'Heval Sara özgür kadın tarihidir'
15:00
Gülşen Koçuk - Ruken Çelik /JINHA
DÊRSÎM - PKK’nin iki kadın kadrosundan biri olan Sakine Cansız'ın yaşamına dair Diyarbakır Cezaevi gerçekliğini anlatan Zeynep Ana, “Kızım Sakine’ye yönelik hiçbir baskı, onu yolundan çevirmedi. Hep inandı ve inandığı için de hep asi ve sert duruşunu, inandığı şeylere bağlılığını korudu" diyor. 12 yıllık PKK’li Jindar Dersim ise Duran Kalkan'ın Sakine'yi anltırken kendisine "Yaşayan Bir tanrıça" ifadesini kullandığını söyleyerek, 'Heval Sara özgür kadın tarihidir' diyerek duygularını ifade ediyor.
Sakine Cansız. PKK’nin iki kadın kadrosundan biri. PKK öncü kadrolarının askeri cunta tarafından alınmalarının ardından Diyarbakır Cezaevi işkencehanesi gerçekliği en acı ve insanlık dışı yüzüyle PKK’lilerin karşısına çıkıyor. Birçok aydın, yazar, siyasetçinin işkenceye maruz kaldığı, sakat bırakıldığı, katledildiği, kaybedildiği Diyarbakır işkencehanesi, PKK öncü kadroları ile direnişi yükseltti. Devlet tarihinin kara lekesi olan ve Kürt halkı için direnişin miladı olan Diyarbakır Zindanları, bin 500 kişilik kapasitesiyle 3 bin tutsağı taşıyordu. Cezaevinde yaşanılan kötü muameleye daha fazla sessiz kalamayan PKK’li tutsaklar, cezaevindeki insanlık dışı koşulların düzeltilmesi için 14 Temmuz 1982’de ölüm orucuna başladı. Başlayan ölüm orucunda öncü kadrolardan Kemal Pir, Ali Çiçek, Hayri Durmuş ve Akif Yılmaz yaşamını yitirirken, bu ölümlerin ardından cezaevi yönetimi resmi olarak tutsakların taleplerini kabul etmişti. Yaşamını yitiren PKK’lilerle beraber direnişin hala yaşayan ve erkek egemen sistem tarafından kabul görmemiş tarihi de vardı. Sakine Cansız bu tarihin kadın yüzüydü. Paris’te 9 Ocak günü iki arkadaşı Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez ile katledilen Sakine Cansız’ı ve Diyarbakır Cezaevi gerçekliğini Sakine’nin yakınları anlatıyor.
'Öğretmeni Sakine'nin yardımseverliğine hayrandı'
Gözlerinin içi hep parlıyordu Zeynep Cansız Sakine Cansız’ı anlatırken… Sakine, 5-6 yaşlarında okula başladı. Annesi Zeynep Cansız Sakine’sini anlatırken, çok çalışkan olduğunu da üzerine ekliyor. Zeynep Ana, kızının herkes tarafından sevildiğini söylerken, kızı ve öğretmeni ile ilgili bir anısını anlatmadan da geçemiyor. Sakine ve arkadaşlarının, bir gün öğretmenlerine yardım etmek için evine gittiğini ve temizlik yaptığını söyleyen Zeynep Ana, daha sonra öğretmeninin bir ev ziyareti gerçekleştirdiğini belirtiyor. Sakine’nin evini öğrenmek isteyen öğretmeni, evi ziyaret ettiğinde annesiyle tanışırken, Sakine’yi ne kadar çok sevdiğini, kişiliği ve yardımseverliğine ne kadar hayran olduğunu da ifade etmeden geçemiyor.Sakine’nin her zaman çalışkan ve iyi yürekli olduğunu dilinden hiç düşürmeyen Zeynep Ana, “Kızım çok iyi niyetliydi. Fakat çok inatçıydı. Eğer inanıyorsa bir şeye, kimse onu geri çeviremezdi. Babası Almanya’ya gittiğinde alt katımızda talebeler kalıyordu. Sakine de o talebelere yardım ediyordu. Ben de kızıyordum, ‘Kızım neden yardım ediyorsun. Tanımıyorsun, etmiyorsun. Nasıl güveniyorsun?’ diyordum. Meğer, o dönem yeni başlıyormuş herşey. Kızım beni dinlemeyince ben de Almanya’ya babasının yanına gittim” diyor. Sakine’nin lise yıllarında nişanlı olduğunu belirten Zeynep Ana, kızının üniversite okumak için Elazığ’a gittiğine değiniyor. Almanya’dan döndükten sonra Sakine’nin PKK Elazığ grubu ile yakalandığını ifade eden Zeynep Ana, Sakine’nin Elazığ Cezaevi’nden firar edip tekrar yakalandığını ve sırasıyla Malatya, Amasya, Çanakkale ve Diyarbakır cezaevlerinde kaldığını kaydediyor. Zeynep Ana, Sakine’nin firar etmek için kazdığı tünelden çıkardığı bir taşı da kendisine verdiğini ve kızının ondan bu
taşı saklamasını istediğini anlatıyor.
'Sakine’ye yönelik hiçbir baskı, onu yolundan çevirmedi'
Sakine’nin son durağının Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi olduğunu söylüyor Zeynep Ana. Diyarbakır Cezaevi’nde ağır işkencelere maruz kalan Sakine’nin burada 12 yıl kaldığını dile getiren Zeynep Ana, bir annenin kaldıramayacağı acıyı taşımanın mücadelesini vererek hem oğlu Metin Cansız için hem de Sakine Cansız için yıllarca Diyarbakır’ın kendisi için çile dolu yollarında mekik dokuyor. Gözleri önünde çocuklarının dövülüşünü asla unutmayacağını ifade eden Zeynep Ana, Sakine’nin mahkemeye gelişi bile farklıydı. Sanki canavarmış gibi etrafını askerler kapatıyor ve hiç görünmüyordu. Mahkemeler de ayağı kalkmıyordu. İşkenceler
çok yoğundu Sakine üzerinde” diyor. Sakine’nin hep arkadaşlarından söz ettiğini kaydeden Ana, kızının hiçbir zaman kendi yaşadıklarını, gördüğü işkenceleri anlatmadığına dikkat çekiyor. Sonra ölüm orucunu anlatıyor Zeynep Ana. Ve aslında ölüm orucu için söylenecek çok şey olmadığını söylüyor. Ölüm orucunu sindirmek amacıyla tutsaklara yönelik işkencelerin doruk noktaya ulaştığını kaydeden Zeynep Ana, “Sakine’ye yönelik hiçbir baskı, onu yolundan çevirmedi. Hep inandı ve inandığı için de hep asi ve sert duruşunu, inandığı şeylere bağlılığını korudu” şeklinde konuşuyor.
'Yapılan herşeyin özel bir politikaydı'
Diyarbakır Cezaevi’nde yıllarca kalan ve Elazığ’da Sakine Cansız ile beraber olanlardan Ali Haydar, Esat Oktay’ın Diyarbakır Cezaevi’ne yeni geldiği dönemde yapılan herşeyin özel bir politika olarak uygulandığına işaret ediyor. Askerler tarafından ilk olarak kalas ve coplarla karşılandıklarını söyleyen Ali, kendilerine yönelik uygulamaları anlatırken, “Düşünün ki, karşıda su akar ama içemezsiniz. Sizi gözetleyenler ve dayak atmak için tetikte bekleyenler var” diyor. Diyarbakır Cezaevi’nde öncü kadroların başlattıkları direniş ile beraber kendilerinin de direndiğini kaydeden Ali, “Bu arkadaşlar bizler için direnerek ölmeyi seçtiler. Çünkü Esat bunu söylüyordu:‘Öleceksiniz.’ ki o zaman Esat da bitti. Bunu kendiside belirtiyordu.‘Ben başarılı olduğum müddetçe burada kalacağım. Siz başarılı olursanız ben giderim. Gerçekten de öyle oldu arkadaşlarımız şehadete ulaşarak başarılı olunca Esat gitti” diyor.Diyarbakır Cezaevi’nin diğer direnişçilerinden birisi olan Doğan Çelik ise, o dönem örgütlü bir yapının tam oturmamış olmasından ve muamelelerden dolayı birbirlerinden, ne yaşadıklarından haberdar olmadıklarını kaydediyor. Bölge’de hala hüküm süren ajanlaştırma kültürünün Diyarbakır Cezaevi’nde çok yaygın olduğunu belirten Doğan, kişi başına bir ajan düştüğünü ifade ediyor.
