını köleleştirerek yeniden tanzim edileceğini söyledi. Hülya, bu tarz söylemlerin aynı zamanda, toplumdaki hiyerarşik hegemonyayı pekiştiren söylemler olduğunu belirterek, “Bütün bir toplumun hiyerarşik bir tarzda bölünmesi, zayıf olan kesimlerin kendini daha güçlü gören kesimler tarafından tahakküm altında tutulması için bir siyasal sembol olarak kullanılmaktadır” dedi.


‘Kadınların kontrol altına alınması, toplumun alınmasıdır’


Dünya Kadın Hareketi’nin en temel sloganlarından birinin ‘Emeğim, bedenim, kimliğim bana aittir’ olduğunu belirterek konuşmasına devam eden Hülya, “Kadın bedeninin o bedende cisimlenen akıl, emek ve doğurganlık gücünün erkekler tarafından kullanılmasını önlemek tüm dünya kadınlarının sorunudur” şeklinde ifade etti. Siyasal bir simge olarak erkeklerin ana hedeflerinden biri kadını beden olarak kontrol altına almak olduğuna dikkat çeken Hülya, “Kadınların kontrol altında olması, toplumun kontrol altında tutulması anlamına gelmektedir” dedi. Dinin ataerkil söylemlerini yücelten anlayışlar doğrultusunda din insanlarının, bedenin Allah’ a ait olduğunu belirterek erkeklerinde bu bedene tanrısal hükümleri kullanarak kontrol etmeye çalıştıklarına işaret eden Hülya, “Adeta dünyada kadınlar üzerinde tahakküm kurarak erkekleri Allah’ın temsilcileri olarak lanse etmeye çalışmaktadırlar” ifadelerine yer verdi. Ayrıca Hülya, “Bu anlayış bariz muhafazakar bir toplum modeli propagandası yaratma anlayışıdır” ifadelerine yer verdi.


Foto: Eylem Daş


(ed/gk)