‘Topraktan geldik toprağa gidiyoruz’
09:15
Zehra Doğan / JINHA
AMED – Seramik Sanatı’nın insanlık tarihindeki etkileşimi üzerine sohbet ettiğimiz Prof. Dr. Evren Daşdağ, “Topraktan geldik toprağa gidiyoruz. İnsanlık toprakla başlayıp toprakta biter. Toprak anadır, ruhunuzu gönlünüzü beyninizden geçenleri dışa aktarımda bir araçtır toprak” diyor.
Ellerin toprağa can vererek yoğurmasıyla biçimlenen seramiğin büyülü serüveni Mezopotamya tarihinde Paleolitik Çağ’a kadar uzanıyor. Keşfedildiği andan itibaren tarih sayfalarını alt üst eden Göbekli Tepe, dikili taşlara işlenmiş hayvan kabartmalarıyla insanlığın düşünceyle ortaya var ettiği sanata da başka bir boyut kazandırıyor. Seramik Sanatı’nın insanlık tarihindeki etkileşimi Dicle Üniversitesi Seramik Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Evren Daşdağ değerlendirdi.
‘Diyarbakır 30’dan fazla medeniyete ev sahipliği etmiş’
- Seramik Sanatı’nı dünya tarihindeki yeri üzerine bilgi verebilir misiniz?
Anadolu’daki arkeolojik buluntulara baktığımızda, Diyarbakır’ın Ergani ilçesine bağlı Hilar Mağaraları, Bismil ilçesine bağlı Körtik Tepe, Urartu, Malatya, Çay Önü, Çatal Höyük gibi uygarlıklar var. Anadolu’nun her karışında bir uygarlık görebiliyoruz. Anadolu bir sanat mozaiğidir. Mezopotamya bölgesi “Bereketli Hilal” olarak bilinir. Diyarbakır 30’un üstünde medeniyete ev sahipliği yapmıştır.
- Anadolu motiflerini eserlerinizde yoğun işleyerek dünya sanat camiasında yer alıyorsunuz. Bu motifler sizin için nasıl bir anlam teşkil ediyor?
Anadolu bu kadar zenginken bir sanatçının ilk önce kendi ülkesinden örneklerle sanat eseri bırakması gerekiyor. Ben de bir sanatçı olarak kendi kültürümde bir eser ortaya çıkarmak için İngiltere’de Anadolu Esintileri adı altında bir sergi açmaya karar verdim. Eserlerimi icra etmeden önce, Anadolu tarihi üzerine ciddi bir araştırmaya girdim. Her bir araştırma damarıma yarı bir kan pompaladı. Araştırmanın derinliğine inerek şaşırmak çok güzel bir duygu. Ülkemiz bu anlamda çok zengin. Her bir motif, ayrı bir hazinenin mirasçısı olduğumuzu bana hatırlattı ve bu anlamda çok heyecanlandım.
Dünyada bilinmeyen birçok eser bu topraklarda ortaya çıktı. Örneğin; Urfa Göbekli Tepe dünya tarihini yerle bir etti. Paleolitik Dönem ile ilgili bildiğimiz her şey, Göbekli Tepe ile çöp tenekesine atıldı. Bu topraklarda Paleolitik dönemde bile alet edevat vardı ve bununla sanat icra ediliyordu. Adıyaman’ın Nemrut Dağı, UNESCO dünya eseri olarak kabul edilirken bu mirasın evlatları olarak, bu muhteşem sanatı eserimize yansıtmamak eksikliğimizi gösterir.
‘Hitler’in Gamalı Haç’ı aslında bize ait’
- Bu toprakların bilinmedik sanat eserlerinden örnek verebilir misiniz?
İlk parayı Lidyalılar buldu ve bunun vatanı Türkiye, Mısırla beraber yapılan dünyanın ilk antlaşması olan Kadeş Antlaşması yine Anadolu’da yapıldı, bunu da yansıtmak gerek. Dünyaca Hitler’in haçı diye bilinen gamalı haçın sahibi Anadolu’dur ve bu haç, bilinenin aksine evrimi ve barışı temsil ediyor. Bunu Hitlerle bağdaştırmak yanlıştır. Bunu İngiltere’deki sergimde anlatırken sanatseverler büyük şaşkınlık içine girdi. Aynı şekilde bizim bir de Selçuklu döneminden kalma 8 kollu yıldızımız mevcut. Bu yıldızın her bir kolu, sevgi, sadakat, şefkat, hoşgörü, inanç, sır saklamak ve sabrı anlatıyor. Bununla beraber, Selçuklu yıldızını ve Türk bayrağının ay şeklini de sergime yansıttım. Başkalarından bizim mirası dünyaya aktarmasını beklemek yanlıştır. Bu görevi sanatçılar üstlenerek yapabilecek birikime sahip çünkü sanat, marifet ve iltifata tabidir. Sanatseverlerle sanat üzerine paylaşımlar yapılmalı, sanat paylaştıkça güzeldir. Eğer bir sanat yapıyorsanız bunu bir sergiyle paylaşmıyorsanız, kendi kendinize odada konuşur gibi hiçbir anlam ifade etmez.
- Türkiye’deki seramik sanatını nasıl buluyorsunuz?
