‘Devlet, köylülerin geri dönmesini istemiyor’

10:53

JINHA 


HABER MERKEZİ - Kırsal Kalkınma Uzmanı Nurcan Baysal köye dönüşlere dönük yaptığı çalışmaları değerlendirirdi. Nurcan, köyüne yeni dönmüş bir  kadının sözlerine yer vererek, “Kadın evine döndüğü anı şöyle anlatıyordu: ‘Döndüğümde bu ev benim evim değil dedim. Çocukluk hayallerim yerinde değildi….Bu bizim salon mu diye sordum anneme…saklambaç oynadığım yerler mi bunlar? Her şey her şey yıkılmıştı’ kadının sözleri hala aklımda” dedi. 


Köye geri dönüşler ve ekonomik politikalar üzerine söyleşi gerçekleştirdiğimiz Kırsal Kalkınma Uzmanı Nurcan Baysal, “Köye dönüşler yıllardır konuşuluyor ama bu konuda somut tek bir adım bile atılmış değil” dedi. 


-Köylerinden zorunlu bir şekilde göç ettirilen insanların geri dönüşleri sağlıklı bir şekilde nasıl gerçekleşebilir?


Köye dönüşler yıllardır konuşuluyor ama bu konuda somut tek bir adım bile atılmış değil. Ben köye dönüş sürecini çok önemli buluyorum, hem bir hakkın teslim edilmesi açısından (insanların doğduğu yerde yaşama hakkı) hem de insanların tekrar üretim sürecine dahil olması açısından. Ancak maalesef bu konuda herhangi bir politika olmadığı için insanlar kendi kendilerine dönüyorlar ve o zaman döndükleri zaman karşılaşacakları tüm zorlukları da kendileri göğüslemek durumunda kalıyor.


Bu insanlar döndüklerinde çoğu zaman bir harabe ile karşılaşıyorlar. Evler yakılmış ve yıkılmış, köyleri ot bürümüştür. Çoğu kendi evini bile çıkaramayabiliyor bazen. Uzun yıllar çadırda kalabiliyorlar. Tatvan yöresinde 5 yıldır geri dönmüş ve halen ev yapamamış, çadırda yaşayan aileler biliyorum. Öncelikle barınma konusunda destek lazım.


Bu köylerin çoğunda artık hizmetler gelmiyor ya da çok az geliyor. Okul 15-20 yıldır kapanmış oluyor, su olmayabiliyor, çoğunlukla borular patlamış, yollar artık yok.  Bu köylere bildiğimiz kamu hizmetlerinin gelmesi lazım. Örneğin, bazı yerlerde 20 hane gelmiş ama okul kapalı, bu okulların açılması lazım.


Bazı insanlar döndükleri zaman mal ve mülklerinin özellikle korucular tarafından gasp edilmesi ile karşı karşıya kalabiliyor. Bu durumdaki köylere müdahale edecek sistemler geliştirmek gerekiyor.


Devlet sadece resmi olarak boşalttığını kabul ettiği köylerde yaşayanlara (O da eper 2007 yılından önce Tazminat Yasasına (5233) başvurmuşsa) tazminat veriyor. Resmi olarak boşaltılmayan ama pratikte boşaltılan da binlerce köy var. Bu köyler istatistiklerde görünmüyor.  Koruculuğu kabul etmeyen ailelerin köyü boşaltma zorunda kalması gibi sorunlarına mahkeme destek çıkmayarak jandarmanın, "Ben köyleri boşaltmadım" sözlerini esas alıyor.


Köylerine dönmek isteyen ailelere 20 yıl önceki kaygıları hala yaşıyor ve dönmeden önce köylerine gelerek güvenliği sağlandığını kontrol ediyor. Kamu amirleri geri dönenlere "Niye döndünüz" gibi dayatmalarda bulunuyor. Yani kısacası, devlet köylülerin köylerine geri dönmesini istemiyor ve bu dönüşleri kolaylaştırmıyor.Bunun yanı sıra köye geri dönüş yapan insanlarda eski köy deneyimi ve birikimi unutuluyor. Bunun için köye dönüş yapan insanlara ziraat ve ekolojik yaşam anlamında eğitimlerin de verilmesi gerekiyor.


- Metropol ve kentlere göç eden insanların,  20 yıl önce bıraktıkları köylerine  dönüşleri  kolay olabilecek mi? 


Dönüşlerde terkedilen evlerin sadece bir kısmı dolduruluyor. İnsanların geri dönmelerinde en büyük kaygı yaşadığı konu yine ekonomi oluyor. Bunun yanı sıra, büyük şehirlerde ötekileştirilerek az maaş almaya mahkûm kalan insanlar, bu durumdan bir an önce kurtulmak istiyor. Şehirlere giden ve orada yaşayan insanlar yine bu şehirlerin varoşlarında yaşayan ve çocuklarını okula bile gönderecek ekonomik gelire sahip olamayan insanlardır. Bu insanlar köylerine dönerek yine kendi yaşam kriterlerini kendileri, belirleyerek ortak bir yaşam arzuluyor. 


-Köye dönmek isteyenleri kategorize edersek daha çok hangi kesim geri dönmek istiyor? 


Yine dönmek isteyen tabi ki yaşlı kesim oluyor. Yaşlıların eski yaşam koşularına bir özlemi, hasreti var. Gençler, bu anlamda biraz tedirgin olduklarından uzak duruyor. Bunun yanında gençler, şehir hayatından da memnun değil. Onlar sadece bir ikilem yaşıyor. Bu ikilemin nedeni yine şehirdeki ötekileştirme politikalarıdır. Göçlerden sonra doğan bu çocuklarda iki yaşam arasında kalan travmatik bir durum var. Yani gençler, hem şehir hayatından kurtulmak istiyor hem de yeni bir yaşamın getirdiği büyük zorlukları kaldıramayacaklarının korkusunu yaşıyor.