'Sakine Kürdistan’da ilk siyasi savunma yapan kadın arkadaştır'
Sakine Cansız ile birlikte aynı grup (Elazığ Grubu) ile beraber alınan Doğan, Diyarbakır Cezaevi kadar Sakine Cansız’ı anlatmanın da zor olduğunu ifade ediyor. “Bizim bir şansımız vardı, Sakine’yle beraber mahkemelere gidiyorduk” diyen Doğan, şöyle anlatıyor Sakine’yi ve yaşadıklarını:
“Mahkemeye gitmek ayrı bir işkenceydi. Sabah erkenden zincirleri elimize ayağımıza takarlardı. Bizi sıraya dizer, kalaslarla her yerimize vurmaya başlarlar. Siyasi savunma yoktu. Her ne kadar Kemal Pir arkadaşlar siyasi savunma yapsa da onlardan sonra yine duruluyordu yada sadece onlara kalıyordu bunu yapmak. Mahkemede Şahin Dönmez yanımızdan geçerken, Sakine ona ‘Alçak’ demişti. Şahin Dönmez mahkemeye dönüp,‘Komutanım, Sakine bana hakaret ediyor’ demişti. Biz 67 kişiydik Sakine arkadaş aramızda olan tek kadındı. Sakine’nin yeri farklı, biz farklıydık. Sakine’nin duruşu, direnişi Sakine’nin bağlılığını anlatmak mümkün değildi. Sakine Kürdistan’da Kürt mücadelesinde mahkemede ilk siyasi savunma yapan kadın arkadaştır. O dönem kadın arkadaşlarda direnişe katılıyorlardı. Fakat çok haberdar değildik. Sonra söylenti çıktı Sakine arkadaş şahadete ulaştı diye. Ve o zaman bütün cezaevinde bağırmalar, isyanlar, yatak yakmalar, sloganlar gelişti. Sonra mecbur kaldılar Metini götürüp ablası Sakine’yle görüştürdüler, öyle bir şeyin olmadığını öğrendik.Sakine arkadaşla tekrar bir mahkemeye gittiğimizde orda hakim,‘Susun konuşmayın’ dedi. Sakine’nin oradaki tepkisi, ‘Terbiyeli olun karşınızda koyun sürüsümü var!’ oldu. Orda hepimiz lanet ettik ‘erkek’ kişiliğimize. Sakine’nin bağırmasıyla biz de kalktık.”
Sakine’yle daha çok dışardan tanıştıklarını belirten Doğan, Sakine’nin çok farklı bir duruşu ve bağlılığı olduğunu dile getiriyor. Sakine’nin bildiği doğruları inatçı bir şekilde savunduğunu kaydeden Doğan, “Sakine, eski arkadaşlara ve onların ailelerine de müthiş bağlılığı olan bir kadındı. Düşünün ki, enzor yıllarımızda ayağımıza bir taşda değse kendisini arardık. Yoldaşlığı müthiş samimiydi. Bir anne bir abla bir yoldaş olabiliyordu aynı anda. O yüzden Sakine’nin dolmaz bir yeri var. Mert, korkusuz yürüyüşü ile Dülger Dağı gibi diktir Sakine arkadaş” diyor.
