Yarım kalmış göç masalları

09:15

Mizgin Tabu / JINHA


AMED – Köylerinden zorla göç ettirilen Emine ana, betonlaşmış yaşamın içinden geriye kalan masalları anlatarak, "Zin’in ölümünden sonra, Mem’in mezarını açtılar. Bey dedi ki; ’Memo al sana yar!’ Mem’in mezarından üç defa ses geldi. ’Merhaba’ diye. Gerçeğin bu sırrını işiten herkes aşka inandı" diyor.


Geçmişten günümüze teknolojinin hızla ilerlemesiyle insanlar kültürel anlamda bir unutuluşun içine çekildi. Kültürel bir alışkanlık olan ve bu unutuluşun içinde yerini alan masallarsa, TV ve bilgisayar oyunlarının gölgesinde kalarak çocukların yaşamında varlığını yitirdi. Diyarbakır’ın belki en eski yerleşim yerlerinden biri olan Balıkçılar semtinde yaşayan Zahide Aras ve Emine Altan, doksanlı yıllarda gerçekleştirilen köy boşaltmaları sonucu şehirlere göç edişlerini anlattı. Şehirdeki yaşamlarının eskiye dönük tüm kültürel varlıklarını tükettiğini anlatırken, kadınların çocuklarına masal anlatamamalarının ve zamanla unutulmaya yüz tutmuş hikâyelerini paylaştı. Emine Ana, ”Dedelerimiz, ’Mem û Zin’ ve ‘Cebeliyê Mirê Hekkariyê’ öykülerini bize sabaha kadar anlatırdı. Şimdi ise hayatımıza giren televizyon ve bilgisayar nedeniyle torunlarımıza masal anlatamıyoruz” dedi.    


‘Çocuklar, askerlerin korkusundan erken uyurdu’


Yıllar önce Nusaybin’den Diyarbakır’a göç eden ve şehir yaşamının kültürlerini nasıl yok ettiğini anlatan 54 yaşındaki Emine Ana, “Devlet köyümüzü 90’lı yıllarda yakıp talan etti. Geceleri askerlerin gelip bizi götüreceği ve işkencelerle öldüreceği korkusundan çocuklarımızı erkenden uyutur, ne ninni söyler ne de masal anlatabilirdik. Oysa dedelerimiz, ’Mem û Zin’ ve ‘Cebeliyê Mirê Hekkariyê’ öykülerini bize sabaha kadar anlatırdı. Şimdi ise hayatımıza giren televizyon ve bilgisayar nedeniyle torunlarımıza masal anlatamıyoruz” şeklinde ifade etti.


‘Köylerde kendi örf ve adetlerimize göre yaşıyorduk’


Emine Ana, köylerinden göç edişlerini ve yabancı oldukları bir yaşamla hayatlarının tamamen değiştiğini anlatarak, “Köyümüzden şehre göç ettiğimizde dilimizi, kültürümüzü her şeyimizi unuttuk, bize ait hiçbir kültürümüzü bırakmadılar. Köyümüzde hayvancılık, bağ ve bostan işiyle uğraşıyorduk huzurlu ve mutluyduk. Gençlerimiz göç ettiğimiz şehirlerde Türk kültürünü öğrendi.  Oysa köylerde kendi örf ve adetlerimize göre yaşıyorduk. Şimdi öyle değil, tamamen şehir hayatına göre yaşıyoruz” dedi. Emine Ana, şimdilerde halk arasında çok fazla dinlenilmeyen dengbêjlere de değinerek, “Eskiden dengbêjler topluluğu vardı. Kadınlar ve eklerler birlikte oturup dengbêj kültürünü geliştiriyordu. Denbêjler söylüyor, bizler çocuklarımızla beraber dinliyorduk” dedi.


Çizgi filmler masalları yok etti’


Emine Ana gibi şehir yaşamında kaybettikleri kültürlerini anlatırken, televizyondan ötürü torunlarının kendi dilerini unuttuklarını, kültürlerine ise yabancılaştıklarını belirten 56 yaşındaki Zahide Aras ise,  Kürt çocuklarının ana dillerini ve kültürlerini unutmaması için televizyonlarda Kürtçe çizgi filmlerin, masalların olması gerektiğini ifade ederek, ” Eskiden köyde yaşıyorduk. Televizyon ve Türkçe dili yoktu. Çocuklarımızı kendi dilimizdeki masallarla uyutup büyütürdük. Bu şekilde daha mutlu ve huzurluyduk. Metropol ve şehirlere göç etme nedeniyle masal kültürümüzü yitirdik. Ben torunlarıma masal anlatmak istiyorum ama onlar televizyonda çizgi filmleri izlemek istiyor. Ve izledikleri çizgi filmler de kendi ana dili olmadığından kaynaklı dillerini ve kültürlerini tanımadan büyüyorlar. İsterim ki, Kürtçe kanallarımız olsun ve çocuklarımız için Kürtçe çizgi filmler yayınlasınlar. En azından bu şekilde kendi dillerini, kültürlerini unutmayarak büyüsünler” dedi.


Foto – Kamera: Mizgin Tabu


(mt/eg/zd)