Gazetecilere Özgürlük Kongresi’nde Türkiye’deki tutsak gazeteciler tartışıldı
16:15
JINHA
İSTANBUL – Gazetecilere Özgürlük Platformu tarafından düzenlenen 2’nci Gazetecilere Özgürlük Kongresi’nde konuşan Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi, “Sorunumuz artık sadece basın özgürlüğünden ibaret değil. Aynı zamanda toplumun ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yapma özgürlüğüdür” dedi.
Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) tarafından düzenlenen 2’nci Gazetecilere Özgürlük Kongresi Taksim'deki The Marmara Otel'de başladı. Ahmet Şık, Nedim Şener, CHP Milletvekili Melda Onur'un yanı sıra çok sayıda Türkiyeli ve yabancı gazetecinin katıldığı kongrenin açılış konuşmasını Gazetecilere Özgürlük Platformu Dönem Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Sendikası(TGS) Başkanı Ercan İpekçi yaptı. Ercan, “Bizler doğruları yazmaktan, birbirimize sahip çıkmaktan korkarak bu demokrasi mücadelesine katkı sunamayız” dedi. “Medya patronlarına” seslenen Ercan, “Nasıl olsa bir gün kaybedeceğiniz medyanızı hiç değilse halkın sesi ile paylaşın, onurunuzu kurtarın. Türkiye'de evlerin balkonlarına, insanların yüzlerine atılan gaz bombalarından kimse haber kokusu almıyor. Ne Reyhanlı'yı ne Silivri'yi ne Lice'yi ne Uludere'yi görüyor” şeklinde konuştu.
‘Sorunumuz bir toplumun ifade özgürlüğü sorunudur’
Kongrenin açılış konuşmasını yapan TGS Başkanı Ercan İpekçi, özgürlüğün kısıtlanması sorununun sadece bir basın sorunu olmadığını belirterek, “Sorunumuz aynı zamanda toplumun ifade özgürlüğü örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yapma özgürlüğüdür” ifadelerine yer verdi. Türkiye medyasının Gezi olayları ile beraber baskı gören basın emekçilerine sahip çıkmadığını dile getiren Ercan, “Tahrir Meydanı’ndaki, Adeviye Meydanı’ndaki gösterileri ekranlarına taşıyan Türk medyası ne Taksim’i ne Uludere’yi ne Reyhanlı’yı ne de Lice’yi görüyor. Medyanın bu manipülasyon içerikli kirli bilgilerle dolu yayıncılığından dolayı kamuoyu, siyasi iktidarın tek yanlı açıklamalarıyla yönlendirildi. Tutuklanan gazetecilerin terörist olduğuna ikna edildi” açıklamasında bulundu.
Ercan yaptığı konuşmada, Kürtler polis ve asker şiddetine maruz kalırken, devletin bakış açısıyla yayın yapan medya nedeniyle Türkiye’nin batısında yaşayanların Kürtleri “terörist” olarak tanıdığına vurgu yaptı. Ercan, “Gazeteciler olarak demokrasi mücadelesinde halkın önüne geçemedik. Ancak onların bu onurlu mücadelesinin bir parçası olmaktan geri kalmayalım” dedi.
Açılış konuşmasının ardından söz alan gazeteciler şöyle konuştu:
Tutsak gazetecilerin yalnız olmadığını göstermeliyiz’
Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Başkan Yardımcısı Nadezda Azhgikhina: Gerek Türkiye’de gerek tüm dünyada gazeteciler maalesef yasadışı muamelelere maruz kalmakta. En zor ve acı olanı ise çoğunlukla şiddet ve ölümle karşı karşıya kalmaları. Gazetecilerin cezaevlerinde olması buzdağının sadece görünen bir kısmı. Biz gazeteciler olarak devletin düşmanca tavrına karşı dünyanın her yerinde mücadele ediyoruz. Tutsak gazetecilerin cezaevlerinde yalnız olmadıklarını kartlar, yazılarla ve seslerine ses katarak onların sesini dünyaya duyurarak mücadele etmeliyiz. Bizler gazeteci refleksi ile pragmatik olmalı, panik olmamalı kritik günlerin bizleri beklediğini iyi bilmeliyiz.
‘Türkiye’de gazeteciler paranoyakça suçlamalara maruz kalıyor’
Uluslar Arası Basın Enstitüsü(IPI) Basın Özgürlüğü Danışmanı Steven Ellis: Son 10 yılda Türkiye’de birçok gazeteci öldürüldü. Gazeteciler birçok suçlamalar ile karşı karşıya bırakılarak terörist damgası vuruldu. Bugün Türkiye’de gazetecilerin, paranoyakça suçlama komplolarına maruz kaldıklarını görüyoruz. Gazeteciler sokakta haber yapmaya, topluma ayna tutmaya kalksa ya gaz bombası ya TOMA ya da polis şiddeti ile karşı karşıya kalıyor. Bizler gazeteciler olarak bu zulme karşı ortak bir mücadele yürütmeliyiz. Gezi Parkı olaylarında savunmasız halkın nasıl hayır dediğini ve alanları doldurduğunu gördük. Halk özgürlüğü elinden alındığı zaman “Dur” dedi. Türkiye yürütülen bu özgürlük mücadelesi ile bağımsız olacaktır.