Türkiye’de Seramik Sanatı dünyayı 15 yıl geriden takip ediyor. Bir İspanya’ya gittiğinizde kent duvarlarının seramikle kaplandığını görebiliyoruz. İnsanlar sanata çok değer veriyor. Türkiye’de bu pek mümkün olmuyor. Çünkü Seramik Sanatı ekonomiyle paralel gidiyor ve ülke ekonomik anlamda belirli dönemlerden geçmesinden kaynaklı atölyelerin birçoğu şu an kapanmış durumda. Bunun yanı sıra seramik, ticari boyut almış durumda. Artık fabrikalarda seramik işlenerek seri üretime geçmiş vaziyette.
- Sanatla beraber, Seramik Sanatı’nın istenilen düzeye gelebilmesi için ne yapılabilir?
Bir ülkenin gelişmişlik düzeyinin göstergeci sanattır. Sanatın değer görmediği ülke, dünyayı geriden takip etmek zorunda kalır. Sanat sevgisi, daha ana okul düzeyinde küçücük çocuklara aktarılmalıdır. Sanatsever aileler, sanata dokunarak, yaşayarak sanatçı evlatlar yetiştirmelidir. Sanat, ticari firmalar tarafından da desteklenmelidir. Mesela, her kurum gelirinin yüzde 15’ini sanat camiasına bahşetmelidir. Her kurumda sanata dair eserler olmalı. Yurtdışında da bu böyle.
- Türkiye’de seramik sanatına önemli katkılar sunan isimler kimlerdir?
Kadınlar, toprağın doğurganlığıyla beraber Seramik Sanatını icra etmiş. Neolitik diye bilinen toprak sanatı aslında Paleolitik döneme kadar uzandığını Almanya’daki pişmeyen toprak heykel görebiliyoruz. M.Ö. 10 bin yıl öncesine gidersek, “balçıktan yaratıldık” ifadesi ile birlikte belki içimizde olan bir madde, toprağa şekil vermek ve onu sabitleştirmek isteğiyle seramiğin ortaya çıktığını düşünebiliriz. Kadınlar da bu noktada seramiğe en güzel şekil veren bireyler olarak bilinir. Türkiye’de, Seramik Sanatı’nda önde gelen isimlerden Güngör Güner, Beril Anıl Mert, Füreyya Koral, Zehra Çaban, Hamiye Çolakoğlu’nu sayabiliriz.
‘Tandır yapma işi bir mücadele örneğidir’
- Toprağı tanrıçalığıyla temsil ederek aynı doğurgan ve üretken özelliklere sahip olan kadınla seramiği nasıl yorumluyorsunuz?
Eğer bir sanat varsa ortada, cinsiyetten söz edilemez çünkü sanat cinsiyetsizdir. Fakat tarihten bu yana Anadolu çömlekçiliğine baktığımızda erkeği göremeyiz. Çarklara güç vererek çömlekleri ortaya çıkaran kadınlardır. İlkel alet edevatız çark çeviren kadındır. Eli ve ayağıyla kadındır. Tekerlek bulunduktan sonra çark başlıyor. Bu çarklar çömleği ortaya çıkarıyor. Kadın tıpkı çocuğunu doğurduğu gibi çanak çömleği de doğurur şekil verir, satmak kısmını da erkekler yapar.
Diyarbakır’da tandır yapan kadınlar yine bir yaratıcılık örneğidir. Kadınlar çamurunu yoğuruyor, şekillendiriyor, kurutuyor ve hamurunu yoğurup içinde ekmeğini yapıyor. Tandır yapmak bir mücadele örneğidir. O güneşin altında tandırı oluşturma mücadelesinden sonra satma mücadelesi ve satıldıktan sonra satın alan kadının mücadelesi başlıyor. Ekmek pişiren kadınlar yaratıcılık abidesidir.
Çok kadın gördüm makale yaparken elleri yanmış krem bile bulamıyor ellerini iyileştirmek için. Kadın bana, “Çocuklarım tandır ekmeğini çok seviyor” diyordu. Fedakâr kadın yine her sahnede olduğu gibi burada da kendini gösteriyor. Bu anlamda bu toprakların kadınlar fedakâr birer sanatçıdır.
‘Toprak anadır’
- Evren Daşdağ Kimdir?
Prof. Dr. Evren Daşdağ 1967’de Ankara’da doğdu. İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Seramik Bölümü’nü bitirdikten sonra, girdiği TRT sınavında 3’üncü olarak yıllarca sunuculuk yaptı. Şimdi Dicle Üniversitesi’nde seramik hocası olan Evren, seramik sanatçısı olarak dünyada Türkiye’yi temsil ediyor. Evren, seramiğe verdiği anlamı şu cümleleriyle betimliyor: “Topraktan geldik toprağa gidiyoruz. İnsanlık toprakla başlayıp toprakta biter. Toprak anadır. Ruhunuzu gönlünüzü beyninizden geçiren bir araç oldu toprak. Yaşam rüzgarı yapraklar gibi hayatın bir yerlerine savuruyor bizleri. Şu an bir eğitimciyim. Eğitimde bir verip on alıyorum. Burada tanıştığım her öğrenciyle sanat halkasını genişletiyoruz. Bir meşale aydınlandığında binlerce meşale onunla beraber aydınlanmış oluyor.”
(zd)

