‘Yargı için sanık sandalyesinde kimin oturduğu önemli’
10:01
Esra Gültekin – Mizgin Tabu / JINHA
AMED- Son zamanlarda sıkça gündeme gelen tecavüz olaylarına ilişkin konuştuğumuz Avukat Reyhan Yalçındağ Baydemir, “Biz bu suçlarda sadece ruhu, bedeni, fiziği örselenen, yaralanan, tarumar edilen çocuk değil ama onun şahsında toplumunda hedef alındığının farkındayız. Dolayısıyla buna verilecek en güçlü cevap, örgütlü mücadeledir” dedi.
Türkiye ve Bölge’nin birçok yerinde, kadın ve çocuklar hemen her dakika cinsel tacize maruz kalmakta. Görülen davaların çoğundan tahliye kararı çıkarken, mağdur olanlar verilen kararlarla iki kere mahkûm edilmekte. Konuya ilişkin görüşlerini aldığımız Avukat Reyhan Yalçındağ, son zamanlarda sıklaşan tecavüz vakalarının geçmişe oranla farksız ama görünür kılındığını belirtti.
‘Cinsel suç meselesi son yüz yılların meselesidir’
Reyhan, tecavüze uğrayanlar şahsında toplumun hedef alındığının altını çizerken, iktidarlar değişse bile mantalitenin değişmediğine vurgu yaptı. Reyhan, ”Savaşın bir kültür haline dönüştürdüğü şiddetin yarattığı sonuçlardan biri olan, çocuk istismarları ya da kadına yönelik tecavüz ve cinsel suç meselesi son yüz yılların meselesi. Toplumda tehlike olarak görülen guruplara yönelik en ucuz, en kolay ve onu sistemler tarafından en kolay şekilde araç olarak kullanacakları şey tacizdir, tecavüzdür, cinsel istismardır. Dolayısıyla bu suçlarda sadece ruhu, bedeni, fiziği örselenen, yaralanan, tarumar edilen çocuk değil, onun şahsında toplumunda hedef alındığının farkındayız. Dolayısıyla buna verilecek cevap örgütlü bir mücadeledir” açıklamasını yaptı.
‘Çocuk istismarına ilişkin yasalar yetersiz’
Kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarına ilişkin yasaların yetersiz kaldığına değinen Avukat Reyhan, “Bu davaların büyük çoğunluğunda sanıklara tahliye kararı veriliyor. Çünkü zaman aşımı hükümleri uygulanıyor, çünkü istenilen şekilde delillerin toplanmasıyla ve ulaşmayla alakalı soruşturma aşamalarında bizi tatmin edecek etkili hukuk yolları işletilmiyor, yeterli bir soruşturma görülmüyor, bütün detaylarıyla olayın üzerine gidilmiyor. Ceza yasasında biz var olan hükümlerin yerine daha etkili daha caydırıcı cezaların konulmasıyla ilgili çalışmalar yürüttük ve yürütmeye de devam ediyoruz. Örneğin, hiçbir biçimde çocuk tecavüzcülerine asla denetimli serbestlik uygulanmaması, ne olursa olsun af gibi hükümlerden yararlanmamasına ilişkin özel hükümler konulması, çocuğun baş edemediği bir travma olduğu için hiçbir biçimde adli tıptan alınan ruh sağlığı bozulmuştur raporuna gerek kalmaksızın, zaten bilimsel olarak çocuğun ruh sağlığının ciddi şekilde örselendiğinden hareketle ağırlaştırılması gerekiyor cezaların” dedi.
Reyhan, “İç mevzuat” mademki şu an yerel iç mevzuat istediğimiz düzeyde değil, o halde biz bunun bütün uluslararası hukuk anlamında da tüm mekanizmalarını hayata geçirmek durumundayız. Bu yüzden N.Ç. davasını Avrupa insan hakları mahkemesine taşımak durumunda kaldık. Yoksa tazminatımı öderim ihlalimi yaparım yaklaşıma sahip” ifadesine yer verdi.
‘Hukukçulara büyük sorumluluk düşüyor’
Bölge ve Türkiye’nin pek çok yerinde kadın ve çocuklara yönelik gerçekleşen cinsel istismarlara ilişkin davaların yavaş işlemesini değerlendiren Reyhan, Türkiye’de davaların hızlı sonuçlanması sanık sandalyesinde kimin oturduğu ile alakalı dedi. Reyhan, “Sanık sandalyesinde kimin oturduğuna bağlıdır yargının nasıl işlediği. Diyelim ki, Kürtler sanık sandalyesindeyse, demokratik siyaset yapma hakkını kullandığı için, gazeteci olduğu için, insan hakları savunucusu olduğu için, milletvekili de olsa, sendikacıda olsa inanılmaz bir hızla yargılama yapılıyor. Diyarbakır cezaevinde öldürülen mahkumların dosyası hâlâ devam ediyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin mahkum ettiği davalar yıllar geçmesine rağmen hala devam ediyor bu ülkede” diyerek, her kesimden bu tarz davaların sonuca ulaşması için güçlü bir şekilde sahiplenmesi gerektiğini söyledi. Reyhan, “Bu dosyalarda ne kadar kararlı bir duruşla takip olursa, o kadar adil bir karar çıkmasında itekleyici bir güç oluruz. Hukukçu arkadaşlara çok büyük görevler düşüyor. Duyarlı olan bütün avukatlar, gönüllü ve örgütlü bir biçimde bu davaları sonuna kadar takip ederlerse, caydırıcı sonuçlar çıkartacağını düşünüyorum” vurgusunu yaptı.
‘Çocuklar anne ve babaya karşı kullanılıyor’
Konuşmasında “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı ve koruculuk sistemini eleştiren Reyhan, şöyle konuştu:
“Dün konuşulan şevkat evleri, bugün konuşulan sevgi eli hayata geçirilmeye çalışılan ŞÖNİM, kadın bakanlığının değil ama sosyal politikalar bakanlığının politikalarıdır. Şiddeti önleyeceksek biz önleriz diyorlar ve bir erkeğin denetiminde sağlıyorlar. Buradaki çocukların belleğinde elinde silah olan militarist güç, onun belleğinde 28 Mart’ta öldürülen Enes Ata’dır. Ya da Pozantı cezaevinde tecavüze uğrayan T.T. dir. Ya da Bingöl’de uzman çavuşların tecavüze uğrayan E.A dır. Sonuçta buradaki çocukların belleğinde silahlı bir güç başka bir şeydir. Avrupa’da enseste maruz kalan veya bizzat dilencilik yaptırılan, ya da çocuğunu cinsel şekilde pazarlayan ailelerde devreye giren bir yerdir devletin “Şevkât eli” projesi. Yani çocuğun istismarının bizzat aile eli ile gerçekleşmesidir. Oysa bizdeki tezahürü aileyi politik düşüncesinden dolayı cezalandırma ve bununla ilgili çocukları anne babaya karşı kullanma, anne babayı da çocuklar üzerinde bir tehdit mekanizması olarak görme. Nedir bu, çocuğa seni anne babandan alırız demek ve anne babaya çocuklarınızı sizden alırız demek. Militarist, eril, geleneksel bir devlet karşımızda.”
(la)

