Kıbrıslı kadınlar: Akıl da, beden de, seçim de kadınların!

01:42

 


Hazal PEKER – Hangül ÖZBEY JINHA


KIBRIS / NİCOSİA – Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “sezaryenle doğuma karşıyım, kürtaj cinayettir” sözlerine ilişkin açıklama yapan YKP-fem, “Kadın bedeni Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da başka hiçbir politikacının disiplini altında olmayacaktır. Kaç çocuk doğuracağımız, ne zaman doğuracağımız, ya da doğurup doğurmayacağımız biz kadınların kararıdır. Tayyip elini kadın bedeninden çek!” dedi.


Kıbrıs’ da feminist politikalar üzerinde çalışmalar gerçekleştiren YKP-fem, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ ın “sezaryenle doğuma karşıyım, kürtaj cinayettir” sözlerine ilişkin basın açıklaması yaptı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerini eleştiren YKP-fem yetkilileri tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Türkiye’deki kadınlara en az 3, Kıbrıs’ın kuzeyindekilere de 4 çocuk fetvasını veren Recep Tayyip Erdoğan, son olarak da ‘sezaryenle doğuma karşıyım, kürtaj cinayettir’ dedi. Cenin kadın bedenindedir, kadının içindedir ve ondan ayrılamaz. Bu nedenle kürtaj sadece çocuk doğurup doğuramamakla ilgili değil, kadının vücuduyla ilgili bir karardır” denildi.


‘Hiçbir doğum kontrol yöntemi güvence vermez’


Hiçbir kadının kürtaj olmak için hamile kalmayacağına dikkat çekilen açıklamada, kürtajın, tecavüzlerin ya da tedavi edilemeyen hastalıkların kaçınılmaz sonucu olduğu belirtildi. Doğum kontrol yöntemlerinden hiç birinin yüzde yüz güvence vermediğini dile getiren YKP-fem, kürtajın cinsel hayatın bir parçası olduğunu kaydetti.


YKP-fem tarafından yapılan açıklamada, şunlar belirtildi:


“Erdoğan’ınki gibi söylemler, kadının içerisinde bulunduğu çok eksenli durumları göz ardı etmekte, gelişecek bebeğin sağlık durumu, nasıl bir hayat yaşayacağını umursamamaktadır. Onu sadece sömüreceği ucuz iş gücü, uğruna katledeceği askerler ya da demografik yapıyı değiştirecek aletler olarak görmektedir.  Bu da çocuk doğumunu ulusun devamı olarak gördüğünü belirttiği ‘Kıbrıs’a nüfus aktarmamamızı istiyorsanız siz de çocuk doğurun!’ efelenmesinde apaçık ortadadır. Sezaryen gibi ciddi bir karın ameliyatının oranının Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerildiği gibi doğumların en fazla yüzde 10 ila yüzde 5’ini oluşturması gerekirken, bu ameliyatların çok daha sık yapılması kapitalist sistemin kadın bedeni üzerinden rant sağlamasıyla ilişkilidir. Ancak, gerekli olduğu durumlarda, anne ve bebek için can kurtarıcı olabilen bu ameliyata karşı olmak, mantıklı bir düşünce biçimi değildir. Aksine kadın vücudu üzerinde tahakküm kurmaya yeltenmektir.”


Kuzey Kıbrıs’ta sezaryen konusundaki mevcut durum:


“Coğrafyamızdaki oranlar Dünya Sağlık Örgütünün önerdiğinin kat ve kat üzerindedir. Sağlık Bakanlığı’ndan elde edilen verilere göre, devlet hastanelerinde, 2008 ve 2009 yıllarında ortalama sezaryen oranı yüzde 42 civarındadır. Özeldeki uygulamalarla ilgili veriler mevcut olmamakla birlikte, genel kanı, özel sektörün kar amacı gütmesinden ve sezaryen doğumlarda daha çok para alındığından dolayı özel hastane ya da kliniklerde, sezaryen oranının daha yüksek olduğudur.  Ancak, psikolojik ve fiziksel olarak gerekli olduğu durumlarda hayat kurtarıcı olan bu ameliyata karşı olmak ise tamamen kadınların sağlık ve yaşama haklarını hiçe saymak demektir. Kaldı ki, Recep Tayyip Erdoğan yukarıda belirtilen endişelerle değil salt nüfus artışı üzerinden, anlayamadığımız bir şekilde, sezaryeni değerlendirmiştir. Kadın bedeni Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da başka hiçbir politikacının disiplini altında olmayacaktır. Kaç çocuk doğuracağımız, ne zaman doğuracağımız ya da doğurup doğurmayacağımız biz kadınların kararıdır. Tayyip, elini kadın bedeninden çek!”


(hp/ho)