-Köye dönüşlerde hükümet, STK ve Ticaret 0dası insanlara nasıl bir güvence sağlayacak?


Bu insanların temel üretime başlayabilmeleri için köy bazında ufak yatırımlara ihtiyaçları var. Süt için soğuk hava deposu, basit bir peynir üretim yeri gibi. Biz maalesef kalkınmayı hep büyük fabrikalar olarak algıladığımız için verilen tarım hibeleri de daha çok tarımsal KOBİ’leri  desteklemek üzere. Halbuki daha küçükten başlamak gerekiyor. Önce sütü toplayacağız. En basitinden, süt güğümleri lazım, sonra köyde ufak bir soğu hava deposu. Süt toplanınca artık bir meta değeri olacak, ondan sonra ancak fabrikalar gelip alabilir. İlla büyük fabrikalara ihtiyaç yok, tüm bu köylerde kendi potansiyel ürünlerine göre küçük küçük üretimler yapılmaları sağlanabilir. 


Sürekli dışarıdan yatırımcı gelsin, buraya fabrika yapsın diyoruz, bu olmuyor olmayacak da. Bugün Diyarbakır OSB’ye baktığımızda bu fabrikaları kuranların yine Diyarbakır’ın kendi insanı olduğunu görürüz. Kendi potansiyellerimize güvenerek küçük küçük üretimler yapılmasını sağlayarak yaşamı burada tekrar canlandırabiliriz. İlla bir Sabancı’nın gelip yatırım yapması gerekmez. Ancak tüm destekleme mekanizmaları büyüğü desteklemek üzerine kurulu. Örneğin, Kalkınma ajansı destek veriyor, %50’sini sen koyacaksın, tarım bakanlığı veriyor %50’yi sen koyacaksın, AB veriyor, %50’yi sen koyacaksın. Bu %50’yi yoksul köylü nerden getirsin?  Biz büyük değil, daha küçükten başlayan mekanizmalar kurmalıyız. Köylü sütü toplayamazken süt fabrikası kur diyoruz, o zaman da olmuyor. Siyasi partiler de kırsal alanları daha iyi analiz ederek politika geliştirmeliler. Yatırımcılara gelin yatırım yapın diyerek bir şey gelişmiyor. 


- Zorunlu göçlerde ve köye dönüşlerde en çok kadının yaşamı değişiyor ve etkileniyor. Kadına dönük özel politikaların uygulanması gerekiyor mu? 


Kırsalda kadınların iş yükü çok fazla. Ama buna rağmen geri dönmüş birçok kadın geri dönüşten memnun. Çünkü artık çocukların karnı doyuyor ve başları daha dik duruyor. Bir de tabi şehirden sonra "Kadının kırsal alanda şehirde kazandığı özgürlüğü elinden alınıyor" deniyor. Ben bu geri dönüşte sürecinde en çok köylerde bu kadınlara hayran kaldım. Bir kentli olarak hiç de bizim düşündüğümüz gibi değiller bu kadınlar. Oldukça güçlüler, Evet köyde çok daha fazla çalışıyorlar ama bizim düşündüğümüz gibi köye de bağımlı değiller. Ben ilk bu köyeler gittiğimde bu kadınların rahatlığına şaşırmıştım.  Kendi yaşam alanlarında özgür olduklarını gözlemlemiştim. Nerden geliyor bu özgürlük? İş yapabilmek bu kadınlar için bir adım daha önde olmak anlamına geliyor. İş yapmak, tarlaya çıkmak, doğada çalışmak kadınları özgür kılıyor. Belki de kentliler olarak bizim özgürlük tanımımız sorunludur. Özgürlük nedir bir kadın için? Çoğumuz kadınların para ellerinde yoksa özgür olamadıklarını düşünüyoruz. Para özgürlük getirir sanıyoruz. Bizim gibi şehirden gelen okumuş ve iş sahibi kadınlar için bu köylerdeki kadınlar bağımlı görünebilir. Ancak bu kadınların ellerinde para olmasa da hareket alanları var. Tabi ki para ellerinde olsa başka şeyler de yapabilme fırsatları olacak. Ancak para eşittir özgürlük söz konusu da değil.


Aile içindeki bağlar da sadece bağımlılıktan ibaret değil. Sonuç olarak insanlar bir aile içinde yaşıyorlar ve bunun getirdiği bir takım bağımlılıkların yanı sıra bir dayanışmanın da içindeler. Bu kadınların da kendi içlerinde hayatlarını yürütme düzenleri var, her taraftan bağımlı, hapis durumunda değiller. Yaşamları bizim yaşamlarımızdan farklı olabilir. Bu onların özgür olmadığı anlamına gelmiyor. Kendi yaşamları içinde sabahtan akşama kadar üreten kadınlar onlar. Ekmeklerini, sütlerini, çocuklarının yiyeceklerini kendileri üretiyor,  yaşam düzenlerini kendileri kuruyorlar. Özgüvenleri oldukça yüksek, hayata kafa tutuyor


 2008 yılında boşaltılan köyüne dönmüş bir kadının sözüyle bitireyim, "Döndüğümde bu ev benim evim değil dedim. Çocukluk hayallerim yerinde değildi….Bu bizim salon mu diye sordum anneme…saklambaç oynadığım yerler mi bunlar? Herşeyherşey yıkılmıştı"


(la/pk/zd)