‘Devlet gözleri kör, kulakları sağır etmemeli’
Güneydoğu Avrupa Medya Örgütü (SEEMO) Genel Sekreteri Oliver Vujovic: Nedeni belirlenmemiş bir şekilde 64 gazeteci hala cezaevinde. Medyanın yapması gereken siyasi iktidarı eleştirmesi ve siyasi iktidarın da bunun normal olduğunu kabul etmesi gerektiğidir. Gazeteciler toplum için çalışmaktadır. Olumlu ve olumsuz trendleri raporlayan kişilerdir. Toplumun gözü kulağıdır. Devlet gözleri kör, kulakları sağır etmemeli ve medyada üzerine düşen görevi yerine getirmek zorundadır.
‘Güvenlik güçlerinin gazetecilere yaklaşımı değişmeli’
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Avrupa Büro Temsilcisi Johann Bihr: Türkiye’de polisin ve devletin paranoid bir yaklaşımı söz konusu. Polisin ve güvenlik birimlerinin gazetecilere yaklaşım kültürü değişmeli ve bilinçlenmelidir. Yasal reformlar getirilerek gazeteciler serbest kalmalı ve düşünce ifadesi üzerindeki sınırlamalar ortadan kalkmalıdır. İfade ve düşünce özgürlüğü önündeki tüm engeller ortadan kaldırılmalıdır.
‘Gerçek demokrasi kazandığında birbirimizle kavga edebiliriz’
Uluslararası Pen Başkan Yardımcısı Eugene Schoulgin: Türkiye’de her ne kadar son 20 yılda değişiklik olsa da değişmeyen tek şey zihniyet oldu. Polisin adli kurumların ve devletin zihniyeti hiç değişmedi. Öldürme biçimi, metot değişse de sözde adalet geldi ve bu kabul edilemez bir hal aldı. Türkiye’deki 119 vakayı yakından takip ediyorum ve insanların ne kadar ıstırap çektiklerini gördüm. 64 gazeteciden bahsediyoruz. Rakamlar anlamsızlaşıyor ve anonim oluyor. Halbuki her bir rakam bir özgürlük hikayesi. Bizler 64 rakamının görünür hale gelmesi, istatistiki rakamlara kurban gitmemesi için onların isimlerini tek tek haykırmalıyız. Onlar oto sansürle mücadele etmiş ve düşüncelerini özgürce ifade etme mücadelesi verdikleri için şu an cezaevlerinde. Bizler onların aydınlattığı yoldan kararlı adımlarla yürümeliyiz. Sanatçılar, akademisyenler üzerine düşen görevi yapmak yerine birbirleriyle didişmekte. Örgütler bile birbirine güvenmekten yoksun. Bu insanlar şunu anlamalı ki, ancak gerçek demokrasi kazandığı zaman birbirleriyle kavga edebilirler.
‘Tüm dünya Türkiye’yi izlerken, Türkiye sansürlenmişti’
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) Başkanı Jim Boumelha: Polis Kürtlere ilişkin olaylarda her zaman gerçekleri çarptırdı. Protestoları propaganda olarak gösterdi. Bunun yanı sıra PKK ve diğer kurum ve kuruluşlara üye olmadıkları halde insanları cezaevlerine tıktı. Türkiye sansürlenmiştir. Devletin ve polisin uyguladığı şiddeti tüm dünya olarak izlerken ulusal basının yasaklı olduğunu görüyoruz. Medya patronları sınıfta kalmış olabilir ancak biz gazeteciler sınıfta kalmadık.
‘Kızımın adı bile eşimin suç delilleri arasında’
Tutsak gazeteci Kenan Kırkkaya’nın (Ankara DİHA temsilcisi) eşi Newroz Kırkkaya: İktidar sizi nerenizden yaralarsa orası sizin kimliğinizdir.20 Aralık sabahı terörle mücadele (TEM) polisleri evimizi kuşattılar. Operasyonu 2 yaşındaki kızımız da bizimle yaşadı ve ben bir anne olarak şu an 3 yaşında olan kızıma cezaevi kavramını açıklayamıyorum. Kızımın adı Hêvî Jiyan ve kızımın adı bile eşimin suç delilleri arasında. Eşimin suçlandığı 800 sayfalık bir iddianame var. Eşim Kürt ve gazeteci kimliğinden ötürü cezaevinde. Bir kez daha Kürt kimliğimizden kaynaklı bedel ödedik.
(ed/pk/gk)