'Sara bizim için yaşayan bir tanrıçaydı'
Sakine Cansız’ı, 12 yıldır PKK saflarında yer alan ve Sakine ile 2002 yılında Kandil’de karşılaşan, yıllar sonra ise Zagros’ta tekrar buluşan Jindar Dersim şöyle anlatıyor:
“Heval Sara’yı (Sakine Cansız) anlatmak çok zor. Onunla beraber kalmış arkadaşlar olarak onu doğru kavramlarla o görkemle, ona yakışır bir şekilde anlatmak insanı zorluyor. Ama bir yandan da görevimizdirde onu anlatmak. Yeni kuşaklara tanıtmak, bütün kadınlara onu anlatmak bize düşen bir borçtur. Sara arkadaşı 2002 yılında Kandil'de görmüştüm. Çok kısa bir süre karşılaştık. Sonrasında görme fırsatım olmadı ayrı yerlere gittik. Sonra 2009-2010 yıllarında bizim bulunduğumuz alanlara gelmişti. O zaman Zagros’ta kalıyordum. Üç gün bizimle kaldı ve hayatımda unutamayacağım en güzel üç gündü. O kadar doğal, güzel ve heybetli bir duruşu vardı ve bir okadar içten, samimi bir kadın duruşu vardı. Biz özgün bölük olarak onun gelişini büyük bir heyecanla bekliyorduk. Sonra geldiğini söylediklerinde karşılamaya gittik. Bir yüksek tepeden aşağı iniyordu gerçekten o görüntüsü hiç gözümün önünden gitmiyor. Öyle dimdik, öyle heybetli… Nasıl ki bizi gördü, gülmeye başladı. Koşarak indi hepimize bir sarılışı vardı ki; sanki yıllardır bizimle birlikte kalmış. Yıllardır bize komutanlık, yoldaşlık yapmış. İnanılmaz bir sıcaklık vardı. Sohbeti çok doğaldı. Kürtçe konuşmakta zorlanıyordu ozamanlar. Bizde çok ısrar ettik Kürtçe konuşması için. Çat pat Kürtçe konuştu toplantıda. Ara verdiğimizde bana ‘Jindar heval Kürtçem nasıldı’ diye sordu. Ona Kürtçesinin çok güzel olduğunu ve devam etmesini söylediğimde çok hoşuna gitmişti. Gruptaki arkadaşlarla yaş farkı olmasına rağmen çok doğal bir ilişki yakalamıştı. Üç gece hep moral gecesi yaptı, bizlere şarkı söyletti. Eski arkadaşları anlatıyordu anılarını anlatıyordu. Sara’da PKK’nin o ilk çekirdek kadrosunun hepsini görüyordum. Çok farklı bir duyguydu Heval Sara’da PKK’deki yoldaşları PKK’nin yeni kuruluş heyecanını görüyordum. Bunu kendisine söylediğimde çok etkilendi ve ‘Umarım bunu yansıtabiliyorumdur. Şimdi bana daha çok çalışma düşer' dedi. O, yaşam disiplininden hiçbir zaman taviz vermezdi. Bu yönüyle de gerçekten hepimize ciddi bir örnekti. Biz heval Sara’ya ilişkin anıları anlattığımızda Duran Kalkan arkadaş başlardı anlatmaya. ‘Sara bizim için yaşayan bir tanrıçaydı. Onun duruşu karşısında utanıyorduk’ derdi. Önderliğimiz şehit arkadaşlar dışında arkadaşların fotoğrafını asmaz, ama Sakine arkadaşın fotoğrafını yatağının, başının üzerine asıyormuş.
'Ha benim elimi gördün, ha benim vücudumun başka yerini gördün'
Sara arkadaş, cezaevinde kendi yaşadıklarını, işkencelerini anlatmazdı. Yani o süreçte beraber olduğu arkadaşlar anlatıyorlardı. Bir çok erkek dayanamazken, o tek başına bir genç kadın olarak öyle direniyor ki, hiçbir işkenceye boyun eğmiyor. Hatta Heval Sara yalnız bir şey anlatmıştı. Heval Mazlum’la Sara arkadaşı karşı karşıya getirip Sara arkadaşı Mazlum arkadaşın önünde soyuyorlar. Yani o süreçte bundan yararlanmak istiyorlar. Heval Mazlum’a da etkilenecek bir Kürt erkeği, feodal gözüyle bakıyorlar ve Sara arkadaşın da utanıp ağlayacağını düşünüyorlar. Heval Mazlum başını indiriyor, heval Sara okadar kızıyor ki,‘Sen neden utanıyorsun benden? Ha benim elimi gördün, ha benim vücudumun başka yerini gördün. Kaldır başını bunların önünde eğme’ diyor. O duruşuyla bütün arkadaşları etkilemiştir. Arkadaşlar da diyordu: Artık Sara’nın olduğu her yer direniştir. Sara’nın olduğu her yerde PKK vardır. PKK asla yenilmez, o tek başına da olsa yenilmez. Gerçekten de öyleydi gerillada ki duruşu da öyleydi. En son biz gruplar şeklinde buraya gelecektik ben ona bir not yazmıştım hatıra olsun diye. 28 mayıs 2012 Hewler’de bana mektup yazmıştı. Mektuba baktığında sanki bir veda mektubu sanki herkese veda edercesine, değişik veda sözcükleri ayrılmaya biçtiği anlamlar… Şahadetlere nasıl anlam yüklediği, hepsini mektubun içeriğinde açmış. Yurt özlemi çok yoğun var. Kuzey halkına olan sevgisi, Dersime olan özlemi… ‘Dersime ulaştığında bütün halkı görebildiğin herkesi öp. İmkanın olursa Munzur’un güzel alabalığını ye’ demiş. ‘Oranın havasını hisset, bende burada hissedeyim demiş. Heval Sara Özgür kadın tarihidir.”
'Bu yolda Sakine arkadaşların mirası ışık oluyor bize'
PKK hareketinin, kadın ideolojisini temel alıp bu temelde yürüyen bir hareket olduğunu dile getiren kadınlardan Helin Faraşin, Sakine Cansız’ın kadın temelinde hareket eden bir örgütün kurucularından birisi olduğuna dikkat çekiyor. Sakine’nin, kadınlara çok büyük bir miras bıraktığını dile getiren Helin, şöyle konuşuyor:
“Gerillaya katılırken idol olarak seçebileceğin birileri vardır mutlaka. Her kadın arkadaşta bu vardır. Sakine arkadaşın mücadeleci, direnişçi bir kişiliği, kimliği var. Sakine arkadaşı bizzat görmedim. Fakat arkadaştan çok söz edilir. Parti ile büyüyen bir arkadaş. Partimizin en zor dönemlerinde, onunla beraber yürüyen bir insandır. Aldığımız mirasın onlardan geldiğinin bilincindeyiz. Sakine arkadaş da diğer arkadaşlar da ellerinde henüz bir şey yokken herşeyi yaşayarak öğrendiler. Bizler öğrenilmiş şeyleri yaşarken, onlar herşeyi kendileri öğrendi. Kadın tarihimizde de arkadaşların anlatımlarında da ismi geçen kadınlardandır Sakine arkadaş.
Bizler sadece düşmanla değil, içimizdeki erkekle de mücadele ediyoruz. Sonuçta erkek egemen bir sistemden geliyoruz. Ve kendimizle de mücadele ederek cinsimizi ve kimliğimizi tanıyoruz. Bu yolda Sakine arkadaşların mirası ışık oluyor bize. Sakine arkadaş, mücadeleci, asi kişiliğiyle yürümüş ve bütünleşmiştir. Mirası büyüktür ve biz de onun izinden yürümeye çalışıyoruz."
(gk-rç/zd)

